Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Eylül 2014 Pazartesi
17 Temmuz 2012 Salı
Üstün Alman Teknolojisi PAŞA Dedi...
Herkes FEDA diyor, bu güzel adam PAŞA dedi ve paşa paşa Kasımpaşa'ya gitti. Olsun. Canı sağolsun. Beşiktaş mücadeledir diyordu ya hani, o cümleyi en çok o hak etmişti. Beşiktaş için akıttığı her ter damlasını yan yana koysanız buradan Jüpiter'e yol olur. Beşiktaş'tan kişisel olarak ne bekliyor isek karşılığı Fabian Ernst olur. Emek, mücadele, hırs, kaybetmeye tahammülsüzlük, alın teri, umut, saygı, sevgi ve benzeri... O formanın en yakıştığı adam, o formaya anlam katan, üstün Alman teknolojisi Fabian, yolun açık olsun seni bir başka sevdik inan...
Kombine'yim Sırtına, Vuracam Kırbacı Sövecem Ana Bacı...
Üzerinde kestane de yapabileceğimiz soba varken bu KOMBİ NE?
El yakar dikkat he!!!
Son 5 yılda % yüzsüzlük oranında artan, artarak çoğalan, çoğaldıkça dağılan tribün kültürünün endüstri çükü kombine biletlerimizin fiyatları açıklanmış, hayırlı uğurlu olsun. 2000 yılına girerken iki yüz üç yüz olan ederler, sanki çağdaş klozetlere popomuz değiyormuşcasına, sıra olmadan kuyruk kavramını unutmuşcasına, yağmuru çamuru Kapalı altta yemiyormuşcasına ve sadece 2 adet şampiyonluk değil de 12'de 12 yapmışcasına başka büyüklerle karşılaştırılıp 12 sene sonra 2000 lira oluveriyor. Hem de Avrupa yokken, yıldız yokken (olmasın ya o da ayrı), küçülme varken, stad aynı deprem riskiyle boğaza karşı arz-ı endam ediyorken. Geçen sene Portekiz karması ile 4000 sattın, bu sene? O sene bu sene? Genç çocukların eli ayağı titreyeceğine, rakiplerinki titrerdi herkesin alabileceği düzeye indirgeseydin çıtayı. Şimdi yakala işin yoksa çıtayı. (Bknz: En hızlı koşan hayvan; Çıta). Ben Pes oynamam ama derim ki buna vallahi PES! Böylece müdavimi olduğumuz Kapalıdan Kavimler Göçü şeklinde kaçışımızı sağlayan dertler benim çile benim mutluluk sizin olsun tadındaki yeni yönetimimize teşekkür ediyorum. Altına sokulan taşın büyüklüğü ile elin orantısı daima bizlerin aleyhine oldukça, ne FEDA kampanyası, ne kulübün lisanslı şampanyası bize uymuyor. Ve galiba birileri masum sevgileri kullanarak tişört aldırıyor, kulübe üye yaptırıyor, kombineleri abartıyor, dergi aboneliğini arttırıyor. Aslında taraftar denilen işine gelince baş tacı edilen, işler kötü gidince suratına işenen kişilerin sevdasını paraya çevirme işi. Korsanlar Kralı Bazil'in bile şaştığı stad çevresi, içi, yanı, dışı, başı, kıçı tarafında satılan ürünlerle mücadele ehemmiyetini korurken, 100 liralık kırmızı formanın ne gibi anlamı olabilir ki acaba? Hani erkek adam renkli takım tutmazdı? Ama renkli basın bunu da yazın bağırışları yönetim aleyhine bağırmamaya özen gösterenlerin dilinde. Almayın korsan diyeceğinize, 10 liralık FEDA tişörtleri semtin her yerinde! 100 bin satsa ne fayda? Kârı topu topu 1 milyon lira, borç için lazım olan 549 tane daha! Sen ürünlerini çeşitlendirmiyorsun, taraftarının profilini hesaba katmıyorsun, kombineleri Şampiyonlar Ligi türküsünü dinleyecekmişiz gibi zorluyorsun, sonra SAMET AYBABA! Haydaaaa.... Kuyt'u yerlerde halimiz iç güveysinden hallice ola dursun, millet Altın Top sahibi! Lakin karşılaştırılan koltuk belası aynı ile vaki. Adam karşı kıtada Aralık'ın ortasında hafta sonu utanmasa tişört ile seyredecek Alex'i, biz ise aynı tarihlerde kar-yağmur-dolu-tipi-çığ-sis-bok-püsür yağarsa devre arasında saçak altında seyredeceğiz Necip'i! Alsın millet kombineni işte bu neyin hesabı, pahalı sevdayı ucuz biletle sat kazanacağın hayır duası...
Neyse; eski açık da güzeldir. Amaç 11 siyah beyaz renkli forma peşinde sevdamıza kavuşmak değil mi? İlla ortadan görmesek de olur, arkadan da bakarız biz yavuklumuza. Bakarsın parayı bulursak sezon ortasında kongre üyesi bile oluruz hani. Hem zaten üyelik de çok ucuzladı, Salı Pazarında üye olmayanı dövüyorlarmış FEDA sopası ile!!!
21 Eylül 2011 Çarşamba
20 Eylül 2011 Salı
Oğlum Yıldırım...
Ben sana televizyona çıkıp Ahmet Çakar'a ''Sen Küçük Ahmet ile oyna'' diyemezsin demedim...
Ben sana masaya yumruğunu vurup, sahaya Paf takımıyla çıkacağız diyemezsin demedim...
Ben sana kongrede seçilmek için stad yalanını söyleyip, başka renklileri üye yapamazsın demedim...
Ben sana tribünde aleyhine bağırırlarken birilerini parayla tutup onları dövdüremezsin demedim..
Ben sana Beşiktaş Başkanı, Kulüpler Birliği Başkanı olamazsın demedim...
Ben sana İstiklal'in ortasına AVM dikemezsin demedim.
Ben sana İspanya'da iş ortaklarınla araziler kapatamazsın demedim...
Ben sana kulübün transfer politikasını elin adamına bırakamazsın demedim...
Ben sana şirketimizi yönetemezsin demedim...
Ben sana kamuoyuna Beşiktaş Kulübü olarak yapacağın açıklamada ''Pembe Kazaklı Hıncal'' ibaresini kullanamazsın demedim...
Ben sana kazandığın kupayı hastane odalarına götüremezsin demedim...
Ben sana kombine biletlere 10 senede %1500 zam yapamazsın demedim...
Ben sana kovmadan önce bütün hocalarına ''Arkandayız'' mesajı vermen gerekli demedim...
Ben sana Fenerbahçe'de oynamış bütün eski oyuncuları toparlamalısın demedim...
Ben sana ''Bu kulübün gerçek sahibi kongre üyeleridir!'' açıklamasını yapmalısın demedim...
Ben sana ülke futbolu pisliğin içinde, marka değeri yerlerde sürünürken dekoder almalısın demedim...
Ben sana torunumun gelecekte Beşiktaş başkanı olmasının gerekli olduğunu demedim...
Ben sana...
Ben sana...
Anladın sen onu oğlum, anladın...
13 Eylül 2011 Salı
Eskişehir:2 - Yeniadet:1
Süperi bol ligimiz bu hafta sonu başladı...
Gazoz kapağı açıldı lakin bizler içmeye devam ediyoruz!
Federasyon araya sıkıştırdı kararı,
Futbolun anasını bir güzel dikti, forza dekoder!
Et mi balık mı ben anlayamadım derdi rahmetli,
Eğer seyretseydi çok sevdiği Beşiktaş'ını.
Quaresma'ya bağlı bir sistemin ve sistemle alakası olmayan
Quaresma'nın canı isteyince oynarım mantığının toplamı;
Beşiktaş!
Hatlar arası mesafe 50 metre, geriye koşsan ne fayda?
Fitreni henüz vermediysen arkandaki beke yardım etsen kafi...
Haa arkandaki bek, bir türlü orjinal olamayan bek, çakma bek...
Transfer edilemeyen, bulunamayan, Hint Kumaşı mübarek!
Orta sahada Veli en azından çabalıyor,
Ama onun 'veli'si yaşındaki Guti'yi medya göndermek için
Neden bu kadar uğraşıyor?
Gelmiş Real Madrid efsanesi, sahada verdiğinle ilgilen.
Sanane adamın promilinden?
Necip, ne cip ne araba!
Unutmuş gibi futbolu, unutturmasın bize geçen seneki futbolunu.
Ernst nasıl olduysa yedek, bu takımda ben oynamam Ernst oynar.
Tribünde oturmam Ernst oynar.
Hatta televizyondan seyretmem, Ernst yine oynar.
İlk 25 dakikada göbekten verilen pozisyonlar,
Bira göbeği olsalar yaşadılar.
Egemen'lik kayıtsız şartsız Serdar Özbayraktar!
Siv'ok dart tahtası gibi, gelen geçen tam ortadan/isabet!
Azalan İbrahim'ler teknolojisinin son mohikanı Toraman,
Ne görev verirseniz yaparım abi amatörlüğünden
İlk İnönü maçında yuhlanır, diyeyim ben sana...
Transferde ayının elemanı Mustafa Pektemek ise
Bu maçta Simao Sabrosa etkisiz eleman.
Carvalhal ise yutan eleman, sıfır...
Tayfur Havutçu olsa ne fayda, olmasa sanki Beşiktaş, Barcelona!
Taaa dönün eskilere,
Başkanın yanlışlarını toplayın alt alta,
Bakın çıkan manzaraya...
