9 Ocak 2010 Cumartesi

Mayıslar Hepimizin ...


Blog aleminde 3 gündür süregelen ve Galatasaray eksenli devam eden bir tartışma yaşanıyor . EkşiBeşiktaş sitesinden Jessie'nin Şaibesaray / Galatasaray yazısının ardından kişisel düşüncelerimi belirttiğim Galatasaray'dan Nefret Ediyorum postu üzerine güzel bir Galatasaraylı olduğu her halinden belli olan Mayıslar blogu sahibi Ata cevap niteliğinde bir yazı girdi . Bu üç site arasında dolanan yorum yazı ve post üçgeninde kirlenmek kaçınılmazdı ve asıl söylenmek istenen - dikkat çekmek istenen sanırım hala anlaşılamadı . ''Önce kendinize bakın'' minvalinden hareketle başlanan ilk cümlelerin sonu ''3. büyüksünüz siz lan''a kadar gidince birşeyler eklemek ve konuyu etraflıca açmak farz oldu . Üstüne bir de Ata'nın postunun yorum bölümünde birebir beni muhatap almasıyla birlikte Çölaşan - Melih münakaşası kadar olmasa da tatlı bir Hıncal - Haşmet sohbetine yol açıldı .

Öncelikle vereceğim linkler ve yararlandığım kaynaklara olan inancınızı sorgulamak haddime değildir ancak sizlerin de benim kişisel fikirlerimi değiştirmek adına seviyeyi düşürmenize müsaade etmeyeceğimi bilmenizi isterim . Sonuçta insanız , inandığımız şeyler üzerine yaşıyoruz , nefes alıyoruz , tercihler - hatalar yapıyoruz ve üzerine kafa yoruyoruz . Ben ne kadar Beşiktaşlı isem bir o kadar da Galatasaraylı'nın olması hoşuma gidiyor zira taraf olmanın kaçınılmaz sonu ile farklı olmanın güzel tadını da bu şekilde çıkarıyoruz . Ben yazayım düşüncelerimi üstüne konuşacak bir çok şeyimiz olacaktır zaten ...

Galatasaray'ı sevmemenin ilk sebebi henüz 7 yaşımdayken çocuksu sevinçlerimin içinde bulunduğu ve Ergun Gürsoy tarafından Malatya yollarına düşen Doğan marka arabalardır . Sonraları anlayacağım şey o zamanlar araba almanın mümkün olmadığı ve insanların dört teker için sıraya girmeleridir . Özal dönemi zenginlerinden Ergün Gürsoy beyefendinin Galatasaray gibi özel bir camia içinde (lise kültürü - elit kesim) varolma fırsatıymış da haberim yokmuş . Neyse gazeteci ağzıyla konuşmak istemiyorum bütünüyle duygularımdır anlatacaklarım . Dün gibi hatırlıyorum 2 hafta öncesinden bayramlık formalarımla uyuduğumu ve sonra acı gerçekle siyah beyaz masumiyetimin soyulduğunu ! Şampiyonluk kutlamaları sırasında o zamanlar tabutlar modaydı . Kim en önde tamamladıysa ligi çekiştiği takımın renklerinden oluşan bir tabut yaptırıp sokak sokak dolaştırırdı . Bizim mahallenin önünden geçmişti de benim duygularımı içine koymuşum o tabutun , İyi Bilirdik denilince anladım . Biz iyi kaldık da bu işlerde iyi olmanın acısını çekmenin kötülüğünü sonra sonra öğrendik . Bu konuda vereceğim linkleri bilgilerinize arz ederim ;

Beşiktaş - Denizlispor : 1-1

Soyunma Odasında Atlara Yapılan İğneler Vardı !

Malatyalı Şeyhmuz ve Eren'in Açıklamaları

Ata ; yazıma istinaden belirttiğin yorumlarda doping iğnelerini yukarıdaki linkten anlamışsındır umarım . Ali Tanrıyar'ın ''Seni Sevmeyen Ölsün'' lafına kızmadım ki ben yanlış anlaşılmış sanırım , sadece kendi ölümümü o şarkı sözleriyle anlattım . Aynı şarkının sözleri değiştirilmiş haliyle söylenişini tüm Beşiktaşlılar bilir , ben o kısım ile ilgiliyim . Ayrıca basketboldaki mevzuyu da hiç duymadığını belirtmişsin . Eyvallah . Ben bir paragraf sunayım senin nezdinde herkese . İçinden kışkırtıcı cümleleri çıkararak ve tahrik edici kelimeleri alıp tarafsız bir yazı gibi bakarak yayınlayayım . Tüm yazı için de bir kaynak belirteyim ; Tribün Dergi .

