Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2010 Cuma

Yahşi Batı ...


Dün akşam izleme fırsatı buldum Yahşi Batı'yı . Kesinlikle bir kez değil iki-üç kez seyredilmesi gereken tipik bir Cmylmz filmi olmuş . Kostümler ve görüntü oldukça güzel . Uğraşılmış , emek verilmiş ve üzerine konuşulacak replikler yaratılmış her halinden belli . Bazı yerleri ister istemez kaçırıyorsun (aynı Cem Yılmaz Stand Up'larındaki gibi) diğer sefer seyredildiğinde hafızaya yerleşir hiç sorun değil . O kadar ince göndermelere ve üzerinde düşünülmesi gereken esprilere şahit oldum ki anlatamam . Zaten Cem Yılmaz bu , anlatılmaz yaşanır . Uzay filmi , tarihi film , kovboy filmi derken finali Japon filmine bağlarsa hiç şaşırmam (spoiler : ki izleyenler anlayacaktır sanırım:) ! Son sözümüz Zafer Algöz abimize fiyakalı selamlarımızla eli öpülesi oyunculuğuna . Abi o ne güzel bir Orta Anadolu şivesidir tey allahım ya ... Saygılar ...

5 Ocak 2010 Salı

At Avrat Avatar ...


Mavi Muammer gibi değil basbayağı film gibi bir film Avatar . Ki hastasıyımdır Muammer Abimizin o ayrı . Tam üç kere bulamadık bilet , en sonunda IV.Murat'ın fermanıyla Cinebonus Capacity'de siyah gözlüklerimizle yerimizi aldık . Önce ''Aha Avatar ayağıma bastı'' repliği ardından Korsan'a Hayır reklamından ''Lan oğlum bak sana diyor'' şeklinde ortaokul kıvamı espriler ve film başladı . Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim t2 derki ;

- Sinema bitmiştir . Bundan sonra Fenerbahçe 10 kişiyle , mavi formalı , üstelik ağacı devirmeden , gözlüklü Real 3D veya Imaxli böyle bir filmi çekerse tekrardan ezeli rekabet .... pardon sinema canlanır !

Süre uzun , muhabbet klişe , görüntüler harikulade , yönetmen benim adamım . Bu satırların yazarının James Cameron'ın yaptığı her filmde kuyruğa girmesi , bilet bulamaması ve izlediği an büyülenmiş bir etki ile bir-iki gün kendine gelememesi sanki gelenekselleşti . True Lies ile Alien ile başlayan süreçte Terminatör2 filmi için Bakırköy İncirli sinemasından Renk Sineması'na kadar olan upuzun kuyrukta sonuncu sırada beklemekteydim ki şimdi oralar Flash Tv stüdyoları olduğundan zaman-mekan paraleleliği babında uzak durmak lazım şimdi oralardan . Zira her an bir Gerçek Kesit sarı bıyıklısı çıkabilir . Daha sonra Astalavista Beybi ohh yeaa söylemlerinin dilimizden yeni yeni çıktığı zamanlarda , ergen bünyeye giren sonu belli kendi Kate Winslettli Titanic ile bir kez daha sıralara , kuyruklara ve bilet peşinde zorlamalara koşadurduk . Etkilenmenin Kate ablamızın göğüsleri kadar koskoca geminin ikiye ayrılması sahnesinden olduğunu söylesem de mavi yaratıklara ait bir dünya yaratıp onları gözlükler de olsa evimize sokan abimizin ellerinden saygıyla öpmekten başka çaremiz yoktur . İlla her filmde olacak olan duygusal tepkimeler , doğa ana geyikleri veya çevresel mesajları gözardı edersek herhangi bir filmden çıkıp çok kolay etkilenen sarsak bir genç gibi konuşabilirim ;

- Abi bu benim hayatımda seyrettiğim en güzel film ! (o kadar da değil ...)

Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir sinema şahaseri için adresiniz Real 3D'ye sahip bir sinema salonu olmalı . Karşılaştırma kelimesine gönül verdiğini ispatlamak adına İstinye Park'taki Imax'i de seyrederek bizlere yol gösteren bir arkadaşımın dediğine göre ;

- Abi İstinye'de Imex çok güzel ama bu film için değil . Bir-iki değişiklik yapılmış ve Imex teknolojisi bu film için daha güzel olacağı düşünülmüşken çok daha kötü bir şeye dönüşmüş . Perdeyle oynamışlar büyütmüşler falan olmamış işte anlayacağın . Bir şekilde gidecekseniz Real 3D tercih etmelisiniz , çok daha güzel bana göre ...

Vallahi ben söyleyenin yalancısıyım , ki kendisinin Hülya Avşar'ın 1995 yılbaşı gecesi estetiksel görüntüsünü izlemek adına gazetenin verdiği 3D gözlüğü almakla başlayan fütürsuz hikayesi , daha sonra bu ülkede tüm 3D filmlerini kaçırmamış bir bilim-kurgu manyaklığına giden süreçle devam etmektedir . Bunda Hülya Hanım'ın payını sorgulamak haddime olmasa da Domalting Lisbon klibindeki Ah be Güzelim Ahhh söylemini seslendirmekten kendimi alamamaktayım . Gidin işte lan bu filme diyorum ... Uzatmadan kesiyorum , Motooorr ...

Not : Haaa unutmadan ; Avatar'ın gösterime girmesiyle anında korsan CD'sini alan sevgili arkadaşım Tolga'nın Facebook'da yukarıdaki başlığı görünce ; ''Lan bende bu üçü de var nıhaha nıhaha'' şeklinde çıkış yapması da pek manidar oldu ! Tolga yapma bunu , yapma bunu ...

28 Kasım 2009 Cumartesi

Umudumuz Şaban


şimdi ben buraya neden çıktım?
niçin çıktım?
nasıl çıktım?
bunu izaha gerek yok, gördünüz, yürüdüm çıktım!
ama çıkmamış da olabilirim.
çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır.
görünen köy !! uzakta değildir,
buraya çıktıksa sonradan çıkmadık mı dedik?
bunlar bi takım uydurma laflardır!
sahi ya ben buraya neden çıktım?
kim çıkardı lan beni buraya?

Bekowsky'a Sevgilerle ...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Joker


MovieMax veriyor bu aralar yine . Dublajsız izlemeye çalışıyorum ve tekrar hayran oluyorum her seferinde . Sinemada , evde , orda , burda daha ne kadar seyrederim bilmiyorum ama Joker konu başlığı altında Kara Şovalye'yi görmeyenleri Allaha havale ediyorum ...


17 Haziran 2009 Çarşamba

GSH

Harvard 'dan kovulan aklı başında öğrenci kardeşimizin , İngiltere 'ye ablasını ziyarete geldiğinde can sıkıntısından eniştesinin kardeşiyle takılması ve böylece West Ham United 'ın taraftar grubu Green Street Elite 'e katılmasıyla gelişen ve değişen olayları konu alan , taraftar grupları arasındaki kavgaları gaza getirerek , gözlerimiz yaşlı , ellerimizi ovuşturarak seyrettiren 2005 yapımı bir futbol filmidir . Daha evel defalarca izlemiştim , dün Tv8 verdi üstüne bir ekledim . Kötü dublajı es geçip yine mıhlandım televizyona . Futbola kendi anlamını yükleyenlerin ve taraftarlık olgusunu şiddetle bezemiş bu filmi şiddetle tavsiye ederim . Kendi içinde tutarlı olmasına rağmen sonu herkesçe tahmin edilen şekilde biten seyrettiğim en güzel filmlerden . Goal ile alakası yok , aynı düşüncede yapılan Football Factory 'e on basar , kulvarı farklı olsa da Zafer 'e Kaçış ile kapışır . Olaylar İngiltere 'de geçiyor gibi görünüyor ama 90 'lı yıllardaki Maçka Parkında , Şişli 'nin arka sokaklarında ya da Kadıköy 'de yapılan kavgalara benzediği apaçık . Pekala toplandıkları Pub 'ın yerine Kazan birahanesini ikame edebiliriz ya da kavga edenler ağabeylerimiz olabilir . Anlatılan efsane mevzular gibi aldım emaneti daldım 20 kişi arasında minvalinde olmasa da otobüsle dağıtılan rakip taraftarlar sahnesi nostalji yaratır . Seyrederken futbol şiddettir futbol holiganlıktır futbol adam bıçaklamaktır tezahüratını söyleyerek bulacaksınız kendinizi .

