6 Ocak 2010 Çarşamba

İlkokul ...


Yeşilköy'de okudum ilkokulu bilenler olacaktır illaki ; Halil Vedat Fıratlı ismi . Sahil kenarında olup devasa bir bahçesi olan okul . Sınavla alınıyor , pansiyonlu bölümü sebebiyle yatılı kısmı da mevcut , sabah-öğle-ikindi-akşam yemekleri veriliyor . Etüt dersleri , 3. sınıfta İngilizce dersi falan var . Şu an yazdıktan sonra anladım ki amma alengirli okulmuş lan , bayağı zenginmişiz zamanında demekki .

Okuma - yazma bilerek okula gitmek her çocuğa nasip olur inşallah . Ben şanslılardandım . 4 yaşında (biraz erken mi ne!) ablam sağolsun yardım etti , okuma-yazma işi bitti . Sınava bile girmeden kazandım , yazıldım okula . Bir havalar bir havalar görmelisiniz beni ! Sanki 3 ay sonra aynı olmayacağız , kimse beceremeyecek okumayı . Herkes okuyacak yazacak nasıl olsa , neyin havası kafasız ! Gerçi etüt derslerinde öğretmenimizin işi olduğunda bir süre ayrılmak zorunda kaldığı zamanlarda kara tahtayı (sonra beyaz olmuştu) ve öğrencileri bana emanet etmesinin gururu ve değeri nasıl izah edilir bilemiyorum . Sanırım yalnız değildim Levent diye bir lavuk da aynen benim gibi okuma-yazma biliyordu . Lan tek olsaydım kurardım krallığı ama 3 ay çabuk bitti .

Kurdela takmak diye birşey vardı değil mi ? Benim hiç kurdelam olmadı anne ! Okuma-yazma öğrenenlerin kurdelası takılırdı göğüslerine . Bayram olurdu , kutlanırdı falan . Ne kutluyorsunuz oğlum ben 3 senedir biliyorum , bir bok yok öyle ahım şahım birşey değil lan diyordum kimse beni dinlemiyordu ! Sınıf başkan yardımcısı oldum da kendimi dinlettim , yaramazlar yazıp bol çarpı işareti çiziyordum tahtaya . Ne yesem yarıyordu halbuki büyüyordum bilinmezliğe ...

İlkokulumun bahçesinde koskocaman bir çitlenbik ağacı vardı . Bir kış boyunca her öğlen tenefüsleri (ki 2 saate yakın bir aramız vardı) ağaca saldırıp dalları kopartırdık . O kadar çok çitlenbik yemişim ki hala kokusu , tadı ve şekli aklımdadır . O ağaç öyle bir kaynaktı ki yıllar sonra aynı muhabbeti yapan alt devrelere de rastlamıştım ...

Bizim okul denilince bir tek şey akla gelir ; havuç kızartması . Öğlen yemek zamanı gelince herkesin içten içe bugün acaba havuç kızartması var mı düşüncesi gözlerinden okunurdu . Şimdi başka okullarda okuyanlar için birşey diyemem anlamayacaklardır ama az çok bu okulu bilen , okuyan , arkadaşı olan birileri de ''hah işte bu'' dediklerine adım gibi eminim ! Facebook açılmış yeni yeni adapte oluyorum . Her Türk genci gibi ilkokul arkadaşlarımı aratıyorum . Bizim okulun sayfasına baktım hemen açılmış . Oh dedim ne güzel bir-iki tanıdık bulursam eski günleri yad ederim . Arıyorum ama benden önceki dönemler var hep . Zaten topu topu 2 sınıf var o senenin mezunu . Ben 91 mezunuyum ; 80 mezunu bir ablamız ile konuştum . Havadan sudan geyik meyik derken bana havuç kızartması senin döneminde de yapılıyor muydu dedi . O an tüylerim diken diken olmuştu . Ne oluyoruz lan dedim , Havuç Kızartması tarikatı mı bu ! Süper tedirgin olmuştum hatırlıyorum . Olmaz mı ablam dedim , havuç kızartması forever . Hala tadı damağımda demişti de gözlerim dolmuştu . Ahh havuç kızartması ahhh ... Ha bu arada bir yeseydiniz havuç kızartmasını anlardınız 30 yıllık serüveni , neden böyle denildiğini . Mükemmelin bir ötesi ...