Yıl 1987 . Galatasaray basketbol takımı . Ligdeki bütün takımlar tek yabancı ile oynuyor . Galatasaray’ın kadrosunda oynayan dört isim : - Izic , Michael Sceorse , Paul Dawkins , Calvin - . Biri hariç diğerleri Türk vatandaşı yapılıvermiş , basketbol şube sorumlusunca . Yıllarca şampiyon olamamışlar basketbolda da . Her şampiyonluk için . Kurallar delik deşik edilmiş . Basketbol federasyonu çaresiz . Diğer kulüpler itiraz ediyor ama işi kitabına uydurmuşlar . Ve çaresizlikle bir sonraki sene için yeni bir kural koyuveriyorlar (Sahaya çıkan 10 kişilik kadroda Türk Milli takımında oynamaya haiz en az 9 oyuncu bulunma zorunlulugu getiriyorlar) . Ömer Büyükaycan’ı taransfer etmiş o sezon Galatasaray inanilmaz şekilde . Ömer Büyükaycan’ın transferi mümkün değil . Ancak bir kural var enteresan : “Eğitim dolayısıyla “istediği okulun takımına serbestçe transfer olabiliyor oyuncu . O zamanki Galatasaray basketbol şube sorumlusu buluyor yolunu , Ankara`da “Ayşe Abla Spor Kulübü” diye bir kulüpten lisans çıkarıyor Büyükaycan , “Ayşe Abla Spor Kulübü”.... dalga geçermiş gibi fütursuzca . Tesadüf bu ya, kısa bir süre sonra, “Ayşe Abla Spor Kulübü” olağanüstü kongreye gidiyor ve kongresinde aldığı olağanüstü bir kararla , Galatasaray kulübüyle birleşmeyi kararlaştırıyor . Böylece Ömer Büyükaycan Galatasaraylı oluveriyor . Bak şu Allah’ın işine ! O sene Beşiktaş basketbola büyük yatırım yapmış . İyi bir kadro kurmuş . Efe Aydan, Erman Kunter Besiktaş’ta forma giyiyorlar . Ve Beşiktaş-Galatasaray finale kalıyor sonunda . Galatasaray basketbol şubesi yoneticisi , işini sağlama alıyor ve Beşiktaş’ın tek ABD’ lisi James Bullock`a 10 Bin Dolar veriyor, satın alıyor Amerikalıyı . James Bullock aldığı paranın hakkını veriyor, ilk final maçında sahada kavga çıkarıyor ama sadece tek maç ceza alacağını biliyor, ne olur ne olmaz diye sahadan atıldıktan sonra sağa sola saldırıyor ve 2 maç ceza alıyor . Yabancısız Beşiktaş, bol “Türkleştirilmiş” yabancılı Galatasaray`a boyun eğiyor ve Galatasaray şampiyon oluyor . (Bu olay daha sonraları bütün açıklığıyla, Ahmet Kurt`un yayın yönetmenliğini yaptığı “Basket” dergisinde yayınlanan bir roportajda rahmetli Aydan Siyavuş tarafından bütün açıklığıyla anlatılıyor) . Hatırladınız mı o meşhur basketbol şubesi yöneticisini ? Hatırlayamadıysanız adı FARUK SÜREN . Başkanlık yaptı Galatasaray`da . O sene şampiyon olan Galatasaray takımı kaptanı TURGAY DEMİREL ise şu anki Basketbol Federasyon başkanımızdan başkası değil .

