17 Temmuz 2012 Salı

Üstün Alman Teknolojisi PAŞA Dedi...


Herkes FEDA diyor, bu güzel adam PAŞA dedi ve paşa paşa Kasımpaşa'ya gitti. Olsun. Canı sağolsun. Beşiktaş mücadeledir diyordu ya hani, o cümleyi en çok o hak etmişti. Beşiktaş için akıttığı her ter damlasını yan yana koysanız buradan Jüpiter'e yol olur. Beşiktaş'tan kişisel olarak ne bekliyor isek karşılığı Fabian Ernst olur. Emek, mücadele, hırs, kaybetmeye tahammülsüzlük, alın teri, umut, saygı, sevgi ve benzeri... O formanın en yakıştığı adam, o formaya anlam katan, üstün Alman teknolojisi Fabian, yolun açık olsun seni bir başka sevdik inan...

En Büyük Asker Bizim Asker...


Rahmetlinin böyle bir şarkısı vardı zamanında. Hatta Televole, bizim Şifo'nun fiyakalı görüntülerinin altına bu şarkıyı koyar, yaratıcılıkta Rönesans'ı yaşatırdı biz aptal kutuculara. Hey ki hey vay ki vay...

Kombine'yim Sırtına, Vuracam Kırbacı Sövecem Ana Bacı...




Üzerinde kestane de yapabileceğimiz soba varken bu KOMBİ NE?
El yakar dikkat he!!!

Son 5 yılda % yüzsüzlük oranında artan, artarak çoğalan, çoğaldıkça dağılan tribün kültürünün endüstri çükü kombine biletlerimizin fiyatları açıklanmış, hayırlı uğurlu olsun. 2000 yılına girerken iki yüz üç yüz olan ederler, sanki çağdaş klozetlere popomuz değiyormuşcasına, sıra olmadan kuyruk kavramını unutmuşcasına, yağmuru çamuru Kapalı altta yemiyormuşcasına ve sadece 2 adet şampiyonluk değil de 12'de 12 yapmışcasına başka büyüklerle karşılaştırılıp 12 sene sonra 2000 lira oluveriyor. Hem de Avrupa yokken, yıldız yokken (olmasın ya o da ayrı), küçülme varken, stad aynı deprem riskiyle boğaza karşı arz-ı endam ediyorken. Geçen sene Portekiz karması ile 4000 sattın, bu sene? O sene bu sene? Genç çocukların eli ayağı titreyeceğine, rakiplerinki titrerdi herkesin alabileceği düzeye indirgeseydin çıtayı. Şimdi yakala işin yoksa çıtayı. (Bknz: En hızlı koşan hayvan; Çıta). Ben Pes oynamam ama derim ki buna vallahi PES! Böylece müdavimi olduğumuz Kapalıdan Kavimler Göçü şeklinde kaçışımızı sağlayan dertler benim çile benim mutluluk sizin olsun tadındaki yeni yönetimimize teşekkür ediyorum. Altına sokulan taşın büyüklüğü ile elin orantısı daima bizlerin aleyhine oldukça, ne FEDA kampanyası, ne kulübün lisanslı şampanyası bize uymuyor. Ve galiba birileri masum sevgileri kullanarak tişört aldırıyor, kulübe üye yaptırıyor, kombineleri abartıyor, dergi aboneliğini arttırıyor. Aslında taraftar denilen işine gelince baş tacı edilen, işler kötü gidince suratına işenen kişilerin sevdasını paraya çevirme işi. Korsanlar Kralı Bazil'in bile şaştığı stad çevresi, içi, yanı, dışı, başı, kıçı tarafında satılan ürünlerle mücadele ehemmiyetini korurken, 100 liralık kırmızı formanın ne gibi anlamı olabilir ki acaba? Hani erkek adam renkli takım tutmazdı? Ama renkli basın bunu da yazın bağırışları yönetim aleyhine bağırmamaya özen gösterenlerin dilinde. Almayın korsan diyeceğinize, 10 liralık FEDA tişörtleri semtin her yerinde! 100 bin satsa ne fayda? Kârı topu topu 1 milyon lira, borç için lazım olan 549 tane daha! Sen ürünlerini çeşitlendirmiyorsun, taraftarının profilini hesaba katmıyorsun, kombineleri Şampiyonlar Ligi türküsünü dinleyecekmişiz gibi zorluyorsun, sonra SAMET AYBABA! Haydaaaa.... Kuyt'u yerlerde halimiz iç güveysinden hallice ola dursun, millet Altın Top sahibi! Lakin karşılaştırılan koltuk belası aynı ile vaki. Adam karşı kıtada Aralık'ın ortasında hafta sonu utanmasa tişört ile seyredecek Alex'i, biz ise aynı tarihlerde kar-yağmur-dolu-tipi-çığ-sis-bok-püsür yağarsa devre arasında saçak altında seyredeceğiz Necip'i! Alsın millet kombineni işte bu neyin hesabı, pahalı sevdayı ucuz biletle sat kazanacağın hayır duası... 