Elijah Wood 'un hobitlik (lords of the ring) ve kız arkadaş hırsızı (eternall sunshine of the spotless mind) rollerinden sonra burda da sakil durduğunu belirtmeliyim . Ne varsa adını şimdi yazacağım adamda var ; Charlie Hunnam . Kendisini gerçekten holigan olduğuna inandığımız filmde alıp tek başına götürüyor olayı . Nasihat verirken Harvardlı kardeşine ;

- Millwall ve West Ham takımları , birbirlerinden nefret ederler . Eşi benzeri görülmemiş bir nefret .
- Bir bakıma Yankiler ve Red Sox 'lar gibi ?
- Daha çok İsrailliler ve Filistinliler gibi !

ve

Arsenal : Mükemmel futbol , boktan ekip (Gooners)
Tottenham : Boktan futbol , boktan ekip (Yids)
West Ham United : Sıradan futbol , çok iyi ekip (Green Street Elites)

demeyi ihmal etmiyor . Ellerde bira ya da sokulmuş ceplere , sokaklarda yürüyen ve efsane marşı bağıra çağıra söyleyen bir grup kardeşimiz aidiyet duygusuyla tribün kovalayan nice Türk gencini ekrana zımbalıyor . Fa Cup kurasını radyoda dinleyenlerin heyecanıdır bizimle paralelik gösteren ya da içip içip maça gitmenin hazzıdır sevdiğimiz takımı görmeye . Green Street Elite gerçekte , adını taraftarlarının deplasman maçlarına gittikleri trenlerden (intercity) alan ve Inter City Firm denilen West Ham United taraftar grubudur . Rakip takım taraftarlarını dövdükten sonra yerde yatan taraftarların üzerine "congratulations , you have just met the i.c.f" yazan bir kartvizit bırakanlar olarak bilinir . West Ham United 'ın maç başlamadan çalınan şarkısını pek sık duyarız filmde , o da son sözlerim olsun lakin bu filmi seyretmeyen ise top olsun ...

i'm forever blowing bubbles
pretty bubbles in the air
they fly so high, nearly reach the sky
then like my dreams, they fade and die
fortune's always hiding
i've looked everywhere
i'm forever blowing bubbles
pretty bubbles in the air
united, united, united ...

Final Sahnesi

Not : Fuck you Milwall

1 Nisan 2009 Çarşamba

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind


Beck - Everybody 's Gotta Learn Sometimes

Change your heart
Look around you
Change your heart
It will astound you
I need your lovin'
Like the sunshine

Everybody's gotta learn sometime

27 Mart 2009 Cuma

Güneşi Görün ...