Olaylar ihtilalin etkisinden çabuk sıyrılmaya çalışan 1990 öncesi kötü Türkiye'nin sevimsiz hadiseleri . Herkes değişim peşinde , yeni bir toplum oluşma sürecinde . Bizim sosyolojik olgulara tepki verme meselemiz sadece sokaktaki misket üzerinden ve koşturduğumuz top peşinden . Herkesin bir sevdiği vardı benimkisi mahalleden ilk aşkım Hüma ile Beşiktaş'tı . Ardından gelen 3 sene üstüste şampiyonlukla düzelen psikolojik yapımız yine bir tanıdık renk ile karşılaşınca bozulan dengemiz ! Hoşgeldin dejavu ... Bu sefer ergen sivilcelerine bırakılmış değişimin ilk işaretleri , yavaş yavaş sevdamızın peşinden stad tecrübeleri , daha çok bağlandığını hissetme hadisesi ve dördüncü şampiyonluğun tatlı hayali . Hey hat yeni kahraman Adnan Polat ! Hani tribünleri ayıran , sevmiyoruz seni pankartı açılan . 3 hafta kala ve büyük derbi öncesi ligden düşmesi kesinleşen Konyaspor ile oynar Galatasaray kendi evinde ve 5-0 kazanır . Hakemimiz tezahüratlarımıza başrol olan meşhur Vahap Beyaz'dır ama o gün kararır zira Konyaspor 9 kişi ile maçı tamamlamıştır . Buna rağmen Konyaspor takımını teşvik primi almak ile suçlayacaktır Galatasaray camiası . Üstüne de Beşiktaş'ın rakibi Kocaelispor'un teknik direktörü Güvenç Kurtar'ın 2 gün İstanbul'da kaldığını iddia edecektir . Olsun önemi yoktur hatta bu yazdıklarımın da geçerliliği yoktur . Sonucu belli bir film gibi yaşanacak olayların en önemli tarafına dikkat çekmek istiyorum esasında . Yoksa Galatasaray bir çentik daha atmıştır şampiyonluk sayısına , bir kez daha mutlu olacaktır doyasıya . Söylemek istediğim şey çok iyi hatırladığım ve tam kelimesi kelimesine yazayım diye de internetten araştırdığım bir diyalogtur .

Son hafta aynı puan ve -/+2 averaj sözkonusu Beşiktaş aleyhine . Galatasaray deplasmanda Ankaragücü , Beşiktaş ise kendi evinde Genlerbirliği ile karşılaşacaktır . 25 Mayıs günü Gençlerbirliği’nde büyük bir deprem yaşanır . Başkan Cavcav , Beşiktaş maçı öncesi ikinci kaleci Kazım ve Kemalettin’i teknik direktöre saygısızlık etmeleri , Hayrettin’i ise seyircilere çirkin hareketler yapması sebebiyle kadro dışı bıraktığını açıklar . Takımın ilk kalecisi Goran’ın kırmızı kart cezası sebebiyle Beşiktaş maçında kale üçüncü kaleci Levent’e kalmıştır . Ertesi günü Adnan Polat , “Bu lekeyi temizlemeleri lazım” diyerek Beşiktaş’ı yaylım ateşine tutar ve şöyle der ;

“Şike ve teşvik primi kokuları alıyoruz. Bu lig şaibelidir. Beşiktaş şampiyon olursa lekeli bir şampiyonluk kazanmış olacak. Ben zaten bu saatten sonra böyle lekeli bir ligin şampiyonluğunu olmak istemem. Beşiktaş şampiyon olursa bundan önceki şampiyonluklarına da gölge düşer, 6 şampiyonluğu da şüpheli hale gelir. Bir kaç gündür duyduklarım sebebiyle Türkiye’de futboldan nefret ettim. Kazım, Hayrettin ve Kemalettin komik nedenlerle kadro dışı kaldılar. Bu üç futbolcunun kadro dışı bırakılmasının kamuoyuna açıklanması gereken geçerli bir nedeni olması lazım. Bu adamlara birisi bir şey mi teklif etti? Bu adamlar birisiyle anlaşmaya mı girdi? Ne olduğunu bilmek istiyoruz . Beşiktaş son beş yılda Gençlerbirliği’ni sadece bir kez yenebilmiş. Şimdi Beşiktaşlı futbolcular Gençlerbirliği’ne 8–10 gol atacaklarını söylüyorlar. Bunu neye güvenerek söylüyorlar? Gerçekten Beşiktaş çıkıp maçı 10–0 kazansa bile bir şaibe konuldu. Bunun üstüne bir çamur atıldı . Galatasaraylı taraftarlardan yüzlerce telefon geliyor, sessiz kalmamamızı istiyorlar. Artık bu iş sporu aştı, biz Ankaragücü’nü 1–0 yenersek Beşiktaş’ın 3–0 kazanması gerekiyor. Bu şaibeler altında Beşiktaş şampiyon olacaksa bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Böyle bir kupayı kabul ediyorlarsa alsınlar, biz öyle kupa istemiyoruz. Neden Türk futbolu ilerlemiyor diye konuşmamamız lazım, olay ortada . Galatasaray mertçe çıkar, futbolunu oynar. Kazanırsak kazanırız, kaybedersek kaybederiz. Hiç Galatasaray’la ilgili bir dedikodu duydunuz mu? Bizim Ankaragücü’ne karşı zaten belirli bir üstünlüğümüz var. Beşiktaş artık çok güç durumda. Maçı 8–0 kazansalar bile çamuru artık temizleyemezler. Beşiktaş Kulübü devamlı bir zan altında kalacak. Bunu temizlemeye güçleri de yok. Bu artık bir mikrop gibi herkesin kafasına yerleşti . Gençlerbirliği’nin futbolunu yakından izleyeceğiz. Birçok otoritenin de görüşlerini alacağız. Bakalım futbolcular gerçek futbollarını mı oynuyorlar? Karşı tarafın elinde top tüfek, bizim elimizde kılıç kalkan. Ama biz kararımızı verdik, gücümüzün yettiği kadar oynarız. Gelip geliriz ya da gelemeyiz, ne olursa olsun fair-play her zaman kazanır. Kupayı alalım ya da almayalım benim şampiyon Galatasaray’dır.”