Neyse; eski açık da güzeldir. Amaç 11 siyah beyaz renkli forma peşinde sevdamıza kavuşmak değil mi? İlla ortadan görmesek de olur, arkadan da bakarız biz yavuklumuza. Bakarsın parayı bulursak sezon ortasında kongre üyesi bile oluruz hani. Hem zaten üyelik de çok ucuzladı, Salı Pazarında üye olmayanı dövüyorlarmış FEDA sopası ile!!!

21 Eylül 2011 Çarşamba

Farklı Kadın Güzeldir..



Dün Gece Saraçoğlu'nda Olmak Vardı Anasını Satayım...



Başlık at hırsızlığı kokuyor biliyorum.
O kadar kadının içinde falan düşünsenize süper di mi?
Orada tabi ki olamazdık ancak
Ekrandan izleyince dedim ki bir gecelik keşke Fenerli olsam!
O ne muazzam görüntüdür, o ne ihtişamlı gürültüdür.
Çığlıklar, bağırışlar, cırtlak sesler...
Ofsayt gole sevinmeler, işte taraftar işte şampiyon diye yırtınmalar...
Alex, Alex, Alex...
Tek kelimeyle süper, süper, süper.
Tribün kültürüne inanan, sahip çıkan, kovalayan ve içinde bulunan herkesin
Üzerine günlerce konuşması gereken olaydır bu.
Kim karar vermişse, kim buna vesile olmuş ise aklına sağlık.
500 yıl düşüneseniz dün geceki o enfes manzara gözünüzün önüne gelmezdi.
Bu kadar takımına bağlı 50 bin Fenerli kadın-çoluk-çocuk bir araya gelmezdi.


Mümkün olsa annemi yollardım, sülaledeki tek Fenerli olan annemi.
Ara sıra duygusallaştım, düşünün bir de ekran başındaki Fenerlileri...
Maç öncesi çiçekler naif davranış...
Erkeklerin dışarıda kaldırımda beklemesi daha da hoş.
Nerden bakarsanız bakın, hangi takımlı olursanIz olun,
Harika bir Fenerbahçe akşamı.
Pozitif ayrımcılık diyorlar, yemişim pozitifi.
Pozitif olun lan biraz...
Benim Beşiktaşlı lügatımda Fenerbahçe ile Kadın zıt kavramlardır.
Ama dün bu zihinde çok güzel birleştiler.
Lig Tv kameralarına yakalanan dansöz kıyafetli bir ablamız ile
Yanında fotoğraf çektiren başka bir hanım kardeşimiz ilginçti.
Hatırlayan olacaktır, 10 saniye boyunca erkekleri ekran başına kitledi!
Ancak gecenin bizim için de anlam katan kadını;
Beşiktaş formalı olan hani, ekran başında bizi mest etti.
Genci yaşlısı, güzeli çirkini, yetişkini çocuğu
Dünkü tarihi maça giden herkese sonsuz teşekkürler.
En önemlisi de bu fikrin çıktığı kafa, eyvallah...
Büyüksün baba...

20 Eylül 2011 Salı

Oğlum Yıldırım...



Ben sana televizyona çıkıp Ahmet Çakar'a ''Sen Küçük Ahmet ile oyna'' diyemezsin demedim...

Ben sana masaya yumruğunu vurup, sahaya Paf takımıyla çıkacağız diyemezsin demedim...

Ben sana kongrede seçilmek için stad yalanını söyleyip, başka renklileri üye yapamazsın demedim...

Ben sana tribünde aleyhine bağırırlarken birilerini parayla tutup onları dövdüremezsin demedim..

Ben sana Beşiktaş Başkanı, Kulüpler Birliği Başkanı olamazsın demedim...

Ben sana İstiklal'in ortasına AVM dikemezsin demedim.

Ben sana İspanya'da iş ortaklarınla araziler kapatamazsın demedim...

Ben sana kulübün transfer politikasını elin adamına bırakamazsın demedim...

Ben sana şirketimizi yönetemezsin demedim...

Ben sana kamuoyuna Beşiktaş Kulübü olarak yapacağın açıklamada ''Pembe Kazaklı Hıncal'' ibaresini kullanamazsın demedim...

Ben sana kazandığın kupayı hastane odalarına götüremezsin demedim...

Ben sana kombine biletlere 10 senede %1500 zam yapamazsın demedim...

Ben sana kovmadan önce bütün hocalarına ''Arkandayız'' mesajı vermen gerekli demedim...

Ben sana Fenerbahçe'de oynamış bütün eski oyuncuları toparlamalısın demedim...

Ben sana ''Bu kulübün gerçek sahibi kongre üyeleridir!'' açıklamasını yapmalısın demedim...