Sanmayın; eski köye yeni adet geldi, Beşiktaş hep süperdi.
Adetler aynen devam ediyor ve Beşiktaş;
Uzun zamandır bir türlü takım olamıyor...
Olamıyor, olamıyor, olamıyor...
Stat: Atatürk
Hakem: Bünyamin Gezer, Erdinç Sezertam, Ekrem Kan
Eskişehirspor: Ivesa, Nadaraviç, Sezgin, Dede, Diego, Alper (Dk. 87 Bülent), Veysel, Kamara, Erkan (Dk. 77 Tello), Serdar, Mehmet (Dk. 66 Batuhan)
Beşiktaş: Cenk, İsmail, Fernandez, İbrahim, Sivok, Quaresma, Veli (Dk. 63 Mustafa), Almeida, Necip (Dk. 85 Edu), Simao, Egemen
Goller: Dk. 25 Diego, Dk. 84 Batuhan (Eskişehirspor), 45+1 Almeida (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 56 Alper, Dk. 60 Serdar, Dk. 71 Veysel, Dk. 84 Batuhan, 90+3 Kamara (Eskişehirspor), Dk. 17 Veli, Dk. 24 Quaresma, Dk. 60 İbrahim (Beşiktaş)
Kaynak: AA
11 Ağustos 2011 Perşembe
Şükrü...
Güzel Beşiktaşlıdır Şükrü...
İş, güç, koşturma, hayat meseleleri, gönül işleri, ailesel problemleri..
Ama ayrıdır Beşiktaş 'de' - 'da' eki gibi.
Hayattır Beşiktaş, hayatta Beşiktaş...
Hayat da Beşiktaş.
Çocukluğundan beri bir şekilde sevdasının merkezinde yer alırdı.
Atkıysa atkı, formaysa forma, biletse bilet.
Elbette belli bir yaştan sonra da kombine.
Azınlık olduğu mahalle ve okulda yaşıtlarıyla, küçük olduğu evde ailesiyle tartışırdı.
Beşiktaş'ını asla savunmamazlık yapmazdı.
Ayhan Abisi gibi yenildiğinde sarılıp korumak isterdi Beşiktaş'ını...
Gazetelerin az yer verdiği köşelerde Beşiktaş,
Spor haberlerinde Beşiktaş, internette, forumlarda, her yerde Beşiktaş...
Sevgililer eskitti, sevdasını anlatamadı.
Deplasmana gitti, yari anlayamadı.
Okul, iş, evlilik...
Hayat değişirdi, Beşiktaş asla!
Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar.
Kombine aldı Şükrü, kalktı evinden gitti stada.
12 yıldır yaptığı gibi.
Tam tamına 1800 lira verdi...
Çok paraydı 1800 lira, kıydı verdi.
Yeni evlenmişti, çiçeği burnunda taksitleri bitmemişti.
Mahrum etti bir süre eğlenceden kendini, eşine bir kazak alamadı bir süre...
Tatil yerini değiştirdi belki, yapacağı bir süprizi erteledi.
Verdi, hiç gocunmadan verdi..
Ne şampiyonluk garantiydi ne de kupa.
O Beşiktaş için verdi...
Siyah beyaza adanmış bir ömür karşılığında ne bekledi ki?
İnsan yerine konulmak mı? Saygı mı? Rahat bir maç izlemek mi? Güzel bir stad mı?
Hijyenik tuvaletler mi?
Hiç bir şey...
O sadece içinden ''Sevdalı yüreklerde beyaz sürgünler...'' diye geçirdi...
Mutlu mutlu ilk maçı düşledi..
Gençlerbirliği maçı...
Hafta içi, okuldan kopmuş gelmiş, eski açıkta yerini almış.
Nasıl kar yağıyor anlatamam, söyleyemem, yazamam...
Bildiğin donuyor Şükrü, ama sahada öyle bir mücadele varki.
İçi ısınıyor sanki.
Bir İlhan atıyor bir Gençler.
Hayatında gördüğü en güzel maçlardan biri...
Kaybediyor Beşiktaş.
Olsun.
Ses gelmez ama dakikalarca eldivenleriyle alkışlıyor Şükrü, sesi kısılmış evine dönüyor Şükrü.
Kalçasında bir acı, maç öncesi karlar temizlenmediğinden buz tutmuş koltuklardan kayıp düştü.
Çanak sağlam ancak sızlıyor.
Unutuyor acısını, hatırlıyor Beşiktaş'ını...
Ne maçtı ama diyor içinden, tutarken kalçasını...
Ankaragücü maçı.
Durum kritik.
İçki bütün kötülüklerin anası..nı skymmm diyor Şükrü.
O halde yolda dahi yürüyemeyecek olan adamla birlikte gergin bir havada maçı takip ederken.
Rakı, viski, votka, bira bu.
Şişede de durmuyor, bu yandaki arkadaşta da maşallah.
Zıplarken üzerine düşünce hafif ittirmeler, yanındaki insanlara sataşmalar.
Gözler kaymış ne yapacağı belli olmaz haller.
Tırsıyor bir yandan, bir yandan da gözü sahada.
Sevdası vücut bulmuş, 11 adam da top tepmekteler.
Derken gol, gol sevinci, yandaki sarhoşun tüm sevinci alıp götürmesi.
Üzerlerine düşmesi, düştüğünden seni sorumlu tutması.
Nasıl alırlar bu tür adamları stada?
Tüm heyecanın kaybolması...
Bursa maçı...
Yağmurlu bir günde ağaçlı yoldan sevdasına koşuyor Şükrü,
Paçalar çamur, üstü başı rezil.
Ne önemi vardı, önem; birazdan göreceği çimlerin üzerindeki fiyakalı adamların üzerinde asılıydı.
Turnikeye yanaştı, ''Kartınızla daha evel girilmiş!'' ibaresiyle karşılaştı.
Diğer turnikeleri, girişleri ve görevlileri denedi.
Olmadı.
Biletix gişesine gitti, yardımcı olacak kimseyi göremedi.
Gördü, yardımcı olunmadı.
Elindeki telefondan resmi siteye girip, kombine ile ilgili başvurabileceği bir yetkiliyi aradı.
Günlerden Pazar'dı. Herkes sanırım o an maçtaydı.
Telefon açılmadı.
İçeriden gelen haykırışlara içinden ''Hadi be yavrum, Kartal yırtar'' deyip çekti gitti.
Şükrü o gün maça giremedi...
Koca bir kırk beş dakika Beşiktaşsız geçti.
İkinci yarıyı evden seyretti...
Parasını verdiği ve seyretme hakkı olan bir maçı seyredemediğinden dolayı ne tazminat davası açmayı denedi ne de Beşiktaş'ına kötü bir laf etti...
O gün öyle işte, sevimsiz geçti...
Her maç girişinde birileri vardı turnike civarında.
Anlayamıyordu Şükrü neden oradalar, neyi bekliyorlar?
Hele ki derbi maçlarda, mahşer yeri gibi...
''Abi beni de içeri sok, abi çift turnike yapalım mı?''
Ben neden kombine alıyorum diye düşündü o zaman, siz bedavaya girecekseniz?
Ben neden alıyorumki resmi forma?
Anlayamadı Şükrü, içeri girdi...
Trabzon maçı...
Sağanak halinde değil de hali vakti yerinde şekilde yağıyordu sevimsiz yağmur.
Maç günü yeşeren umutların sönmesine yol açar kapalı hava, Kapalı'ya girince açar umutlar insanın bağrında.
Ama yağmur işte, ıslatıyor...
Şükrü şemsiye alayım dedi, aldı da.
İçeri girerken polis aramasında şöyle bir şey işitti;
''Şemsiyeyi bırak geç!''
Nasıl yani? Islanacak mıydı Kapalı tribün denilip de yarısı açık cezaevinde?
''Neden?'' deyince sonu 'h' harfi ile biten bir kelime duydu;
''Yasah kardeşim yasah''
Ya sahaya atarsaymış, ya birinin gözüne sokarsaymış...
Bıraktı söylene söylene...
Islandı donuna kadar, dondu sonuna kadar maç boyunca...
Fenerbahçe maçı...
Yeni açıkta bir gram yer yok.
Şükrü ve 3 arkadaşı yer arıyorlar, tribünün altını üstünü getiriyorlar.
Bulamıyorlar.
Sonunda tellerin orda bir yer buluyorlar, sahanın birazını görebilecek vaziyette ayakta dikiliyorlar.
Saatler geçmek bilmiyor, oturmak mümkün olmuyor.
Eziyet, mağlubiyetle birlikte kol kola gecenin karanlığına ilerliyor...
Eskişehir maçı...
Maça giden bir taraftarın 5 dakika boyunca ortopedik bozukluğa yol açan geleneksel ''Cebindeki bozukluğu ayakkabısının içine bırakma'' eylemiyle stada girdi Şükrü.
Yeşilini gördü sahanın içine bir ferahlık doldu.
Yerini buldu, oturdu.
Ayakkabısını çıkarıp geleneği bu haftalık cebinde sonlandırdı.
Erken girmişti.
Karnı acıktı, bir sosisli söyledi 8 lira gerekti.
Bozukluk yetmedi, bozuldu.
50 lirayı uzattı, bozuk yok mu dendi!
Polis alıyordu bozukluğu, olsa stada sokamazdık.
''Polis almasa zaten sahaya atardık!'' dedi.
Sosisçi ironiyi anlamadı.
2 lira demir para daha cebine eklendi.