Adnan Polat’a cevap ertesi gün gelir gelmesine de , cevap belki de bizim neden Beşiktaşlı olduğumuz gösteriyor . Hani o çok bahsedilen fıtrat ile alakalı , yaşayış tarzı , karakter , durum muhasebesi , bakış açısı ve bilimum buna benzer kelimeler . Bir duruştan bahsedilecekse hala ve bu duruşla dalga geçecek gerzek beyinler tutulmaz ise anlayacaktır her kelimenin vurucu ağırlığını . Başarıya giden her yolun mübah sayılmadığını . Önemli olanın bir kupa istatistiği değil dostluk sayıldığını ...

Süleyman Seba ;

“Adnan Polat’ın açıklamalarına yönetim kurulu olarak çok sinirlendik . O’nun seviyesine inmek istemiyorum . Bizim şampiyonluk şansımız Galatasaray kadardır , mühim olan dostlukların bozulmamasıdır . 90 yıllık Beşiktaş’a kimse dil uzatamaz . Beşiktaş şampiyonlukları hep bileğinin hakkıyla kazanmıştır . Beşiktaş ve Galatasaray kulüplerinin berrak geçmişlerini hiç yaşamamış, okumamış ve öğrenmemiş bir kişinin hezeyanlarını ciddiye almak niyetinde değiliz .

(Şu anda kesmem lazım ve nokta koymam gerekiyor yazdığım bu yazıya . Zira söylenecek başka birşey bırakmıyor bana büyük başkan . Bu cümleler bile farkı , kaliteyi ve camia yapısını gösterir niteliktedir ki zaten daha da gaza gelip yazmak istediğim bir sürü şeyden de vazgeçtiğim anlamına gelmektedir ...)

Buraya kadar yazııp çizilenler ; tribün kovalayan , az çok futbol tarihiyle ilgilenen ve takımını sahiplenen tüm sporseverlerin bildiği şeylerdir . Bak siz böylesiniz biz böyleyiz ayrımına girmiyorum sadece kendi duygularımı bu satırlara döküyorum . Belki de tüm Beşiktaşlılar'ın ortak düşüncelerini yansıtıyorum .Tamamen kişisel , bütünüyle beni bağlayan ve inandığım şeyler olmasıyla birlikte kanıtlanmış , ispatlanmış ve belgelerle ortaya konmuş olmasıyla da futbolu seven bir adamın kayıtsız kalamayacağı gerçekler olduğunu söylüyorum . İki şampiyonluğu bir şekilde kaybetmiş bir çocuğun travmatik halleridir buralarda okunan , biraz empati kurularak zor olmamalı anlaşılan . Onbin kere en büyük Galatasaray olsa ne olur yüz bin kere Beşiktaş daha temiz desek ne farkeder ! Soyut kavramlar olarak adledilen camialar içinde görev alan adamların işledikleri suçlar o adamların soyadlarını değil bağlı olduğu kurumları bağlar , Adnan Polat veya Sinan Engin'in bedellerini ben de öderim , sen de ödersin , camialar da öder . Onlar ile biz ayrı olsa idik benim Ergün Gürsoy'dan nefret ediyorum ya da Mehmet Ağar'dan nefret ediyorum demem gerekirdi diye düşünüyorum .