Ben sana ülke futbolu pisliğin içinde, marka değeri yerlerde sürünürken dekoder almalısın demedim...

Ben sana torunumun gelecekte Beşiktaş başkanı olmasının gerekli olduğunu demedim...

Ben sana...

Ben sana...

Anladın sen onu oğlum, anladın...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Kısa... Kısa...



*Nicolas Cage acaba vampir mi? Puhahahahahahhahahaaaa... Ulan hiç güleceğim yoktu... Okuyun..

*Televizyondan görüntü ile ceza verme sistemi olsa Melo bu hafta oynar mıydı? Ya da Kuddusi tarzı hakemlik artık son bulsa Galatasaray bu kadar kolay kazanır mıydı? Digiturk bir şekilde sokacaktır Play Off'a büyükleri komplosu... Ve hakem atamaları... Ve federasyon... Ve bit-sin artık devamlı akıl kurcalatan hakem hataları!

*Ziya Doğan'ın olduğu her yerde mücadele vardır, emek vardır, alınteri vardır. Korkarım arkadaş ben...

*Fenerbahçe mi çok iyiydi, Gaziantep mi kötü? Alex daha ne kadar atacak ve bu takıma Gökhan ile Emre de dahil olacak!

*Tel Aviv maçı 5 oldu, ne yapacağımızı şaşırdık. Alışmamış götte don durmadı!

*Sercan Yıldırım ve Rus kadınları... Herkesin bir tutkusu vardır, bu çocuğunki de buymuş demekki. Bütün Bursa Sercan'ın yaptıklarından ve olaylardan haberdarmış. Ben daha yeni duydum...

*Süper Ligde aynı takımda 3 sene ve üstü çalışan iki teknik direktör var. Onlardan biri önce Galatasaray'ı sonra deplasmanda Trabzonspor'u yenen İbb ve Abdullah Avcı, diğeri ise Gaziantep'i ve Kayserispor'u yenen Antalyaspor ve Mehmet Özdilek. Her iki takım da gol dahi yemedi henüz. Şifo; Antalyaspor'da 23 dakika oynayan Ali Zitouni haricinde yabancı oyuncu oynatmadı. İbb ise portföyünde yenemediği büyüklerden Trabzon'u da listeye aldı. İstikrar Göklerdedir!

*Fenerbahçeli futbolcuların emeklerine saygım büyük. Lakin o tişörtle sevinmeyecektiniz be aslanım!

*Ordusporlu Dalmat; artık ceza sahasına dalma!

*Bir gol sevincinde Beşiktaş'ın gazisi olacağız ama dur bakalım. (Gazi sponsorluğundaki Daum ne yapıyordur acaba?)

*Sinan yine istifa etti... Vardar Ovası Vardar Ovası...

*Avni Aker'de ışıklar sönmesin looooo...

*Cem Dizdar'ı TrT'de gördüm Pazar akşamı. Sanki çok sevdiğim bir ilkokul arkadaşımı görmüş gibi sevindim. Yaşa sen be abi, seviyoruz seni...

*1994 yılından beri biriktirdiğim Leman, Lemanyak, Penguen ve Uykusuz dergilerimi satıyorum diye bir yazı yazmıştım aylar önce. Kibar bir kızcağız döndü bana, maille ulaştı, neyse fiyatı alacağım dedi. Oyaladım da oyaladım. Düzenlemem lazım dedim, haftalarca cevap yazamadım. En sonunda cevap alamadı benden Londra'ya gitti. 2 sene sonra dönerim dedi. Bu güne kadar dilemedim ama fiyakalı bir şekilde kendisinden özür dilerim. Kısmet işte ne yapalım! Neyse sonuçta bizim dergiler elde kaldı. Var mı almak isteyen? (Öncelik Londra'nın elbette. İstemez ve birileri anlaşırsak bir konuşalım, tahminen 300-350 adet falan vardır)...

*Ordusporlu Dalmat; ileride Türk olursa adı Ferit olsa ya; Da(l)mat Ferit!

*''Bak Ebru; burada insanlar var sana fazla cevap veremiyorum. Ayrıca ağzının ortalık yerine sıçarım ama sana olan saygımdan yapmıyorum!'' (Beşiktaş - Maccabi Tel Aviv maçına giderken tıklım tıkış tramvayın içinde cep telefonuyla konuşan abimizden inciler... Saygısından sıçamıyormuş, puhahahahahaha...)

*Samsunlu Bance, iyi adam bence!

*Tel Aviv maçında seyrettiğimiz Edu bizi güldürdü. Güreşçi stiliyle gol atsa bile kilo problemi gözüktü. Böyle oynamaya devam edecekse biraz daha güldürür, sonra güldürürken düşündürür, en sonunda bu taraftar adamı süründürür... 10a göre!

*Her gün maç olması ne güzel...