Bir çay 2 lira idi ve 10 lira uzatana 8 adet madeni para vereni de daha evel görmüştü...
Güldü geçti...
Bu bozuk düzenden daha ne beklenirdi ki?
İbb maçı...
Bunlar her maç zorluyorlar bizi dedi Şükrü.
Lakin şu an zorlayan başka bir şey daha vardı, midesi!
O son döneri yemeyecektik diye düşündü içinden.
Bozmuştu motoru...
Tuvalet aradı stadda, eli ayağı düzgün, temiz, hijyenik.
Çamuru olmayan, musluğu akan, sabunu olan, kaleboduru kırılmamış.
Bulamadı...
Tuttu...
Bütün maç tuttu...
Herkesin tuttuğu kendineydi, Allahtan Beşiktaş kazandı da...
Neyse...
O tuttu...
Galatasaray maçı...
Sonunda Sergen attı şampiyonluk geldi ama;
Şükrü, Mayıs'ın o yakıcı sıcağında, maçın başlamasına 6 saat kala içeri girip 6 saat boyunca su içemedi...
Bir kere bile tuvalete gidemedi, yerinden kımıldamayıp, uyuşan bacaklarını sevdi.
Tıklım tıkış, ağrı sızı, ölümüne yorgunluk ile maçı bitirdi...
Ha sonucunda değmedi mi?
Öyle bir değdi ki, ''Bin kere daha o eziyet sürse bin kere daha giderim şerefsizim dedi...''
Kayseri maçı...
Şükrü o gün o kadar çok biber gazı yedi ki...
Söyleyecek pek bir şey yoktu.
Ağlamayı tercih etti...
Sivasspor maçı...
Önemli elbette her maç olduğu gibi.
Kazan'ın civarında ortalığı kolaçan etmek ve tabiki tutkuya biraz daha erken garkolmak için erken gelmişti semte Şükrü.
Tezahürat yapanlar, içenler, bağıranlar, çağıranlar, maça gidenler, bekleyenler, esrar çekenler, meşale yakanlar, yemek yiyenler...
Her siyah beyaz oradaydı.
Ve bir de nötr emekçi...
Köfteciye takıldı gözü, seyyar.
İşinde gücünde ekmeğinde bir adam.
Millete dünyanın en güzel kokulu ancak bir o kadar kötü etinden veriyordu yarım denilen ekmeğin içinde dört tane.
50 kuruş veren bir köfte daha ekletiyordu ki her beş ısırığın en azından ikisi köfteye denk gelebilsin diye.
Derken bir kargaşa oldu.
Toplanan insanlar bağıranlar... Allahım o ne?
Köfteci çıkardı et kesen bıçağını etrafa salladı.
Binlerce kişinin ortasında bir adam, sallıyor bıçağı.
Şükrü'nün burnunu bir-iki kere teğet geçti.
Allahtan kimseye değmedi, ki değse yarım ekmek gibi bir yarım insan da karşımızda yere düşebilirdi.
Ne güzel şey bu ülkede yaşamak dedi Şükrü.
Şansın yanındaysa görürsün elliyi altmışı,
Yoksa eğer şansın derlerki; erken kaybedildi...
Köftecinin agresif bıçağına, maganda kurşununa, arkadaş şakasına, belediyenin logar kapağına dayalı bir düzen bu.
Kısmetse yaşarsın bu ülkede, olmadı mı?
İyi bilirdik biz herkesi...
Denizli maçı...
İlk defa eşini de götürdü maça Şükrü...
Protestolarla başlayan heyecanın sonu kötü bitti.
Nereden bilecekti eşinin yanında dayak da yiyeceğini?
Yeter dedi, yetmez dediler.
O gün birşeyler koptu kalbinden, utandı içten içten...
Belki biraz Beşiktaş, belki de futbol...
Çok üzüldü Şükrü, eşini korudu, kolladı,
Ama o günü asla unutmayacaktı...
Gaziantep maçı...
Kırılmadık koltuk kalmamıştı tribünde.
''Son maç zannedenler güruhu'' hatıralarını kollarının arasında taşıyıp eve gidiyorlardı...
Maksat hatıraydı, 3 ay sonra o kişiler yine aynı staddaydı...
Bucaspor maçı...
İkinci devre durum 2-0 idi.
Rahat bir maç oluyordu ilginç şekilde.
Bir Beşikaşlı'nın rahat bir maç seyretmeyeli 8 sene oluyordu herhalde diye düşündü Şükrü.
Sonra telefonu çaldı.
Baktı, arayan annesiydi...
Babasını hastaneye kaldırmışlar, fenalaşmış.
Koş yetiş diyorlardı.
Koşa koşa çıktı merdivenlerden, geldi kapıya.
Kapı kapalı elbette.
Bir-iki polis memuruna nefes nefese anlattı derdini.
Oralı bile olmadılar.
Görevliyi bul dediler, başlarından attılar.
Sahada ve tribünde haykırışlar bağırışlar, akılda baba.
Tırım tırım aranıyordu Şükrü, bir görevli.
Yerinde olması gereken ya da en azından kapıyı kapatmaması gereken bir görevli.
Bulamadı...
Stadın içinde kalmıştı, çok isteyerek geldiği bu yerden çok isteyerek gitmek istiyordu.
Gidemiyordu.
Rica etti, yalvardı, çıkmak istedi, babam dedi...
Olmadı...
Tansiyonunu düşürdüler babasının, kendine gelmiş.
Sonra sonra öğrendi, Allah korudu...
O, babasının yanına gidemedi...
Şükrü, Beşiktaş'ı hala çok seviyor...
Hala tribünde olmak istiyor, ilk maçı düşlüyor.
Sensiz geçen günlerin a.... k.... diyor.
İnsan yerine konmamaya alışmış, bu ülkenin stadına, insanına, düzenine, geleceğine dair inancı yok.
Tekrar aynı şeyleri yaşayacağından adı gibi emin.
Meşale yaksa içeride, gaza gelip küfür etse cezalı,
Terörist olur kendisi artık taraftar sıfatıyla sabıkalı!
''Bir artçıya bakar yaşamlardan'' birisi de onunki, şehit de olur gerekirse Beşiktaş'ı için mabedde.
Olsun diyor, özne ise Beşiktaş gerisi teferruat.
Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar...
Şükrü haftaya kombine almaya gidiyor...
15 Temmuz 2011 Cuma
Türkiye Şike Olimpiyatları 2011
Kaos...
Neyin nasıl ne şekilde olduğu ya da olacağı belirsiz bir süreç bu.
Şike heryerde, olimpiyat halkaları gibi, birbiri içinde, kimin eli kimin cebinde?
Kim ne kadar şike yaptı, kimler işin içine girdi/sıyrıldı bilinmiyor.
Kravatlı abilerimiz şah dedi mat dedi,
Olan biz parlak taraftara oldu, piyon gitti, fil öldü, kale düştü, at satıldı!
Dünyada örneği var mıdır bilmiyorum ama;
Futbolcu, hakem ya da federasyondan bu kadar az kişinin
Bu denli büyük bir olayda şike iddiasıyla içeri atıldığı
Tek ülke biz olmalıyız.
Yönetici şike yapmak istiyor ne hakem ayarlıyor,
Ne federasyondan herhangi birini!
100 küsür kişiden 2 futbolcu ve bir de kaleci içeride, gerisi Topuk Yaylası!
Ekip dışarıda Şekip içeride.
Sezer dışarıda Sezercik içeride.
Emenike dışarıda, forması nike olan Akın ile Alın bunu içeriye...
Belöz'ün oğlu Emre'nin, ikinci bir emre kadar şaka yapması yasaklansa ya.
Hanimiş bunların menejeri, kuzenleri, kardeşleri?
Atılan mesajlar printscreen yapılacak kadar de-şifre ise,
Postaneden aldınız mı e-şifre?
Beşiketaş şike yaptı diyelim, eyvallah.
Peki söz konusu olan futbolcular 1 gol 1 asist yaptı allah allah!
Gol kaçırdılar, top kaptılar, pozisyona girdiler,
Bir buçuk saat ter döktüler...
Sebep-sonuç ilişkisinden çözemediniz,
Bari hatice-netice'den davayı sürükleseydiniz.
Şimdi sonuçlanmayan metrobüs ile teşebbüs bile suç diyorlar,
Peki o zaman dünyada var mıdır örnek buna, usülsüz transfer davasına?
Sezer ile Emenike dışardaysa İ baş harfli adamlar niye tutuklu hala?
Hadi at verdi diyelim Serdal, at nerede, avrat nerede, peki ya Rıza Silahlıpoda!
Tayfur Havutçu ise başka alem.
Yıllar önce Televole'de o akıcı Türkçesi ve şivesiyle
''Freshop'tan saat aldım.'' cümlesiyle kazınmış zihnimize...
Yanlaya yönleye gelin çocuklar sınırlı yetenek bakın çocuklar
Türküsündeki Tayfur bu, Havutçu! (Havut neydi lan?)
İstese de şike yapmaz, yapamaz...
Tayfur yav bu, düşük profil!
Dürüsttür, temiz yüzlüdür, efendidir Tayfur, kefiliz.
Ne bileyim ya da daha ne diyeyim Tayfur işte...
Siz alın bu adamları içeriye, ne biz birşey biliyoruz,
Ne bilgilendiriliyoruz ne de savcımız açıklamada bulunuyor.
Biz spor haberlerinden takip ediyoruz.
Emniyet, sağlık kontrolü, savcılık, adliye...
Hooppp Metris!