Alem buysa kral benim diyen adamın yazıp yönetip oynadığı bir sinema filmine karşı elbetteki önyargılarımızı cebimize koyup öyle gidecektik . Hele ki ilk filmi buram buram sömürü kokar iken ! Einstein amcamız atomu parçalamaktan zor demiş , iyi demiş . Turkcell 'in şu Pazartesi - Perşembe sinema günleri olayının etinden sütünden ve yününden yararlanarak sinemadaki yerimizi aldık . Yarım saat süren reklam ve yerel seçim gösterisinden parmakları alt dudağı sürer pozisyona gelecektik ki film başladı . Su mu kardeşim bu ? Dikkat , spoiler içerirse içersin , içmezse içmezsin ya da bundan sonrasını okumazsın dercesine konuya yöneleyim . Köylerinden savaş dolayısıyla koparılan bir grup bilimadamının traji-dram macerası . Bir grup deyince direk bilim adamı diyesim geldiğinden kusuruma bakmayın köylü , köylü ! Büyük şehire alışma süreçleri ve zorluklar sözkonusu . Sahne sahne güzel anlatım ama total konuda no bütünlük . Güneydoğu sorunlarına el atılmış ancak sonu travestilerle bağlanmış . Güneş görmeyen eve doktor girer misali güneşi kimin gördüğüne tanık olunca şaşıracaksınız . Kör adamı beğendim , bir de eğer rol yapıyorsa küçük sakat kızı . Altan Erkekli geçenlerde bir televizyon programına Beşiktaş rozeti ile çıktığından beri gönlümüzde yerini sağlamlaştırmıştı . Beyazperdeye çok yakışıyor . Konuşması , hali , tavrı , mimikleri ile sanki bir Okay Karacan tatlılığı seziyoruz onda ailecek ! (İki post üstüste Okay Karacan) . Şerif Sezer yine müthiş . Zaten oyunculuklarda sorun yok , konu filmin ilk bölümündeki Güneydoğu meselesinden nasıl nonoşlara geliyor anlaşılmıyor . Olsun , genel itibariyle tavsiye edilesi . Gidin anacığım derim . Ama iki ay sonra nasıl olsa Atv verecek diyenlere de selamlarımı söylerim .

17 Mart 2009 Salı

Seven (Pounds) Katlanır






















''Yedi günde tanrı dünyayı yarattı . Ben de yedi saniyede kendiminkini paramparça ettim'' diye başlayan bir film . Duygusal gibi ama doğru kelime durağan . Başrolde Will Smith Dünyası . Adamımız tüm sahnelerde Küçük Emrah kaşları ile karşımızda . Boğaz Köprüsü akıcı , filmin ilk yarısı bıktırıcı . Uyku geldi , hakem düdüğü çaldı ilk yarıyı tuvalette yüzümü yıkayarak sonlandırdım . Esneyenlerin arkadan , terkedenlerin ise önümden geçişine tanık olarak ikinci yarı neyin ne olduğunu anladığımız dakikalar başladı . Sen hiç üşenme 123 dakika film çek ama anlaşılan şeyi son 3 dakikaya koy . Şaka gibi ! Bekledik tabi 7. sanata gönül vermişcesine 7 insana can vermesini bu güzel adamın . Organ bağışlamak adına tavsiye edilecek bir film ama tempo çok düşük . İlla ki tempo isteyen herhangi bir hafta sonu İnönü Stadı 'na gelip ''Saldır Beşiktaşım Oleeeeyyy'' tezahüratına eşlik etsin . Yeterli olacaktır ...

8 Mart 2009 Pazar

İzleme-n ...


















Kimseye bu filme gitme deme hakkım olmadığını düşünsem de bu filme hakketten gitmeyin . Uyumamak ve çıkmamak için zorlama diyaloglar ile kötü oyunculuklara katlanma eşiğimi artırmış oldum sanki . Ne mesaj aldım , ne demek istedi bu film , yedinci sanat bu muydu , hanimiş beyazperde soru işaretleri ile kafam bir dünya oldu . Çükü başı dışarıda Mavi Muammer kılıklı bir adam , Maskeli Beşler 'den kaçmış biri , dünyanın en zeki adamı denilen bir kötü adam , Batman kılıklı biri ve onunla neden seviştiğini anlamadığım bir abla . Al sana film ! Yönetmeni 300 Spartalı 'dan biliyorduk artık bilmesek de olur . Resimdeki ablamızın ismi Malin Akerman . İsviçreli , 78 doğumlu . Aaaaa konuşuyor diyorsanız buraya , aaaaa frikik vermiş diyorsanı eh onu da magazin sitelerinden kendiniz bulunuz . Son söz ; G-i-t-m-e-y-i-n ...

7 Mart 2009 Cumartesi

''Mahmut Hoca stadın yolunu bilmez oğlum''














Hayta İsmail : Ekrem Hoca ne yapıyordur acaba ?