*Ulan Lig Tv Fantezi Futbol yatacak yerin yok... Size ettiğim küfürün haddi hesabı yok!

*İtalya'da bisiklet kiralamak isteyen arkadaşıma 80 Euro günlük, 400 Euro da teminat fiyatı çekmişler. Kontra pedallara gelesin satıcı!

*Bugün günlerden BeşiktAŞK...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Kadro Kurmayı Özlemişim...



Kadın ve Futbol... Hatta Fantezi Futbol...



- Birtaneeeem, ne yapıyorsun içeride?
- Maç izliyorum canım.
- Bu saatte ne maçı?
- Karabük - Sivasspor.
- Hımm. Şampiyonlar Ligi finali di mi o?
- Hee. Yok Libertodes Kupası!
- Aşkım sen gizli Sivassporlu musun? Yoksa Karabük'teki eniştenleri tribünde mi görmek istiyorsun?
- Yaa ne alakası var? Maç işte bu, futbol. Seyretmek lazım.
- Öğlen öğlen, pazar günü pazar günü ve Bucaspor - Karabük maçını hem de?
- Evet ne oldu ki ?
- Hiiiç. Şike mike davaları vardı, bıktın sanıyordun seni.
- Canımın içi, sokakta iki çocuk taştan kale yapıp teke tek maç yapsa onu da seyrederim ben. Hem ayrıca Fantezi Futbol için maçları seyretmem lazım . Özellikle bu türdeki Anadolu takımlarının maçlarını. Fark yaratmak için, bir sonraki hafta kadro seçimim için, insanlık için, özgürlük için...
- Beni seyretmeyeli ne kadar zaman oldu biliyor musun?
- Haydaaaa...
- Kaptanın gol atsın diye beni atıyorsun başından farkında mısın?
- Ya ne alakası var yaaa? Aşkım bu maç 90 dakika, sen ise ömür boyusun.
- Ömür boyuymuşum. Boyun devrilsin senin emi. Fantezi Futbol da ömür boyuydu hani?
- Eeee o da ömür boyu, sen de sevgilim. Sen benim Fantezi Futbolumsun (lan ne güzel bir laf ettim, anlasa bari)...
- Hah. Bizimki romantikliği sığıra bağladı!
- Goooooool... Hey yavrum beaaa. Gole bak beee...
- Ne oldu canım? O nalet kaptanın gol mü attı?
- Yok canım, rakibimin defansı gol yedi.
- Hah bizim herif kafayı yedi...

13 Eylül 2011 Salı

Lig Tv'nin Fantezisi!



Link: http://fantezifutbol.ligtv.com.tr/

Daha Önceki İsyanlarımız:
Fantezi Futbol & Lig Tv
Fantezi Futbol & Lig Tv
Ödül 
Tek Fantezimiz

İlk hafta geçti, ikinci hafta başlayacak. Lig Tv ekibi de hala Fantezi yapacak! Gerzekler sizi...

Eskişehir:2 - Yeniadet:1



Süperi bol ligimiz bu hafta sonu başladı...
Gazoz kapağı açıldı lakin bizler içmeye devam ediyoruz!
Federasyon araya sıkıştırdı kararı,
Futbolun anasını bir güzel dikti, forza dekoder!

Et mi balık mı ben anlayamadım derdi rahmetli,
Eğer seyretseydi çok sevdiği Beşiktaş'ını.
Quaresma'ya bağlı bir sistemin ve sistemle alakası olmayan
Quaresma'nın canı isteyince oynarım mantığının toplamı;
Beşiktaş!
Hatlar arası mesafe 50 metre, geriye koşsan ne fayda?
Fitreni henüz vermediysen arkandaki beke yardım etsen kafi...
Haa arkandaki bek, bir türlü orjinal olamayan bek, çakma bek...
Transfer edilemeyen, bulunamayan, Hint Kumaşı mübarek!
Orta sahada Veli en azından çabalıyor,
Ama onun 'veli'si yaşındaki Guti'yi medya göndermek için
Neden bu kadar uğraşıyor?
Gelmiş Real Madrid efsanesi, sahada verdiğinle ilgilen.
Sanane adamın promilinden?
Necip, ne cip ne araba!
Unutmuş gibi futbolu, unutturmasın bize geçen seneki futbolunu.
Ernst nasıl olduysa yedek, bu takımda ben oynamam Ernst oynar.
Tribünde oturmam Ernst oynar.
Hatta televizyondan seyretmem, Ernst yine oynar.
İlk 25 dakikada göbekten verilen pozisyonlar,
Bira göbeği olsalar yaşadılar.
Egemen'lik kayıtsız şartsız Serdar Özbayraktar!
Siv'ok dart tahtası gibi, gelen geçen tam ortadan/isabet!
Azalan İbrahim'ler teknolojisinin son mohikanı Toraman,
Ne görev verirseniz yaparım abi amatörlüğünden
İlk İnönü maçında yuhlanır, diyeyim ben sana...
Transferde ayının elemanı Mustafa Pektemek ise
Bu maçta Simao Sabrosa etkisiz eleman.
Carvalhal ise yutan eleman, sıfır...
Tayfur Havutçu olsa ne fayda, olmasa sanki Beşiktaş, Barcelona!
Taaa dönün eskilere,
Başkanın yanlışlarını toplayın alt alta,
Bakın çıkan manzaraya...
Sanmayın; eski köye yeni adet geldi, Beşiktaş hep süperdi.
Adetler aynen devam ediyor ve Beşiktaş;
Uzun zamandır bir türlü takım olamıyor...
Olamıyor, olamıyor, olamıyor...