Sonra da Metris'te Tetris...
Mevcut adli tatilimiz, sabırsızlığımız katilimiz.
Beklemedeyiz.
Bank Asya'ya ya da Allah'a havale ederlerse
Masrafsız düşeriz hesaptan hiç sorun değil.
3 yabancı ile devam, bize yabancı olan YD ile hayırlı ayrılıklar...
Güzel olur belki de.
Ülke temizlenecekse bizim ve Fenerbahçe'nin düşmesiyle;
Sirkte oynasan trapezde destekleriz,
Amatöre düşsen Uma Thurman ile sevişiriz!
Kombine alırız, en kötü gününde yanında hazır ve nazırız...
Ama isteriz bilmek nasıl, ne şekilde, ne yapmışız
Gerçekten biz diğerlerinden farklı da mı kalamamışız?
Suçum seni sevmekse asın beni denizlere,
Ben sende tutuklu kaldım Beşiktaş dönelim bir kaç gün geriye...
Fenerbahçe aslında tarihi fırsatı yakalamıştı.
Beşiktaş ne yaptıysa Fenerbahçe onu yapmadı, yapamadı.
Kupayı iadeli taahhütlü ve şikeciyi destekleme konularında sınıfta kaldı.
Eski Maraton kültürü ya da İslam Çupi tarzından bir kez daha uzaklaştığını
Dosta düşmana ispat etti.
Yarattığı kibir denizine daldı bir daha da çıkamadı.
Aziz Baba diyen adamların peşinden köprüye yürüdü,
Bilmiyorlardı ki onlar köprüye gitmeden zaten herkes düşmüştü.
Şikeden içeri alınan bir adamı desteklemek ve kendi takımını sahiplenmek arasındaki ince çizgi...
Ne kadar acı bir şekilde yanlış yola saptı!
1>17 kibir aritmetiği, oldu mu sana 1 muhtaç 17!
Kulüpler Birliğine tutundu, olmadı.
Komplo bunlar dedi, tutmadı.
Bize operasyon yapılıyor dedi, Beşiktaş'ı gördü, utandı.
Şampiyonluk kupası hala müzede, ona bile kıyamadı, bırakmadı.
Başkanları tarafından yaratılan ''Kazanmak için her yol mübahtır!''
Sözü o kadar içlerine işlemişti ki camianın,
Sessiz kalmayı, utanmayı, vazgeçmeyi, oturup olanı izlemeyi bile beceremediler.
Yürüdüler, tepki gösterdiler, sosyal medyada alengirli laflar ettiler.
Sonuç; hala aynı yerdeler!
Köpek balonlarına, tezekle ayrılmış tribün koltuklarına, İTaat et pankartlarına,
Bilica'ya, Emre denilen küçük boylu çocuğa, Volkan'a, Lugano'ya tepki veremediler.
Cihan Oskay konuşurken bilemediler, İstanbulspor'un kasasından çıkan teşvik primini
Göremediler...
Eski büyük ve farklı yönlerini unuttular, onlara 10 senedir öğretilen
Fenerbahçe en büyük, tek büyük, çok büyük söylemleri ile yok olup gittiler...
Fenerbahçe yine büyüktür hep de büyük kalacaktır.
Bu ülkenin en büyük camiasıdır, eyvallahtır...
Ama işte o camianın taraftarı farkı yaratamadı.
Bir Çarşı olamadı, bir Ünal Aysal çıkartamadı...
Üzüldüm sadece dostlarıma, sevdalandıkları takımın içler acısı takındığı tavıra...
Haa bu arada Nato ihalelerine bundan sonra kim girecek bilemem.
Ülkenin görkemli kurumları alaşağıya edilirken bir oyun da
Sarı Lacivert A.Ş.'ye yapılıyor mu bilemem.
Siyasetin burnumuza kadar sokulduğu bir ülkede eksik kalmazlar illaki.
İktidar ister elbette karışmak, söz sahibi olmak, at oynatmak.
Bilemem...
Bildiğim tek şey var, en büyük Beşiktaş gerisi traş...
Bundan sonrası; eskiden karikatürü yapılan
Doğum odası kapısında bekleyen baba adayının sigarası...
Ortalık duman, göz gözü görmüyor.
Bilgi kirliliğinden her şey doğru kabul ediliyor.
İtiraf mı etti, iltifat da eder mi?
Suçlamalar kabul mu, eksi puan olur mu?
Galatasaray doğru sezonda güzel bir başarısızlık elde etti,
Olası bir kupa ile iki büyükten de farklı muamele göremeyeceğini bildi.
Böylece her şerden bir hayır çıkacağını belli etti.
Bana kalırsa Adnan Polat'ın heykeli dikilmeli!
Şike iddiasıyla içerde duranın başında dikilmemeli...
Bekleyelim görelim, temiz futbol için dua edelim.
Biz güzel Beşiktaşlılar, diğer rakiplerimizin üzüntüsünden
Nasiplenmeyelim.
Onlar düşerse sevinmeyelim, biz düşersek üzülmeyelim.
Her kim şike yapmışsa cezasını çeksin, bundan sonra bu tür işlerde
Kendini helak etmesin...
Bizim dışımızda gelişen olaylar haricinde,
Bundan sonra gerçek sevinç ve üzüntüler yaşamak dileğiyle...
Rengimiz farklı da olsa futbolu seviyoruz doyasıya...
14 Temmuz 2011 Perşembe
Süper Kupa Finalini Protesto Ediyoruz...
Beşiktaş Taraftarı olarak adımıza leke çalınmasını hazmetmiyoruz. Bu işlere adı karışan takımın bizim sevdiğimiz, sahiplendiğimiz Beşiktaş’la alakası olmadığını görüp, bağrımıza taş basarak, kendi adımıza, Siyah-Beyaz formalı çocukları yalnız bırakmaya karar verdik.
Aklımızın erdiği yaştan itibaren çocuklarımıza miras bırakmak hayaliyle yaşadığımız Beşiktaş’ın adı temize çıkana dek, bu işin parçası olmayı reddediyoruz. Kimseyi protestomuza katılmaya vicdanen zorlamıyoruz. Bu tamamen kendi kararımızdır ve bize katılmak isteyen oluşumları protestomuza eklemekten onur duyarız.
Bizler;
Ters Manyel, Burası Kapalı, Ekşi Beşiktaş, Golsüz Eşitlik, Stalker-21, Son Kartallar oluşumları olarak; Süper Kupa Finali’nin ve bu kirli oyunun parçası değiliz ve Final maçını izlemeye gitmiyoruz.
Benim Beşiktaş'ım Şike Yapmaz...
Sevinen var mıdır acaba demiştim Aziz Yıldırım evinden Emniyet Müdürlüğü'ne gözaltı torbalarını aldırmaya gittiğinde! Haklı çıkmak bir yana sevdiğimiz bu oyunun oyun olmaktan çıkıp bir kez daha büyüklerin oyuncağı elimizden almasıyla sonuçlanan bir süreç; ki bu süreçin gemisi hepimizin içinde oldu gemi, gemideyiz. ''İğrençsiniz ibneler!''
Sosyal medyada ''Seninki daha uzağa gidiyor, hayır ben daha temizim!'' masturbasyonlarından kurtulup yapılacak tek şey vardı; elimizden geldiğince bu oyunu kurtarmak. Taraftarız sonuçta ne kadar etki edebiliriz ki? En fazla dua ederiz, tepki veririz, buralardan ya da sokaklardan gerekli mercii bokuların kulaklarını çınlatırız. O kadar! Adam maçtan önce demişse ''Oynama bana, forma vereceğim sana!'' elden ne gelir? Almışız kombineyi, vermişiz zamanımızı, kurulmuşuz ekrana, kötü tuvaletlerin kokulu pisuvarlarına bırakmışız kiraladığımız biraları, umudu koymuşuz cebe, beklemişiz başlama düdüğünü. Nereden bilelim üçüncü çalımı atarken bir kez daha düşünen futbolcunun içinden geçenleri? Kaleciyle karşı karşıya gelen adamın kafasının içindeki tilkileri? Biz müşteri zihniyetliyiz, denileni yapmışız. Tek beklentimiz galibiyet, o da mı yalanmış? O da mı olmadı? Çekmediler mi göndere bayrağımızı?
Kaybedilmiş yaşam dedikleri bizimkisi! Verilen atkı parasıyla kız arkadaşımızı güzel bir yere götürebilirdik, tercih etmedik. Formaya verilen paraları kenara atsak şimdi arabamız olurdu, istemedik. Kombineyi ise hiç karıştırmıyorum ulan evimiz olurdu evimiz, vazgeçtik. Neden? Yuvamız İnönü'ydü, Kadıköydü, Ali Sami Yen. Yol parası elbet bulunurdu, araban olsa otopark derdi, pul parası, kasko, masko vs... Ne gerek var! Kız arkadaşlar ise çoktan terketti, deplasmanda dersin soran olursa...
Beşiktaş işte daha ötesi var mı? Bu gibi zamanlarda Beşiktaş benim çocuğum, karımı atarım yataktan, gelsin sokulsun koynuma, güven ve şefkat vereyim oğluma, üzülmesin yeterki ben bakarım ömür boyu ona. Karşılıksız çek nedir bilmem lakin tek karşılıksız aşk, Beşiktaşk! Şike mi yaptı Beşiktaş, asla. Benim Beşiktaş'ım asla yapmaz, yapmadı, yapmayacak. Onu kullanıp kendi kariyerlerini, egolarını tatmin edenler yapanlar yaptı, o benim Beşiktaş'ım. Hatta bizim değil, benim...