Domdom Ali : Ne yapacak tek başına İstanbul 'u dolaşıyordur

Tulum Hayri : Yok daha neler çoktan okula gidip Mahmut Hoca 'ya Hababamı kaybettim demiştir .

Domdom Ali : Mahmut Hoca şimdi bizi okulun merdivenlerinde bekliyordur .

İnek Şaban : İster misin hasretimize dayanamayıp maça gelsin

Hayta İsmail : Aaaa

Domdom Ali : Mahmut Hoca

İnek Şaban : Evet bende Mahmut Hoca diyorum

Domdom Ali : Geldi

İnek Şaban : Yok deve . Mahmut Hoca stadın yolunu bilmez oğlum

Domdom Ali : Arkamda

İnek Şaban : Sen onu babana yuttur , Mahmut Hoca sinir krizi geçiriyordur şimdi okulda

Domdom Ali : Şabaaaaan

İnek Şaban : Neee , ne kaş göz yapıyorsun oğlum gören de Mahmut Hoca arkanda sanır

Domdom Ali : Şabaaaaaan

İnek Şaban : Neeeee ... Aaaaa Mahmut Hoca öpeyim hocam , bende sizden bahsediyordum ...

Mahmut Hoca : Yürüyün bakalım okula dönüyoruz

İnek Şaban : Hocam olan oldu bari şu maçı seyredelim

Mahmut Hoca : Düşün peşime

İnek Şaban : Cim Bom Bom aman Fenerbahçe ... Feneeeeer Feneeeeeer ...

4 Mart 2009 Çarşamba

Slumdog Millionaire ...








Yönetmeni Danny 'nin ''Ben yaparsam BOYLE yaparım'' dediği 8 oskarlı bu Hint filmi için Akademiyi kutlar , henüz gitmeyenlerin bir an önce Mumbai 'nin pis sokaklarına karışmasını dilerim . Şarkılara ve bıdıkların oyunculuklarına dikkat !

21 Şubat 2009 Cumartesi

Joker





















Akademi geleneklerine göre , eğer ölmüş bir kişi ödül kazanmışsa , ödülü o kişinin eşi alıyor . Eğer hayatta bir eşi yoksa da ödülü en büyük çocuğu alıyor . Bayılarak seyrettiğimiz Joker (Heath Ledger) ise ölmeden önce resmen evli değildi ve 3 yaşındaki Matilda Rose onun tek çocuğu . Oscar'a aday gösterilenler, eğer kazandıkları heykeli satmak isterlerse , öncelikle 1 dolar karşılığında Oscar heykeli 'ni Akademi 'ye satacaklarına dair bir kontrat imzalıyorlar . Bu Oscar'ların ikinci ellere düşmesini engellemek için koyduğu bir karar . Ancak Heath Ledger 'ın tek varisi olan reşit olmayan Matilda . Akademi 'nin yetkili yöneticisi Bruce Davis durumu şöyle açıklıyor : “Durum biraz karmaşık çünkü cevap arayan iki soru var . İlk olarak , kazanması durumunda sahnede ödülü kimin kabul edeceğine karar vermemiz gerekiyor . Sonra da heykelin sahibinin kim olacağının yetkisini karara bağlamalıyız . Bizim açımızdan birisinin kontratı imzalaması gerekiyor ve üç yaşındaki bir çocuk bunu yapamaz. Ayrıca bir çocuğun 18 yaşını doldurduğunda yapabileceği bir iş için çocuğu zorlama anlamına gelecek bir belgeyi de ebeveyni imzalayamaz . Böyle bir yasanın olduğunu konuyu incelemeden önce bilmiyordum ama bu iyi bir yasa .” Heath Ledger 'in Avustralya 'daki ailesi ile konuştuktan sonra Akademi 'nin getirdiği çözümü Davis şöyle açıklıyor ; “Eğer Heath Ledger ödülü kazanırsa , Matilda 18 yaşına gelene kadar , annesi Michelle Williams (Ahhh Dawson Creek ahh) heykelciği kızı için saklayacak . Matilda 18 yaşına geldiğinde heykeli sahip olabilmek için şart olan kontratı imzalayabilir ya da bunu yapmak istemezse heykel bize geri döner . Ödülü gece kimin kabul edeceği ve Ledger için konuşmayı kimin yapacağına gelince ; Oscar Gecesi'nin yapımcıları Laurance Mark ve Bill Condon bunu şimdilik açıklamıyorlar . Bruce Davis bu konuda şu kadarını söylüyor: “Sanatçının bir yakını ya da aday gösterilmiş ve onun adına konuşabilecek başka bir sanatçı ödülü kabul edebilir .”