Stat: Atatürk
Hakem: Bünyamin Gezer, Erdinç Sezertam, Ekrem Kan
Eskişehirspor: Ivesa, Nadaraviç, Sezgin, Dede, Diego, Alper (Dk. 87 Bülent), Veysel, Kamara, Erkan (Dk. 77 Tello), Serdar, Mehmet (Dk. 66 Batuhan)
Beşiktaş: Cenk, İsmail, Fernandez, İbrahim, Sivok, Quaresma, Veli (Dk. 63 Mustafa), Almeida, Necip (Dk. 85 Edu), Simao, Egemen
Goller: Dk. 25 Diego, Dk. 84 Batuhan (Eskişehirspor), 45+1 Almeida (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 56 Alper, Dk. 60 Serdar, Dk. 71 Veysel, Dk. 84 Batuhan, 90+3 Kamara (Eskişehirspor), Dk. 17 Veli, Dk. 24 Quaresma, Dk. 60 İbrahim (Beşiktaş)

Kaynak: AA

8 Eylül 2011 Perşembe

'İstiklal' Göklerdedir...


Siz her hangi bir caddeye 15 senenizi verdiniz mi hiç?

Orada aşık olup, orada ayrılıp, içip sarhoş olup, düşüp komalık olup, sinemasından tiyatrosuna, esnafından insanına, barından bahçesine, kafesinden kaldırımına, apartmanından sokağına, hiç bıkmadan her haftasonu o caddeye gittiniz mi hiç?

Kafa kağıdından mütevellit girilemeyen Hayal Kahvesi'nin yan sokağındaki Veli'de biranızı içtiniz mi hiç, Katarsis'e girmeden önce yanındaki dükkandan kuruyemişi cebinize atıp barda boşalan kuruyemiş kasesini çaktırmadan doldurdunuz mu, kendinizi tramvay sanıp tramvayın peşinden gecenin köründe tinerciler gibi şarkılar söyleyerek koştunuz mu, Pendor tayfasına içeri girdiğinizde hiç selam verdiniz mi, Eski Bronx'ta Gripin sadece 4 kişiye konser verirken görüp iki hafta sonra izdihamdan içeri girebildiniz mi hiç?

Kapatılan Emek Sinemasında bir kaç ünlü görmeden film seyrettiniz mi hiç, Afm Fitaş içinde kayboldunuz mu, Gizli Bahçe'den sahibesi tarafından ''Hollandalı Daly..raklar'' diye kovuldunuz mu, Peyote'de sakin sakin Sakin'i dinlediniz mi, Kemancı'da içkiden henüz Alt-Üst olmadan Boktan Kemancı'da sulu biranın dibine vurdunuz mu hiç?


Terkos Pasajı'ndan 2 liraya tişört aldınız mı hiç, Marmara Pasajı'nın labirentliğinden bunaldınız mı, Sibel Barış ile barda tanışıp kafa iyiyken omuzuna kolunuzu attınız mı, Emrah'ı Athena konserinde görüp ''Ne işi var lan bunun burada'' deyip olay çıkardınız mı, gömlek giyip bara gelenlere ters ters baktınız mı hiç?

AKM'de buluşmayı alışkanlık haline getirdiniz mi hiç, neden en güzel ıslak hamburger o caddenin başında Kızılkayalar'da yenir, kaşarlı dürüm döner ise hemen yanında Bambi'de düşündünüz mü, Ağa Cami'de hiç tuvalete girdiniz mi, Naregatzi'de kızma birader oynadınız mı, Yeşilçam Sokağı'nda bir-iki figürana rastladınız mı hiç?


Eskiden gece sokağına girmeye korktuğumuz Asmalımescit'in kalabalığından sıkıldınız mı hiç, Canım Ciğerim'de ciğeri şişten çıkarıp dürüme sardınız mı, Sokak Biraevi'nde ya da Mest'te maç seyrettiniz mi, üstü açık Saki'de yağmura yakalandınız mı, Çardak'ta vur patlasın çal oynasın yaparken, Zindan'ın basık tavanları 5 dubleden sonra üzerinize geldi mi, Roxy'de alternatif takıldınız mı, Nupera'da votka-red bull yuvarladınız mı hiç?