Aziz Yıldırım yapmıştır dedim yıllarca; emin olup da ispatlayamama durumu bu. Suratında akıyor işte bu iş adamlarının, adı üstünde iş adamı. O iş olarak görüyor, ihaleye giriyor, ben herşey olarak görüyorum anca ihaleli batak oynuyorum. Yıldırım Demirören, Ergun Gürsoy, Adnan Polat, İhsan Kalkavan yapmıştır, denemiştir, zorlamıştır gibime geliyor. Para var huzur var bu adamlarda, pis futbol düzeninin düzene ve düzülene uyan adamları. Alış-satış gibi, futbolcu da mal, piyasa saha, başrolde yöneticiler, daha kendini yönetmekten acizler, maç sonu iki lafı bir araya getiremeyenler, çok sevdiğimiz oyunun içine kravatlarıyla ettiler! ''Bu galibiyeti taraftarlarımıza armağan ediyoruz'' lafı bile yalanmış. Oysa ki biz o armağanları hep alıp saklardık, şimdi g.tümüze mi sokalım o galibiyetleri, sevinçlerimizi, bir-iki beyaz saç teli tecrübelerimizi? Ha asbaşkanım, hass... başkanım!?
Galatasaray zaten şikeyi ülkeye getiren kurum olsa ne yazar, makaram sarı bağlar! Bu blogta o kadar çok yazı varki bununla ilgili, artık ve şimdi bunların hepsi anlamsız. Adamların başkanı çıkmış 1923 yılından beri edilen en güzel laflardan birini ediyor, karşısında 1 >17! Sen cesaret edemiyorsun, birlikteyiz diyorsun. O ne demekse? Sen bu ülkede benim gözlerimle gördüğüm üç adet şampiyonluk kupasını kaybetmişsin alengirli yollarla, beni ve benim gibi olan milyonları kahretmişsin rakip takımın taraftarları sevinirken, en çok sen çekmişsin şikeden, teşvikten, karanlık işlerden, Şerefli ikinciliklerle en azından Hakkı'nla yetinmişsin... Bu mudur yani? Senin savunduğun değeri, farklı olduğuna inandığın prensibi aldı kendi içindekiler fırlattı suratımıza. Dediler ki biz de farklı değildik esasında, sadece bugüne kadar ortaya çıkmamıştı. Alın bakın biz de Akın yapıyoruz, diğerlerinden bir fark bırakmıyoruz. Süleyman Seba duymasın ama şerefli ikincilikler artık kazandırmıyor, ünümüze ün katmıyor, ihaleye girdiğimizde işe yaramıyor, kariyerimize kariyer eklemiyor! Alacağım seni kupa, vuracam kırbacı vuracam kırbacı...
Bir yanım şimdi eksik. Kombine alacaktım bu haftasonu, futbolu özlerken derdik ya futbolsuz anlamı yok haftasonu, artık hafta içi'm bile sıkılıyor, gözüme uyku girmiyor, iş önümde benim işim burada birşeyler çiziktirmekte... Olmuyor diyorum, olamaz. Haketmedi Beşiktaş, o daha küçücük yapmaz öyle şeyler. Büyükleri karıştı işe, masumiyete tecavüz kaçınılmaz ise forma almaya bakacaksın. Kulübe katkı, katkılar katık yoluyla piknikteki rakip futbolcuya. Belediye otobüs kaldırıyor, Bozbaykuşlar veeeee melankoli...
- Çocuğumu ilk yarı sonunda uyutmuştum Şifo, şimdi yarın sabah ne derim ona, söyle bana ne derim?
- Skorun ne önemi var ki abiciğim? Kalkmasın bir süre daha uyusun, büyüsün. Büyüsün ki Hakkı ile oynayıp Şeref'iyle kazanan bir Beşiktaş görsün. Görmese de onun için uğraşsın, didinsin. İyi insan olmadan iyi bir Beşiktaşlı olmasın. Bu aralar sakın uyanmasın, uyusun... Görmesin Beşiktaş'ını böyle, üzülür, üzülmesin... Uyusun, büyüsün... Büyüsün ki daha temiz, daha dürüst, daha farklı bir Beşiktaş görsün, görmese de onun için uğraşsın, didinsin...
30 Haziran 2011 Perşembe
Kombi Ne?
Kombinenin mantığını algılayamamış, kendi taraftarını koyun gibi gören, vur kırbacı vur kırbacı diyen, kravat sahibi ama empati sahibi olamayan, öngörü yoksunu, buraları okumayan, dünyayla işi olmayan, beceriksiz, kabiliyetsiz, basiretsiz... HAYVAN HERİFLER!
KAPALI ÜST 2.000 TL
KAPALI ALT 1.800 TL
YENİ AÇIK 900 TL
ESKİ AÇIK 700 TL
KAPALI ÜST 2.000 TL
KAPALI ALT 1.800 TL
YENİ AÇIK 900 TL
ESKİ AÇIK 700 TL
8 Haziran 2011 Çarşamba
Konumuz: Bardağın Boş ve Karanlık Tarafı...
Sağ beksiz ve sol beksiz (güçsüz ve kendine güveni olmayan İsmail) ile hücüm nasıl yapacaksın?
Düşünebiliyor musun iki kanadı olmayan bir takımın en iyi adamları olan
Q7 ve Simao'nun ne çaresiz hallere düşeceğini?
Sıkıştıkça oyun arkadan gelecek olan bekin önüne açacaksın topu,
Vurunca Egemen veya Toraman dağlara taşlara ıslıklamadan duramayacaksın onu...
Q7 ve Simao sakat diyelim, Hilbert ile Veli'yi mi oynatacaksın?
Ersan ve Mustafa'ya 20 milyon TL. veriyorsun 4 yılda,
4 yılda 20 milyona amatör şubeleri yapılandırsana!
Kaleci Rüştü eyvallah, Cenk ne kadar güven verir?
Sinan Bolat dururken Serdar Kulbilge de neyin nesidir?
8 senedir her sene değişen stoperler bu sene tekrar değişir.
Nasıl bir birlikte oynamayı yaratacaksın ki sen 9 stoperli bir takım halindesin!
(Sezer,Furkan,Atınç,Toraman,Egemen,Ersan,Ferrari,Sivok,Sidnei)
İstediğin kadar yıldız al sonuçta baştaki Tayfur Havutçu,
Unutmayın Guti çıkarken oyundan nasıl da canımıza okumuştu!
Forlan gelsin ne güzel, peki Mustafa Pektemek ve Mehmet Akyüz ne iş?
Muhammed, Sezer, Furkan, Atınç nasıl kadroya girecek,
Şişti takım oldu 30 kişi!!!
Mayıs'ta vurulan kazma Egemen olabilir mi?
İki maç sonra Hepimiz Egemen'iz diye bağırMAYIS!
Stad kayıyor Ertuğrul şu an pis pis gülüyor,
Zira anlayamadınız galiba stadımız yıllardır bize kayıyor!
Leblebici lazımsa Çorum'a gidelim,
Stoper gol atsın istiyorsak Benfica genç yeteneğini neden kiralar bunu hesap edelim!
Mustafa Pektemek ve Ersan Adem Gülüm sakatlardı, inşallah bomba gibi olurlar.
Olmazlarsa giren kazığın boyutunu hesaplayamazlar...
Basketbola sponsor arıyorlar, spon sorun bana söyleyeyim Beşiktaşlı işadamlarını sana.
Koç'tan Kalkavanlar'a, sen biraz düzgün olsan koşa koşa gelirler ayağına...
Eskiden Kastelli vardı, bir ara Göçer, şimdi de Mendes,
Portföyüne bakın bakalım seneye kimler KAKAlanacak bu takıma?
Bir daha söylemekten bir şey olmaz, lütfen sağ ve sol bek alın bu takıma,
Devşirme değil , orjinal olsunlar ama...
Alamayacaksan kanat bekleri, şampiyonluk uzakta daha çok bekleri(M)...
Bir bir daha iki ise iki gözüm önüme aksın bu takımda Q7 bile ıslıklanacaktır,
Simao bile yuhalanacaktır, bu iki oyuncunun arkasından hücuma destek olmazsanız,
Arkanız Arkansas olacaktır!
Sonra yine olmadı, niye olmadı, yeni olmadı, yeniden olmadı...
Olmadı...
Olmuyor...
Olmayacak...
Olur mu olur!
N'olur... Bir sağ bir de sol bek...
14 Mayıs 2011 Cumartesi
4/6 > 4/104
Bir gün sonra olmasaydı Kayseri'den dönüş uçağı, dün akşam gazete kağıdına sarılmış elde pastırma ile kaldırılan kupaya bu çocuk da ortak olacaktı. Trt Hd (herşey dahil) ve Bozbaykuş olan misafirlerim yerine gözlerimiz yaşlı, kalbimiz sevinç dolacaktı. Ha yine olmadı mı oldu, ama ahh orada olacaktım psikolojisi yok mu? Var!
Ersan Gülüm; oğlum ne yaptın sen? Cumhurbaşkanı o, Mahmut'un elini sıktın bitti mi sandın? Yandın oğlum sen yandın...
Evlenir misin benimle değil, benimle evlenir misin değil, ''Evlen Benle!'' O ne ki?