20 Şubat 2009 Cuma

Bünyamin Bi Ton'un Tuhaf Hikayesi






















Yüksek oranda 'spoiler' içerir (%87)

Ercan Saatçi ‘nin kör rolünde olup savaşta ölen gençler için ''herkes gider Mersin ‘e ben giderim tersine'' tarzı saatli şarkı yapma artistliği ile başlayan filmde Birinci Dünya Savaşının bittiği için bitik doğmak zorunda kalan Bünyamin ağabeyin hayatını seyrediyoruz . Hasta bir kadının hastane odasında günlüğünü okuyan kızının aklını başından alması ile start veren filmde günlüğün içindeki hikayeden yola çıkarak şöyle bir başlangıçı uygun görmüş rejisör ağabeymiz : Baba Mr. Bi Ton ‘un koşa koşa eve gelmesi ile birlikte aynı anda bir oğlu dünyaya gelmiştir . Hayırlı haberi ebeden alır ancak bu sırada karısını kaybeder . Arar bulur kadını ama maalesef karısı ölmüştür . Elbette her filmde olduğu gibi ölmeden önce güzel bir söz söylemiştir kocasına : Bünyam in Ben Out … Üzülerek bebeği kollarına alır ve içi bir fena olur . Öhrrk gelir , zira eline aldığı varlık bir bebekten çok genç irisi bunak bir ihtiyara benzemektedir . Bu bana benzememektedir diyerekten alır çocuğu vurur kendini bir evin merdivenine . Biri basar üstüne geçer diye de korkmaz bu aymaz . Bırakır gider yaşlıyı kuru kuru 18 dolarla . Çocuğu olmayan Kukuni (Queenie) zenci olmasının yanında bir de yardımseverdir ve alır çocuğu sahiplenir . Büyük büyük dayısının ismini koyar yavrucağıza . Kırışmış vücudu ile beyaz olduğunu bile farkına varmaz . Yaşlılar evinde küçülen (!) baş rol oyuncumuz için film başlamış olur . Ölenle ölünmez atasözünü agucuk mugucuk ‘dan daha fazla duyarak gençleşen Bünyamin bu arada kendisine karı-kız da yapar . Kart zampara haliyle sabi sübyana bakarak ırz düşmanı olduğunu belli eden bu adam mavi gözlü Beyza (Daisy) adında 4-5 yaşında normal bir insana gönlünü kaptırır . Normalde bir ayağı çukurda görünen fakat henüz 12-13 yaşında olan bu manyak 3 sene içinde keraneci olur çıkar başımıza . Millet Pazar kiliseye giderken bu geneleve gider . Kemal Sunal ‘ın İhtiyar Delikanlı dizisine gönderme yaptığı gibi bir performans göstererek kendisini bu alemde kanıtladıktan sonra vurur kendini denize , balığa ve römorka . Evden ayrılarak çakma bir geminin kaptanı olan Hook ‘a benzeyen ama dövmeleri (resim sanıyor onları) bir boka benzemeyen Mayk (Mike) ile ahbap olur el ense , g.te parmak yaşarlar . Abramovich ‘e benzemese de teknesine Chelsea ismini koyan bu futbol meraklsı adamla birlikte tekneye karı atar , açılır uzaklara gider , kuş pisliklerini temizler derken bir savaş daha başlar . İlkinden ayrılsın diye İkinci Dünya Savaşı denilen bu savaşa denizde yakalanan Bünyamin eğilir fiuv - fiuv diye kurşunlar üstünden geçer . Resimleri vurulan kaptana el veren adamımız eve geri döner . Ha bu arada filmin sonunda da görünecek bir bok böceği hızlı çırpılan kanatlarıyla kameraya girer ama ışıkçı hortumla kovalar , gider .