İki kere üst üste telefonunuzu kaptırdığınız yere iki bin kere daha gittiniz mi hiç, elinizde bira sabaha karşı dörtte bağıra çağıra detone oldunuz mu, Tünel'den eve doğru dönerken alkolden şaşırmış bir vaziyette 2 senedir gittiğiniz Cihangir'deki evinizin yolunu şaşırdınız mı, Tophane'nin arka sokaklarında nara attınız mı, yılbaşı tacizcileri henüz piyasada yokken milenyuma o caddede girdiniz mi, o caddeyi ve kalabalığı yararak 5 dakikalık mesafeyi 1 saatte katettiniz mi hiç?


Bir meyhane bellediniz mi kendinize hiç, her hafta sonu aynı izbelikte ve aynı vasati bir büyük rakı - patates düzlüğünde on metrekare bir yere ait oldunuz mu, orada çalışan Yamuk adlı bir garsona hiç yamuk yaptınız mı, Garip Abi denilen garip bir adamı yüzlerce kez öptünüz mü, müdavimleriyle birlikte porno seyrettiniz mi, polis bastı mı, derbi için kavga ettiniz mi, et yediniz mi, beyin yediniz mi hiç?

Eski 45'likte bira sadece 300 bin lira diye koşa koşa gidip 3 bira içip tekrar koşa koşa Pendor'a gelip 500 bin liralık sulu biradan bir tane söylediniz mi hiç, Bronx'ta bilardo oynadınız mı, Kemancı'yı polis bastığında kimlikleri çıkardınız mı, deprem zamanı saçlar uzun ve olası satanist sıfatı nedeniyle yol ortasında polis tarafından kolunuza ve sırtınıza bakıldı mı, Fransız kolejindeki kızları beklediniz mi okul çıkışında, Barcelona'da buluştunuz mu, caddenin Cuma akşamüstü ergen mini eteklilerin caddesine dönüştüğünü gözlemlediniz mi hiç?


İnci'de profiterol, Hacı Abdullah'da kebap, Marmara Büfe'de dilli kaşarlı yediniz mi hiç? Beşiktaş formasıyla tezahürat yapa yapa şampiyonluk kutladınız mı ya da yine Beşiktaş formasıyla Galatasaray'ın şampiyonluğunu kutladığını üzülerek gördünüz mü, Pala Şair'i ve Baba meelodili kuş sesi çıkaran düdüğü çalan abiyi bıkmadan usanmadan gördünüz mü, Batman tişörtü giyen birini yoldan çevirip ''Vay kardeşim ben de Batman'lıyım kurban'' diyen bir kafanın aynı caddede aynı oksijeni nasıl tükettiğini düşündünüz mü hiç?

''Taksim'den hoşlanmıyorum, ne o öyle iti kopuğu herkes orda!'' diyen biriyle o anda ilişiğinizi kestiniz mi hiç, neden Burger King'in buluşma noktası olduğunu anladınız mı, yılbaşında The Marmara taşlanırken orada olup cam parçalarına maruz kaldınız mı, gece saat 3'te bardan çıkıp çoktandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızın da civarda olduğunu düşünüp yanılmadığınız oldu mu, sivil polisleri bile sevdiniz mi, bir saatlik ders arasında Beyazıt kampüsünden Çiçek Pasajı'na gidip üç bira içip tekrar derse döndünüz mü hiç?


Maçtan sonra Nevizade'de bir-iki bir şey içeriz düşüncesiyle Kasımpaşa kombinesi aldınız mı hiç, Çardak'ın sahibesini her gördüğünüzde elini öptünüz mü, Neyle Meyle'de fincan böreği yediniz mi, Studio Live ve Olimpia'da 80's gecesine katıldınız mı, size alınan on tane hediyeyi bir zümküfül uğruna Mercan'da unuttunuz mu, Cumhuriyet Meyhanesi'nde ilk rakı denemelerine giriştiniz mi, Şahika, Sanat veya Aslanım'da biradan ''Bira Bira demir alır dünyaaaa'' diye bağırdınız mı, Gizli Bahçe'de Pazar günü sıkıldınız mı, eski İngiliz Konsolosluğu'nun altındaki müzikholde boru dansı yapan 60 yaşındaki teyzeyi gördünüz mü hiç?