Tabirimi bağışlayın ama; Bu kadar kazma oyunculardan böylesine mütevazi ve göze hoş gelen bir futbol sistemi yaratan Abdullah Avcı'yı kutluyorum. 4 senede bu takımı kupada final oynattı. Bu denli yetenek fakiri takımı nasıl oynatıyor, kocaman bir soru işareti! Acaba elinde bir-iki yıldızı olsa, ya da mesela Beşiktaş'ta başarılı olur mu bu kadar yıldızla? Bence olur olur bal gibi olur, gol olur! Bu arada 'Yere Yatsana' muhabbeti de bayağı bir baydı artık! Son vermek lazım...
Guti ve Bobo maç sırasında bu takımdan gitmek ister gibi lakin maç sonu en çok sevinenler onlar. Hugo oğlum o ne biçim oynama, 5'e mi bastı Tolga abin, kendine gel. Fernandes'e bayıldım, o ne slalom, o ne lay lay lom! Tabata+2 milyona seneye bonservisi bizde!
Mehmet Aurellio'dan bırakın stoperi bu saatten sonra futbolcu olursa benden de ÖSYM Başkanı olur!
Penaltı atışlarını özlemişiz. Ama başka takımların olsa daha iyi olurdu, bir 10-15 dakika kendime gelemedim. Saç beyazladı, kilo gitti, sikinti vardı hocam, sikinti...
Stad tam dolmamış yoksa bana mı öyle geldi?
Bozbaykuşların ''Biz hiç final kaybetmedik'' pankartına istinaden, Fenerliler'in ''Biz hiç kupa görmedik'' pankartı ne hoş olurdu...
Acil sağa-sola bek lazım, ki geleceğe umutla bakalım; ''Bek To The Future!''
Ernst'i özledim, kupa töreninde gördüm, sevdiğimi televizyondan ilettim...
Dünkü kupadan sonra, o sevinci yaşadıktan sonra ve sahada o güzel adam Fernandes'i görünce; yeni sezon bir an önce başlasın diyenler parmak kaldırsın...
Bobo gitti, misyon tamamlanmış gibiydi zaten. 6 sene kaldı 4 kupa aldı ve gitti. Fenerbahçe'nin 104 yıllık tarihi kadar. Ne sofistike ama.. (O neyse?)
Artık gençlerle oynama ve Pazartesi günü sevdamıza elveda zamanı. Yine sensiz geçen günlerin diye mırıldanacağız yaz aylarında, yine özleyeceğiz ve bir an önce görmek isteyeceğiz İnönü Stadı'nda...
12 Nisan 2011 Salı
Taksim'den Aşşşağaaa Kasımpaşa...
* Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; ''Bir takımda eğer Ersen Martin oynuyorsa o takımdan hayır gelmez!''
* İkinci yarı bizlere devamlı küfür dinleten sevgili Lig Tv yöneticileri; Panoramik stüdyo dolayısıyla takdir ettiğiniz Kasımpaşa başkanını uyarmışsınızdır inşallah. Şansal ve arkadaşlarına yemek ısmarlayan başkan önümüzdeki sene Bank Asya'da önlemini alır artık.
* Ricardo Quaresma bekletti 40 küsür maç bizi, son haftalarda yine umut dolduruyor önümüzdeki sezon için içimizi...
* Karşı tribün bomboşken nasıl bir marka değeri yükselir, devamlı küfür girerken evimize nasıl bir kalite olabilir?
* Bir hakem anlamalı, tanımalı, bilmeli ki; Simao Sabrosa oradan topu auta atmaz. Korner oğlum o korner!
* Necip Uysal'ın ruhu ile Manuel Fernandaz'in ruhsuzluğu arasındaki fark; Mert Nobre'nin her hangi bir takımda forvet arkası oynama ihtimali kadar uzak!
* Tayfur Havutçu ve üstündeki trençkotu nedense Müfettiş Gadget'i hatırlattı bana...
* 4-4-2 sisteminde iki ön liberonun topu yönlendirme yeteneği yüksek olmaz ise kanatlardaki Q7 ve Simao'nun topu alıp oyun kurma hamlelerine bakıyor takım. Mert Nobre yerine olsaydı Fernandez, daha erken kopardı maç. İlk yarı bu iş biterdi.
* U17 takımı şampiyon olmuş, helal gençler...
* Q7, Necip, Toraman ve Cenk'i ayrı bir yere koyuyorum dün akşam için.
* Kasımpaşa kombinem vardı geçen sene. Tahminen 11 ya da 12 maçlarına gitmişimdir. Fenerbahçe maçında herşey güllük gülistanlıktı, ne bir küfür ne de Fenerbahçe'ye karşı kötü bir tezahürat. Alkışlarla gelip alkışlarla gittiler. Karagümrük-Kasımpaşa muhabbetinden olsa gerek Beşiktaş'a geçen sene de böyle küfür&kafir vardı, bu sene de. 15 yaş ortalamalı çocuklardan oluşan bir tribün profilinden de başka şey beklenmiyor maalesef...
* Kasımpaşalı Erdi Galatasaraylı Yekta'ya amma çok benziyor ha!
* Kasımpaşa tribününe girenleri şöyle bir yazı karşılar; ''Apaçiler''...
* Yekta Kurtuluş ve Yılmaz Vural bu takımın ruhuydu, ruh gitti yapı paydos!
* Stada kazma vurulunca (Ki neden büyük makineler falan varken kazma vurulur o da apayrı bir konudur) maçlarımızı Kasımpaşa Stadı'nda oynama fikri dün gece itibariyle bana göre son buldu.
* Etrafı silip süpürecek, derleyip toparlayacak Ronaldo gibi bir defans, iki hızlı kanat beki, bir de gol vuruşu olan fiyakalı bir santrofor ile önümüzdeki sene 34'te 34 yaparız. Olmadı 17'de 17, o da olmadı kupayı alırız, bir sonraki senenin takımını yapıyoruz deriz, yetmezse stadı yıkıyoruz deriz, borçları falan hep karambole getiririz!
* Dünkü maça gitseydim eğer maç çıkışı Canım Ciğerim'e uğramadan eve dönmezdim!
* İsmail Köybaşı'nın oyunu zorlaştırma çabasına deli oluyorum. Olmayacak şekilde topu uzaklaştırmasına, çalım yapılmayacak yerde yapmasına ve hala bir türlü güçlü olamamasına sinir oluyorum. Basit, sakin ve kontrollü oynasa herşey çok güzel olacak esasında...
* Guti gidecek mi, gidecekse para kazandıracak mı, para kazandıracaksa Demirören'in çocuklarına ne kadarı kalacak? Bu soruların cevabını istiyorum!
* Gücüne güç katmaya geleceğiz, formanda ter olmaya geleceğiz. Beşiktaş seninle ölmeye geleceğiz, bu Cumaaaa...
9 Nisan 2011 Cumartesi
Kupa Üçlü, Otur Sıfır! Kozcu Beleştepe...
Skor 3-0...
Goller her gün gidecekleri yazılandan.
Asist Fernandes, o zaten gitti!
Guti çok kötü, Q7 büyüleyici.
Finale göz kırptık, Gençlerbirliği gelse bari...
Beleştepe'den yükselen ses futbolcuların kulağına dokunmuş mudur bilemem ama televizyon başında olan benim ve benim gibi güzel siyah beyaz sevdalıların yüreğine o ses kesinlikle dokundu. En sevdiğim boksör Mayk Taysın, Ertuğrul sana stad kaysın minvalinden hareketle Dolmabahçe'nin en fiyakalı dolma mekanı iki gün önce gece görevini fazlasıyla yerine getirdi, doldu taştı, stad oldu kaydı! Nostaljinin buram buram koktuğu Beleştepe eskiden sezon öncesindeki açılışların pas geçilmeyen tribünüdür. 200-300 kişinin stadda yapılan Mexico dalgalanmasına riayet ettiğini gören gözlerin parmakları yazıyor bu satırları. Daha ne olsun! Seyircisiz ve bizim için keyifsiz maçın en güzel figürü olmayı başardılar, taa ki Simao Sabrosa dümeni eline alana dek...
3-0 kazanılan bir maçın en iyi oyuncusu Rüştü ise... diye başlayan klasik spor ve skor yazarı klişelerine girişmeden, ilk yarıyı at çöpe, ne atak var ne pozisyon ne de mücadele, dalga dalga gelen Antep baklavalarına karşı ''Benim şekerim var, olmaz'' diyen Rüştü Reçber bile, Toramansal şartlar, Ernstsel hareketler ve Ziraat Bankası Portekiz Şubesi finalde... İbb maçında attı, Sivas maçında barajdan döndü, dün yine yazdı. Simao iyi oyuncu, orta yapar, çalım atar, fulelidir, asist yapar. Ama aklı sahada olursa. Vardır rahmetli babası ve karısı ile problemleri, olsun. Bu maçtaki gibi olsun, gözlerimiz kanat oyuncusu görsün. Simao Usta; büyük geçmiş olsun, Allah rahmet eylesin ve Allah senden razı olsun... Ricardo Quaresma denilen büyücü böyle istedi, böyle oldu. Kaç faul yapıldı ben saymadım, doktorlar bu sabah saymışlardır. Buna rağmen sol kanattaki El Yasa saçıyla başıyla uğraşmayacaktır bundan sonra, jübilesi yakındır. Nasıl bir adam geçmedir o ki, daha da önemlisi istemesi, yılmaması, Tolunay ve ekibinin vur emrine direnmesi ve karşılığında hiç gol ve hiç asist ile maçı tamamlayıp finali getiren adam olması. Ne güzel. Guti krediden yedi, Almeida'nın ters kafası krediyi arttırdı, Aurellio ne etlüye ne sütlüye, Necip her yerde, Hilbert çakılı, hakem Çakıcı, Tayfur yapıcı ve Beşiktaş iç açıcı...