İyice gençleşen , ele avuca gelen ve sanki Brad Pitt ‘i andıran fiziği ile karı-kız kovalayan Bünyamin bir gün tesadüfen Beyza ‘yı karşısında görünce dayanamaz ''Dans edelim mi?'' der . ''Oğlum ben zaten dansçıyım , hocam da Tan Sağtürk'' der . Bünyamin şaşırır Kuğu Gölü ‘ne yemeğe götürür bunu . Kıza abayı yakar ama sigarasını yakamaz . Yemek sonunda karı adamın aklını alır ''Hadi götür beni'' der , adam oralı olmaz çünkü Ohayo ‘ludur ezelden . Başka bir gün kızın dans ettiği yere gider , bir bakar kız herkesle dans ediyor ola – mola – yuppi diyor bana ters uymaz anam der pardesüsü ile çıkar gider . Sonuçta bir türlü kavuşamayan aşıkları kadere bağlanan bir kaza kavuşturur . Yok anneannemin şeyleri olsa , yok o böyle gitse , şu şöyle dursa diyerek arabanın biri kıza koyar , kız 2.80 ! Dans ve naz hayatı biter , döner gelir çocuğun yaşadığı yere . Görür görmez sevişirler her aşık gibi . Sonra biri hızla gençleşmeye diğeri yaşlanmaya başlar , ortada buluşurlar . Bizim oğlan harbi Brad Pitt çıkar . Kız çocukları olur , yaşlı olmasın diye kurularlar . Ama bu sırada Bünyamin iyice gençleşmiştir . Kendisini Barcelona Paf ’tan istemektedirler . 14-16 ‘da hat-trick yapınca Beyza ile konuşur ''İkimize de bakamassın şaşı olursun'' der . Her kadın gibi her şeye sahip olmak isteyen kadın olmaz der , molmaz der ama bizim oğlan kaçar gider . Sonra dünyayı dolanır , kart atar , kızına laf atar , küçülür , ufalır ve turşucuk olur . Bu arada kız büyür 12 yaşına gelir . Bizim Bünyamin dayanamaz döner gelir kızını görür , kadını da yakından görür ! Artık ergenlik sivilceleri çıkmaya başlayan terse büyüyen bu manyak iyice bunar , yemek yediğini unutur , çatıya çıkar , itfaiye çağrılır , kurtarılır kısaca insanlıktan çıkar . Karısının kucağında bebek olur , uyur , ölür ve biz de rahatlarız . Bu arada günlüğü okuyan kız büyümüş ve katana gibi olmuştur . Hasta anasını bu karda kışta kıyamette yatakta meşgul etmektedir . Bir çiş yapıp geleceğim ayağına sigara içer , bu sırada fırsattan istifade kadın ''İyi geceler Bünyamin'' der ve ölür , bok böceği görünür kaybolur ve film zamanı simgeleyen Ercan Saatçi ‘nin tasarladığı bozuk saatin sulu görüntüsü ile sona erer . Düğmeci baba , yüzücü karı ve her boka karışan hemşireden bahsetmeye gerek duymamam figüran sevmeyen tarzımdan ileri gelmektedir .

Bu filmin anafikrine gelirsek ; herkes yüzücüdür , annedir, ressamdır , düğmecidir falandır filandır ama insan olmak en önemli şeydir , ona göre . Vakit nakittir , zamanın kıymetini bilin ulan .