Dünya tarihinde varolan hiç bir yabancı dili bilmediğiniz halde İstikal üzerindeki her bara turist kılığında ve ''Passaport? The Marmara Hotel!'' diyaloğuyla girdiniz mi hiç, Athena'nın Bronx'taki bir konser sırasında ''Beşiktaşlılar Beyoğlu'nda daima daha çoktur'' cümlesine şahit oldunuz mu, askerden izine gelen arkadaşınızla öğlen 12'de başladığınız rakıya gece 12'de efendice ara verdiniz mi, ikametgaha göre Vatan'dan Zeytinburnu veya Bahçelievler'den Ataköy dediniz mi, 3 lira ile başlayan taksici abiyle anlaşmaların yıllar içinde 10 liraya çıkmasıyla ''Gündüz açtırma abicim'' muhabbetine dönüştüğünü ve artık gece tarifesinin hatıralarla birlikte kalktığını hissettiniz mi, Asmalımescit'deki Akbabalı Meyhane'de kışın soğunda ve yazın sıcağında ılık ılık ve püfür püfür rakınızı yudumladınız mı, Beyoğlu Öğretmenler Evi'nden İstanbul'a bir daha aşık oldunuz mu hiç?


2 sene Cihangir'de oturduğunuz halde sigarayı bırakma vesilesiyle akşamları 5 dakikalık mesafeyi katetmeye üşenip hayatınızın mekanına bir süreliğine ara verdiniz mi hiç, evlendiğiniz insanı ilk defa o caddede gördünüz mü, uzun yıllardır görmediğiniz arkadaşlarınızla o cadde üzerinde karşılaştınız mı, lisedeki Felsefe öğretmeninizin barının müdavimi olup bir süre sonra ilk ayık kafayla gidince oranın bir Türkü Bar olduğunu anladınız mı, hafta içi sabahları işe yetişmeye uğraşan etekli ablaların uykulu ciddiyetliklerini farkettiniz mi, Pazar günlerinin kalabalığını eleştirip bir cadde için ırkçılık yaptınız mı hiç?

Kartpostallara nazire yaparcasına bembeyaz bir caddenin çocuksu bakirliğini ayakkabınızın altıyla bozdunuz mu hiç, her yere ben basmalıyım çılgınlığıyla iki ayağınızı da havada gördünüz mü, sıcak bir çayın makine soğukluğuna bile aldırmadınız mı, hangi Cadde'ye aitsin tartışmalarında ''Ait olduğum Cadde'ye'' cümlesini kurdunuz mu, Küçük Taksim henüz yokken duvarlara yaslanıp bira içen gençlerin arasından geçtiniz mi, fındıklı votkayı ilk o caddede bir barda tadıp bir gecede 20 tane içtiniz mi ve ''Hikayeden votka lan bu!'' deyip üstüne biraya döndünüz mü, Feridun Düzağaç'ı defalarca görüp yanınızdaki kız arkadaşınızı ona şikayet ettiniz mi, Mardinli (ki hepsi öyledir) bir midyeci belirleyip 3 sene boyunca her hafta gecenin köründe kabuk saydınız mı hiç?


Demirören AVM'nin inşaatı sırasında oradan her geçişinizde kendi kulübünüzün başkanının kulaklarını çınlattınız mı hiç, açıldıktan sonra ise içinizden tüm pişmanlığınızla özür dilediniz mi, lise zamanı sanki hiç başka lokanta yokmuş gibi her gittiğinizde Afacan Restaurant'a uğradınız mı, şimdi kapanan oyun salonlarında tilt oynadınız mı, yağmurlu bir günde Tüyap kitap fuarında sıraya girip, ıslanıp elinizdeki kitapların buruşmasını görüp bir de hiç kimseye kitap imzalatamadan çıkıp gittiniz mi hiç?        

Bilen bilir tanıyan için bellidir; Beşiktaşlı'yım elbette, Taksim-Beyoğlu'nun hemen yanında semtimiz, yanyana-cancana, ikametgahına kurban olurum öyle... 5 yaşından beri sevip ait olduğum yerin ismi İnönü ve ''Ne Mutlu Beşiktaşlıyım diyene'' ise, 15 yaşımdan beri de ''İstiklal Göklerdedir'' yüreğimde...

Fenerbahçe'nin Sorunu Happy Mizin Sorunu?


Tamer Karadağlı yıllar önce bir basın toplantısı düzenler ve kendisiyle özdeşleşen Robert De Nero edasıyla ''Ben bir hata yaptım... (uzun sessizlik)... Çok sevdiğim eşimi (kısa sessizlik)... aldattım!'' der. Biz yarılırız. Yıllardır her muhabbette aklımıza geldikçe kendisini anarız. Neyse!