Fazla söze gerek yok. Bu haftasonu sezonun 50. resmi maçına çıkacak takımın şampiyonluğa oynayan iki takımın toplamı kadar maç yapması, bize tribünde yıllar sonra çalım, orta ve estetiksel varyeteler göstermesi, stadın çoğu maçta dolması ve Necip'in kazanılması yeter de artar bile. Final Kayseri'de, gitmek farz oldu bir yerde...
6 Nisan 2011 Çarşamba
Seba, Çok İyi Televizyon... 1926 - ....
Elbette ben de gençlik hezeyanıyla sürüye uydum. Değişen duruma, anlayışa, futbola ve hayata ayak uyduramayan yaşlı adama oturduğum tribünden delikanlı cüretimle bağıradurdum. Hayatımın en mutlu anlarını büyük emek ve özveri vererek yaşatan başkanın ilk başarısızlığının acısını yine ondan çıkardım. Yabancı transfer yapamamasını, Avrupa'da bir türlü kazanamamamızı, teknik direktörlere bu denli bağlı kalmasını, kulübü çağ atlamamasını, camianın uğradığı her türlü haksızlığı efendilikle atlamasını hoş göremedim. Sanki her sene biz olacaktık şampiyon, sanki her sene namağlup tamamlayacaktık ligi! Olmadı tabi... Ahmet Dursun'u soktum araya, yeter artık dedim (yıllar sonra ne ilginçtir ki yine aynı tribünden yine aynı şekilde bir başkasına da yeter dedim) artık istifa dedim, belki küfür bile etmişimdir. 16 senede kazandığımız 25 tane kupa yetmezdi, çünkü artık yeterdi, bu yaşta bu değişen futbola çok bileydi. Gençlerin önünü açmalıydı. Fareli soyunma odalarından, kokan antrenman sahalarından, banka ve tefecilere borçlu camiadan pırıl pırıl bir Beşiktaş yaratan adam gitmeliydi. Ve bir gün gitti...
Demek bazı şeylerin değerini kaybedince anlıyormuş insanoğlu. 85 yıllık çınar devam etse başkanlığa bugün 27 senesi dolacaktı. Belki yine herkesin ikinci takımı Beşiktaş, Türk sporunun onursal başkanı olacaktı. Kulüpler birliğinin başındaki adamı dinleyeceğimize Süleyman Seba konuşacaktı, herkes susacaktı. Belki yine yıldızlar olmayacaktı, Avrupa'da başarı yine bu kulübe uğramayacaktı lakin Beşiktaşlılık duruşu anlamını kazanacaktı. Şimdiki başkanın ağzına yakışmayan ve sakil duran bu güzel ifade tekrar parıldayacaktı. Birilerine para yüzünden muhtaç olmayacaktık, çok zengin de olmayacaktık ama şuna eminim bundan kötü de olmayacaktık...
Kendi adıma kabul ederse özür dilemek isterim 12-13 sene öncesi için. Beşiktaşım'ın, biricik sevgilimin layık olduğu başkan profilini anlayamamışız o günler için. Bir-iki sükseli transferle gözümüz boyanmış, masaya yumruğunu vurdukça ondan sonra gelenler egomuz da tavana vurmuş bilememişiz. Şampiyonluğun önemi sahiden de yokmuş, o forma kaybederken daha bir güzelmiş. Şerefli ikincilikler, adaletsizliğe karşı hakemi de yenmek, ağlamamak, ele güne rezil olmamak, başkanımızla gurur duymak ne demekmiş, yaşarken bir insanın heykelinin neden dikildiğini yeni yeni anlıyoruz biz. Özür dileriz, özür dilerim başkanım. İyi ki doğmuşsun, iyi ki var olmuşsun, iyi ki başkanımız olmuşsun... Allah seni başımızdan eksik etmesin...
Kahramanbitlis ve Gaziantep Kupa Maçı Papaz...
Tayfur Havutçu, başkan, taraftar, yabancı futbolcular, medya, muhalefet ve hatta Beşiktaş için bu kahır sezonunun en mühim maçı Gaziantep kupa yarı final maçı. Ama ne hikmetse yine bir Beşiktaş talihsizlğiyle seyircisiz! Küfüre karşıyız, biz Beşiktaşlıyız tezahüratı mıh gibi zihnimde, en okkalı küfürü Halide Edip de, ama hakemlerin Adıvar dersen Sinekli Bakkal gibi müşterisiz kalırsın böyle! Kombinenin yandığına mı yanarsın (ikili yanma), sevdiğinin yanında olmadığına mı (ikili hasret) bilmiyorum. Senede 3-4 maç anlatan TRT spikerine ve kötü kamera tekniklerine mahkum olacağım, sadece ona üzülüyorum...
Rakip ikinci yarıdaki performansıyla Beşiktaş'ın yedi ile dokuzuncu sırada yer bulma devinimi sırasında lig üçüncülüğüne aday. Cenk Tosunpaşa, Popo'v, DanNY, KarcemarskasI Sağlam ve Kurt Adam Dolunay Kafkas ilk akla gelenler çekinme kontenjanından. İki canlı bomba (lejyon er - yabancı stop er) yok, yerine zaten sezon başından beri gizli stoper oynayan Mehmet (Mark O) Aurelio var İbrahim'in yanında. Kale Cenk'in, sağ bekin bu seferki devşirmesi ise Hilbert. Rıdvan yine pert! Simao'nun familyasal, İsmail'in bir türlü kudretlenememe, Hugo ve Bobo'nun istikrar sorunları devam etmekte. Güzel kırışan iki insan Ernst ve Guti ile güzel gelişen insan Necip'in performansları merak ediledursun, Ricardo Quaresma'nın iki maçtır büyücü rolüne soyunması tek umut ışığı. Tayfur Havutçu'nun (Havut: Deve Semeri) rakibin oyununu bozacak, ikinci maça avantaj sağlayacak skoru koruyacak, Kayseri maçının ikinci yarısındaki gibi rakibi sürklase edecek ve kendi diksiyonunu değiştirecek birşeyler bulması gerekiyor. Şans da yardım edecek, babaannemin bıyıkları olacak, direkler geçit verecek, Beşiktaş yenecek. Ha olmadı mı? Bardağın boş tarafı; seneye santra yuvarlağında dalgalanacak olan alengirli bayrağı görmeyiz. Dolu tarafı ise; dinlene dinlene rahat rahat lige konsantre olup meyve suyu kıvamında şampiyon oluruz! Ancak bir borcu var gibime geliyor sanki ismi ve kariyeri fiyakalı abilerimizin bizlere, hakettik sanki gibime geliyor seneye hafta içi seyredebileceğimiz bir-iki maç, ha gayret be... Neyse...
Doğukan, Atınç, Muhammed, Necip, İsmail, Rıdvan, Cumali... Hepsi aynı anda olmaz da, sıkıştır ara sıra bunları kadroya Tayfur Hoca. Kalmış 7 hafta, bunlar da 7 cüce genç, 14 kollu devler, onlar gider ormana hey ormana hey ormanaa....
Not: Bu fotoğrafta George Harrison 14, John Lennon 16 ve Paul McCartney 15 yaşında. Sene 1957...
21 Ocak 2011 Cuma
Sensiz Geçen Günlerin...
Nasıl aşık olduğumu bir çözemedim
Gözlerimden gitmiyor o tatlı gözlerin
Bir yıl olsun üç yıl olsun yine beklerim
Sensiz geçen günlerin ben a.ına koyim...
Seni özlemle bekliyor yaralı kalbim
Sesini duyunca olur dünyalar benim
Ne yaptıysam ne ettiysem vazgeçemedim
Sensiz geçen günlerin ben a.ına koyim...
5 Ocak 2011 Çarşamba
Beşiktaş Kadrosu Üzerine Konuşalım mı Biraz?
KALE
Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, balığım ben baştan kokayım; Elimizdeki eldivenin üç adet alternatifi var ise benim nazarımda tek sahibi Gönenler’in Cenk’i! Leyla’yı geçme faslındaki Rüştü’ye saygım büyük fakat ilk hatalı çıkışını 1982 yılında yapan arkadaşa 6 Kasım 2007’den beri bozuğum. Çel’ebi Mehmet gibi çeldikçe yedik golleri leblebi gibi. Çelebi Mehmet Osmanlı tarihinde ölümü gizlenen ilk padişahtır, birisi söylesin Arıkanlar’dan Hakan’a sanırım o gün öldü ve hala haberi yok. Rüştü arama aktarma yapsın telefondan tecrübelerini önümüzdeki yaz bir de Sinan Bolat transferi ile 10 sene kale emin ellerde! (Emin Eller: Türkiye’nin gizli zenginlerindendir. Spor sayfalarında her transfer zamanı ismi geçer. Henüz kendisi ile kimse tanışmış olmamakla birlikte her kaleci bir kez öznesi Emin Eller olan bir cümle sarfetmiştir)…
Cenk Gönen
SAVUNMA
Sol bekin treni, Emek sinemasının yer göstericisi, orta yapsa Real’de oynar mıydı joysticki ve söyle ne içtin sorusunun karşılığı sevgili deli. İsmail Köybaşı He-Man pazularına ulaşıp güçlenene kadar bırakmaz sol beki Üzülmezler’in İbrahim’i! Jübile yapmaz hatta jü bile yapmaz daha, dar gelir ona saha, mevkisinde bu yaşında dedirtecek yine bizlere tribünde ohaaa! Sağ bek ise sürüncemede, Hilbert’in yüreğine sağlık 3 evet ile finalde! Lakin ikinci yarı takılır el’in kontenjan meselesine. Dağ gibi Ekrem tepe üstü düştüğünden beri yok, o mevkinin bana göre en değerli ismi, geldiğinde dost belleyip ''Arkadaşım şek arkadaşım şek Rıdvan Şimşek'' dediğimiz yavrucak Antalya kampa bile götürülmedi. Toraman sadece kale önünde düşünülüyor ve Erhan’a Güvenmek mi haşa deyince, ne kaldı geriye? Dön baba dönelim Ekrem, MFÖ’den gelsin Mecburen! Ama Portekiz kafilesinden birileri sakatlanır ki Allah korusun Hilbert kapar formayı, göze girer Şeytan olmayan Rıdvan alır bırakmaz, ikisi dışında diğerleri kulübede Sam Amca ile birlikte takılırlar.