Bir sonraki filmde tekrar görüşmek üzere görüşmek üzere …

Esen Kalın

18 Şubat 2009 Çarşamba

Recep İvedik 2






















Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim hemen . Ben beğenmedim . Nedenleri bir değil beş değil on değil . İlki gibi parodilerin birleştirmesi tarzında bir film yarattıkları için , esprinin nereden nasıl ne şekilde geleceği artık belli olduğu için , küfüre bile gülünmediği için , film ne kurgu ne senaryo ne oyunculuk , hiçbirini barındırmadığı için , Togan Gökbakır 'ın film çekmeyi ne zaman bırakması gerektiğini söylediği için , bir sürü hikaye yanlışlıkları , becerilemeyen komik durumlar sözkonusu olduğu için , kadın oyuncuları aynı ajanslardan castlardan kastırdıkları için , yan oyunculukların bu kadar berbat seçebildikleri için . Ben beğenmedim . Beğenen vardır bir şey diyemem . Hiç gülmedim de diyemem . Gidilir her türlü o ayrı . Ama bunlar dışında da anlamadığım birşey var . Neden Türk insanı Vizontele 'de Emin 'in , Gora-Arog 'ta Arif 'in ve bu filmde Recep 'in her bokuna güler ? Osursa güler , sıçsa güler , dursa güler , kalksa güler . Hem de zalim kahkahası şiddetinde , hokkabaz zihniyetinde şu şekilde : NıHahahınıHahahınıHahh ... Sinemeda film seyrettirilmesi yasaklanacak tipler bunlar . Dayayacaksın bunlara günde 12 saat Nuri Bilge Ceylan bak bir daha yapabiliyorlar mı ? Allahtan tenha bir sinemadayım her boka gülen adam tiplemelerinden uzaktayım fikrim yan geldi . Birisi çıktı hem filmin içine etti , hem de boş duvarlarda yankılanarak gürledi de gürledi . Belki de bu sebeple beğenmedim zira Vizontele Tuba 'da üç kere yer değiştirmişliğim var çevredeki öğrenci gruplarındaki ergen gençlerden kurtulmak maksadıyla . Neyse Recep İvedik 'i Tv8 zamanından beri takip ederiz , severiz , sayarız . Ancak hiç bir zaman kendisiyle röportaja gelmiş adamın elinden mikrofonu zorla alıp 'Halime ; dön hadi , özledik seni , sepetlerini özledik , atmalarını özledik' saflığında bulamadık .

11 Şubat 2009 Çarşamba

Torba Suat

























Esnafspor 'un oyuncularından biriydik bizler de . 80 'li yıllarda futbolun mahalle aralarında yıldızlaştığı zamanlarda Bursa' nın küçük bir semtinde yaşardık . Brezilya sevgisiydi amatör sevdAlarımızın rengi sarı ile yeşil . Kimimiz Suat , Kıvırcık , Lango , Mercimek , kimimiz ise fırıncı Hamdi veya elbette antrenör Hacı olurdu . Hedef Amatör Kulüpler Ligi'nde şampiyon olmaktı . Kenar mahallere sıkıştırdığımız aşklarımız vardı bizim ve de mektup taşıyan küçük veletler . Mahallemizin camcısı dua ederdi deplasmana gidelim diye . Otobüs misafirperverliğin simgesi olurdu harap bitap . Bıyıklı kaleciler önemli değildi ya da bu yaşına gelmişsin hala top peşinde koşturuyorsun diyen çok bilmiş babalar . Tek önemli şey vardı : FUTBOL ...

Torba Suat : Niye böyle oldu be abi ? Ben çok sevmiştim be abi . O kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar . Benim günahım ne be abi ?

Hacı : Bak koçum ! Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı . Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim . Sevgililer ... Heh ! Bizim olanlar ya da olmayanlar ... Hepsi iz bırakır . Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor . Hepsi kalır ! Ama inan yeni izler de olacak . Yaşlıları düşün ... Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler . Ama öyle değil . Heh ! ... Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma ; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer ... Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya , ya da resim olurlar senin gibi ; kazına kazına ...

Torba Suat : Beni çok derin kazıdılar be abi ; ama altından sarı yeşil çıktı ...