Annemi okulun mutfağına sokmuştum tarifini alsın diye ama nafile ! Aynısı olur mu hiç ? Benim annem güzel annem melodisi ile uğurlamıştım , zaten hiç sevmezdim okula gelmesini . Ablam ile abim çok büyük olduklarından ben üçüncü çocuk olaraktan ebeveynlerimin yaşlılık zamanına denk gelmiştim . İlkokula giden bir çocuğun annesi babası olsa olsa 35 veya 40 yaşında olması gerekirken , benimkiler 57 ve 45 yaşındaydılar . Babam beyaz saçlıydı ve ben okula gelmesini asla istemiyordum . Resmen utanıyordum a.q. ! Çocuk aklı işte , şimdi yanımda olsa ve sadece bir yüzünü okşamak mümkün olsa dünyaları verirdim ...

Dördüncü sınıfı misket oynayarak geçirmiştik . Kim başlattı bu akımı bilmiyorum ama tüm kış misket oynadık doymadık . Mors en çok oynadığımız oyundu . Ayrıca okula top sokmak yasak olduğundan kağıttan top yapardık . Tüm kağıtlar birleştirilip topak haline getirilir , sonra uzun bir bant aracılığı ile yaklaşık 30 dakikalık bir top yapılırdı . 30 dakika diyorum iyimserliğimden olsa gerek ; bir-iki verulduğunda açılan çok top yapmıştık . Sonra sonra tecrübelendik uzun süre patlamayan , dağılmayan toplar yapmaya başlamıştık . Müdürün kurt köpeği vardı azman gibi birşey , bazen topu alır ağzına alır ve götürürdü . O kadar emek verdikten sonra gözümüzün önünde topun öyle gitmesine tüm çocuksu masumiyetimizle küfür ederdik . Saydırırdık müdüre , köpeğine ve acizliğimize ...

Bir kupa maçı vardı öğleden sonra okulda ; Fenerbahçe-Galatasaray . Televizyon olduğu için her sınıfta rahat rahat seyrediyordu herkes . İlk yarı skor 3-0 sarı kırmızılılar lehine . Haberim var skordan ama benim hiç umrumda değil , oturdum sahile , ayaklarımı uzatıyorum . Aradan biraz zaman geçti , sonra bir baktım okulun içinde koskoca bir Fener bayrağı dalgalanıyor . Lan dedim ne oluyor . Meğer efsane bir maç olmuş o anda ve 10 yaşındaki veletler sanki staddaymışlar gibi ilkokulda bunu kutluyorlar . Ne zaman soktunuz onu , ne ara buldunuz , ne sevinmesi falan çok şaşkındım . Hala o bayrak nereden çıktı anlamamışımdır ...

5. sınıfın son günü . Hiç unutmam çok ağlamıştım . Hatta en çok ağladığım arkadaşım da bu adam . Nereden nereye lan ! Çok yaramazlık yapmışızdır beraber , serviste , sınıfta , okulun dışında çok hınzırlıklar peşinde koşmuşuzdur . Beni 100 cm.lik cetvelle 45 dakika boyunca döven bir öğretmenim vardır ki hala görsem ellerini öperim . Zira benim daha 2. sınıfta yaptıklarımı yılbaşında turist kızlara yapıyorlar ki vay öküz ben vay !

Hatırladığım tek Beşiktaşlı sanırım bendim ilkokulda . Bir de Ferhat diye bir çocuk vardı çok yakın arkadaşım . O kadar az olduğumuzu hatırlıyorum ki şaşkınlık verecek derecede Beşiktaş haricindeki iki takımdan o kadar çok vardı ! Aynı şekilde orta okul ve lisede de . Anca üniversitede sayıları dengelemiştik ...

İlk aşkım olan Tuğçe , seni seviyorum dediğim ilk kız Meral ve hiç unutamadığım Senem , Didem ve Nihan . İlkokul aşklarım bunlar . 5 seneye sığan 5 küçük yürek . Tuğçe ile Senem'in evlendiğini biliyorum , Meral benim gibi bekar ama Didem ve Nihan'dan haberim yok . Muhtemelen vardır bir eşleri . Ama daima kalacak hafızamda hoş ve tatlı izleri ...

Halil Vedat Fıratlı ... İlk okulumun adı . Hayatımdaki en güzel yıllar , ilk heyecanlar , ömür boyu sürecek arkadaşlıklar ve hayata yeni başlangıçlar ... Devam edecek anılar , şimdilik sevgiler saygılar ...

Not : 21 Ocak 2010 günü büyük gün ...

1 yorum:

Barış AKDEMİR dedi ki...

4. sınıfta çok duygulandım tunç anladın sen o anı nerde yaşadım sen anladın onu o yaşında onu orada yaşayan kaç kişi vardır benim gibi sence bende
3.sınıftaydım çünkü ama bama saolsun..

21 OCAK 2010 NEDEN BÜYÜK GÜN DEMİYECEĞİM..

Afacan ÇoçuuKK T2