Bekleri hallettik böylece, bekleri’m stoperleri haliyle. Gülüm benim ilk stop erim sonra Toraman çocuk gelir. Tomas Sivok kendi kafasına göre değil de yabancı sınırına takılır maalesef, yedek kalır. Artık bu takımda IQ seviyesi çok adam var ve bunlardan biri de Çek Cumhuriyeti vatandaşı. Özledik kendisini dönsün sahalara göstersin seviyesini. Matteo Ferrari’yi getiren Ogan Tarhan’ın menejerlik şirketi, Ogan Tarhan’ın çok yakın bir arkadaşı bu çocuğun çok sevdiği bir abisi. Duyduklarım arabada beş evde onbeş misali. Geceleri kapı görmekten forma göremez, sağlam oturttururmuş sakat kaldırırmış hiç fark etmez! Akaretler’de görsem bir kez güzel hakaretler edeceğim ama, değmez. Dayımdan çok severdim ilk geldiğinde hatta bu gözlerin gördüğü en iyi yabancı savunma bakanı demiştim de düşündüğümde. Bir geçen seneye bak, bir bu seneye. Artık Garanti Bankası parası verilmesin sözleşmelerde, alsa da oynuyor oynamasa da alıyor. İnadına yanındayız Yespica hatta arkandayız destek amacıyla! Ferrari gider, gitsin ve gitmeli. Hali hazırda giden var ona da hayırlı olsun demeli; Zapo gitti! Sevindim mi bilmiyorum ama neden geldi onu biliyorum. Sinan Engin ile Udinese’nin açık seçik özne olduğu cümleler bir türlü açıklanamayan bonservisler. 10 kağıt veriyorsun almak için, 1 lira bile etmeden çıkarıyorsun elden ne için? Uzun bir süre Türk savunma oyuncuları göreceğimizden eyvallah diyorum sarı saçlı bu arkadaşa. Ama o gole o kadar sevinmeyecektin be usta…
İbrahim Üzülmez – Ekrem Dağ – Ersan Gülüm – İbrahim Torman
ORTA SAHA
En fazla alternatifin olduğu bölüm bu bölge, gümrükteki freezone gibi herkes burada. Ama kanatlar belli, We are from Portugal! Sağda ya da solda Simao Sabrosa ve aynı şekilde sağda veya solda Ricardo Quaresma. Sakatlık, ceza, kaza ve bela olmazsa ilk defa kanatlar full dripling, çalım, orta, trivela ve entrika. Kartal kanatsız olmaz ama maşallah bu kadarı da olmaz! Forvet arkası Guti; artık top almasın defanstan bari. Oyun kuruyor, yaratıyor, alıyor veriyor, arayı görüyor, uzun pas atıyor ancak topu geriden alınca bu iş olmuyor. Forvet arkası Guti, very Guti! Belki bir Hagi, Alex, Maradona değil ama Real Madridli Guti işte. Biraz daha öne biraz daha ileriye. Çünkü artık Manuel Fernandes var bırak o kursun oyunu, Fabian Ernst var hemen gerinde senle buluştursun topu. Toraman’dan alınca pası gözlerimin pası silinmiyor anla bunu. Rodrigo Tabata kiralanır veya satılır, Fink Fenerbahçe’ye attığı o muhteşem füze ile hatırlanır, Necip Uysal ile Mehmet Aurelio yedek kalır. Bok değil Kaka denilen Onur Bayramoğlu’yu seviyorum yaşıtları gibi yaşlı olmadıklarından ötürü. Atlatsın sakatlığını girsin ikinci devrelerde oynasın futbolunu. Yetenektir, gençtir, düzgün fiziklidir atlanmaması gereken pırıl pırıl bir filizdir. Ancak üçüncü köprü gibi geriye yaslanan üçüncü stoper Mehmet Aurelio’yu oynatıp genç Necip neden oynatmaz veya bir Portekizli’yi daha o bölgeye neden alır bilmiyorum. Ben olsam Necip yerinde alınırdım, gücenirdim. Schuster geleceğe set çekmesin bu çocuğa forma versin. Kanatlara alternatif olarak Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci ve karşısındakinin içinden geçmeye çalışan Holosko bir süre bekleyecek, Ali Kuçik 40 fırın paritesine göre bayağı bir pişecek. Forma giymeleri için forma girmeleri gerek…
Simao Sabrosa – Ricardo Quaresma – Manuel Fernandes – Fabian Ernst – Guti Hernandez
FORVET
Esami listesinde ilk yazılacak isim Hugo Almeida, ikincisi Bobo. Fatih Tekke gider, Mert Nobre kulübede bekler ve diğerleri de sakatlık veya cezalarda forma giyer. Uzaktan şutlarını ve uzun boyunun avantajını uzun uzun kullanabilirse Hugo bu oyunu kazanırız Tolga Abi! Ama Bobo’ya da çok ihtiyacımız olduğu kesin. Küsmesin, mızmızlık etmesin ve bu taraftarın onu çok sevdiğini kalbinin bir köşesine el yazısı ile yazıldığını bilsin. Yetenek fakiri Mert Nobre ve fuck you Fatih Tekke için ise söylenecek pek fazla bir şey yok. Futbol işte bu, fena halde hayata benzer ve hayat bazen acımasızdır…
Hugo Almeida
Sistem 4-5-1. Kanatların abartmasıyla 4-3-3 ve 4-2-4 de olabilir. Hatta dahi anlamındaki Guti ‘ön’ plana çıkarsa ne hoş, bu kadar yıldızla hala pozisyon yaratamazsak Schuster’in işi yaş! Bana göre Sivok ve Bobo ezberi bozamazlar ancak zorlandığımız anlarda maç içinde fark yaratırlar. Nihat Kahveci’den ümitli olmak İspanya La Liga’da bir Türk oyuncunun gol kralı olması gibi zor ihtimal. El bombası kadrosudur bu kadro medya için, şu an pusudalar. Önce Ahmet Çakar dalar sonra diğerleri zıplar. Arkasında durmak lazım takımın 17 maç. 51 puan hayaldir ama hayali bile güzeldir. Üç derbi ile Kayseri İnönü’de, zorlarsa Bursa zorlar gerisi yalan zorlar! Trabzon’un büyük maçları hep deplasman, bir umuttur insanı yaşatan. Neden olmasın cümlesini kurarken bile inanmıyorum Selçuk İnan kadar. Bu sebeple bu yıl olmasa bile önümüzdeki senelere bakalım derim, araya sıkıştırırsak Avrupa’yı ne güzel olur ama olmasa da canımız sağ olur. Nasıl olsa dileklerimiz kabul olacak bu sene, zira ne kadar çok insan görecek ve dilek tutacak yıldızlar kayarken Dolmabahçe’de…
4 Ocak 2011 Salı
Muhammed Demirci...
Zamanında Halim, Cemre, Küçük Metinler idi beklemek yükleminin hasretle çekimi, hiç ümidim bitmedi because of the özkaynak düzeni! Serpil Hamdi Tüzün babama söylemişti yanımda; ''Bak şu çocuk geleceğin bir numaralı yıldızı olacak''. Sergen diyorlardı ona, süper yetenek diye, gördük değdi demiştik beklediğimize. Yasin Sülün bile bir sıfır önde başladı bu yürekte. Nihat'a henüz doyamadan gitti. Televizyonda gördük kendisini. Fevzi'nin pişmesi, İbrahim Akın'ın Burak Yılmaz'ın ağlarla buluşması hep bir beklenti, Batuhan olamadı ne yazıkki! Orhan Gülle, Necip, Umut, Ali Küçik ve diğerleri...
Şimdi 2006'daki o görüntülerden beri kalbimin köşesinde küçücük bir çocuk duruyor; Muhammed Demirci... . Geçen sene bir Fantezi Futbol sitesinde dayanamayıp yazmıştım, yine yazıyorum. Ama bu sefer sadece bir tarih;
''Bugün 4 Ocak 2011. Yukarıdaki fotoğraf Muhammed'in doğumgünü olan 3 Ocak 2011'de çekildi. Belki yıllar sonra hoş bir gülümseme ile anacağım fotoğrafa ve yazıya bakıyorsunuz. Ben bekleyeceğim. Diğerlerini nasıl beklediysem, nasıl ki A takımda oynamalarını istediysem yine bekleyeceğim, yine isteyeceğim... Ve zamanında yazmıştım diyeceğim... Utandırma beni küçük adam, şansın yaver gitsin inşallah...''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