Arif Erdem'i ne kadar çok seviyorsanız siz Ahmed Hassan , Oktay Derelioğlu ve Ali Tandoğan'dan o kadar nefret ediyorum ben . Fatih Terim'i ne kadar seviyorsanız siz Sinan Engin'den o kadar nefret ediyorum ben . Adnan Polat'ı ne kadar seviyorsanız siz Yıldırım Demirören'den iki katı kadar daha çok nefret ediyorum ben . Milan Baros'un kendini yere attığı , Vedat'ın ısırdığı , Filipescu'nun tükürdüğü , Hagi'nin ayağına bastığı , Okan'ın itiraz ettiği kadar nefret ediyorum Emre Aşık'ın parmağından ve Tello'nun dirseğinden ben . Şike olsa ben yapardım pişkinliğiyle ne kadar gurur duyuyorsunuz bilmiyorum Ergun Gürsoy'dan ancak benim için utanç kaynağdır şike yasaldır diyen Levent Erdoğan ! Bir gün duymamışımdır Galatasaray'ın tribününden lehine olan haksız penaltı , frikik , kart veya golden sonra hakeme tepki . Ki Barış Memiş ve İbrahim Toraman'ı aynı cümle içinde kullanırsam gurur duyacağım birşeyler çıkar belki ! Belkiden kastım fark işte böyle böyle oluşuyor , aramızdaki uçurumlar bu şekilde büyüyor . Sonra neden bu Şaibesaray intibası , Galatasaray nefreti diye post girilmek zorunda kalıyor . Bir kere deneyin dışarıdan nasıl gözüktüğünüze , en azından hissedin , bilin , anlayın Beşiktaş tarafından olayın ne şekilde süzüldüğüne . Şu yazılanların birinin üzerine gidilse Nalga devede kulak , Tufan eşekte dalak kalır ancak burası Türkiye herşey yapıldığıyla kalır !

Ata ; sarı kırmızılı renklere gönül vermiş o kadar yorum içinden olaylara sağduyulu ve en güzel yaklaşan seni gördüm , bu yazıyı da sana istinaden tüm arkadaşlara yazmaya karar verdim . İstedikleri kadar ezik , 3.büyük , Alaattin Çakıcı , 2 yıldız çığırtkanlığı yapsınlar . Dünyada yaşanması gereken en iyi 30 şeyi yaptıktan sonra 31'e devam ! İlk yazımın son kısmını hatırlayanlar olacaktır , unutan açsın okusun Galatasaray'ın bendeki geçmişini , gol sevinciyse mevzubahis Prekazi (Monaco) ve Popescu'nun (Arsenal) ; Şifo Mehmet (Ajax) ve Metin Tekin'den (Psv) farksız olduğunu . Ancak görüyorum ki hala ''Oyuncuların cezası da kaldırılsın'' diyenlerin çalıştığı , İstanbulspor'un kasasından çıkan 600 bin doların hesabını veremeyenlerin yönetici olarak görev aldığı , basketbol şubesini kapatmayı beceremeyen bir başkanın yine seçimlerde aday olacağını açıkladığı ... Neyse ; ben aylardan en çok Temmuz'u severdim maalesef siyah beyaz renkli en güzel insanları Temmuz'da kaybettim . Mayıslar senin olsun biz Temmuz'dayız hala , kimbilir belki bir gün görüşürüz güneşli bir Mayıs akşamında ...

Sevgiler ...

3 yorum:

Ekrem dedi ki...

hocam ellerin dert görmesin. mükemmel bir yazı yazmışsın. bu konu ile ilgili içimden geçen ve eminim ki birç çok beşiktaşlının içinden geçen şeyeleri çok güzel bir şekilde açıklamışsın. adnan polat ve süleyman seba arasındaki farkı vurgulaman, beşiktaş duruşunun önemini hatırlatman sebebiyle de ayrıca teşekkür ediyorum.

blackjaack dedi ki...

mükemmel bir yazı olmuş.Ellerine sağlık.Hamd olsun ki Beşiktaşlıyız.

Barış AKDEMİR dedi ki...

kardeşim benim fenerbahçeli kardeşin seni alnından öpüyor müthiş yazı T2 NAM-I DEĞER TERS MANYEL...