Kulüpler bir hata yapmış, siyaseti kandırmış. Siyaset futbola karışmış. Karıştırma karışacak derken spor kavramı ile uzaktan yakından alakası olmaması gereken yüce mafya kurumu zaten yıllardır bu işin kaymağından faydalınıyormuş. Başbakan Federasyon başkanını belirlemiş. Savcı artık işin içindeymiş. UEFA Cenevre'den oğlum gelecek deyip kiracıyı çıkartmış. Bir camianın yöneticisi olmak ile ihale almak arasındaki paralellik nasıl oluyorsa devamlı kesişiyormuş. Kaos, teşvik primi, uluslararası hakem bağlama, sanatçı-futbolcu ilişkileri, karanlık adamların bahis oynamaları, el değiştiren kulüpler, menejerlik şirketlerine bağlanan paralar, Mayıs'ta vurulan kazmalar, içeride olan başkanlar, %33 kombine zammı, %20 forma zammı, şike iddialarına dekoderli çözümler, taraftar fişleme harekatı, play off, İlhan Cavcav, Sinan Engin ve benzeri kavramlarla aldatılan kimdir bana bi deyiverin gari! Taraftar onun ismi, en masumu elbette ve yıllardır aldatılan sadece o. Kötü stadlarda, pahalı biletlerle, insan yerine konmayı bırak, potansiyel suçlu davranılan, galibiyetlerin armağan edildiği ancak kötü gidişte protesto edildiklerinde satılmışlıkla suçlanan, iki kadeh içkisi ya da isyanı çok görülen, müşteri damgası yiyen, soğuğa-yağmura-çamura karşı olsa bile en kötü gününde yanında olmayı bilen taraftar... Şansal Büyüka çıkar der ki; ''Merak etmeyin bu dava uzun sürer. Fenerbahçe bu sene bu ligi tamamlar.'' İptal etmeyin dekoderleri anlamındadır bu söylem ama diyemez, onu da Yıldırım Demirören ağzından kaçırır; ''Futbolumuz ayağa kaldırmak için dekoder alın!'' Ulan sana mı kaldı yayıncı kuruluş ağzından konuşmak? Sen Federasyon önünde ülke futbolunun lekelenen itibarını ayağa kaldırma minvalinde bir açıklama yapacaksın, neden dik duramıyorsun? Suçlu ayağa kalk de, adalete güveniyoruz de. Fenerbahçe'nin sorunu hepimizin sorunuymuş! Neden? Ne hakkı var şike yapmaya? Ne hakkı var şike yapanın kendini Fenerbahçe'nin yerine koymaya? Ne hakkı var milyonlarca taraftarını bu hale getirmeye? (Aziz Yıldırım maskesi ve tişörtleri giyen ahmak güruhu ayrı tutuyorum elbette). Hala önce adalet diyeceklerine hala ama hala Fenerbahçe, marka değeri, futbolun önemi, vesaire vesaire...

Aldatılan yine biz, aldanan yine biz. Peki biz kimiz? O da belli değil ya artık. Yürüyüş yapanlarla kulübüne destek olup forma alan aynı mıdır? Aziz Yıldırım maskesi takan ile Aklanın da gelin diyen farklı mıdır? Trabzon'un temiz şampiyonluğu kutlu olsun deyip ertesi gün siteden kaldıran ile İlhan Cavcav adaleti bir midir? Ne olursa olsun kazanmak bu kadar önemli midir? Vicdan hiç bu kadar geri plana itilmiş midir?...

Sıkılıyor içim. Cumartesi hiç olmasın, futbol konuşulmasın, Süper (!) lig hiç bitmesini bırak, bir süre gözden ve gönülden ırak kalsın...

Kuzey ve Güney



Dün akşam Kanal D'nin 'kaslı' ve Kıvanç Tatlıtuğ temalı yeni dizisi Kuzey ve Güney'i görünce aklıma hemen eski bir tanıdık geliverdi. Infogrames firması tarafından 1989 yılında Amiga bilgisayarlar için çıkarılan 490 KB'lik strateji oyunu North And South. Çocukluğumuzun Amiga bölümünün en komedi unsurlarına sahip bu oyununda süvariler, topçular ve piyadelerle Sam Amca'nın iç savaşına o masum hallerimizle gark olmuştuk. Kuşbakışı kötü grafiklerin Allah allah seslerimizle anlamlı kılındığı, köprüden geçen süvarilerimizin nehrin karanlık sularında zayi olduğu, hücüm eden atlılarımızın herkesi kesip biçtiği yıllarda, dışarıda top peşinde koşarken aynı zamanda ekran başında da topla düşmanı patlatıveriyorduk. Ordularımızı kalenin güvenliğinden sorumlu tutarken sorumluluğumuzun olmadığı en tatlı anları yaşıyorduk. Ne okul, ne iş, ne güç, ne aşk, ne kadın, ne sorun, ne stres, ne para... Forza Amiga!

6 Eylül 2011 Salı

70 Günde Devr-i Alem... (Allah Rahmet Eylesin)



3 Temmuz 2011
Aziz Yıldırım içeride
İbrahim Akın itiraf etti
Bülent'in karısı ne diyor?
Ne hocaymış be, 100 bin dolar caiz ha
Faiz?
Yapmaz bizim başgaaan!
Bu kaçıncı dalga?
Haberli yandaş medya, habersiz yanlış tayfa
Menejerler ülkesi
Düşsün abi hepsi
Metris
Nato ihalesi
Komplo
Aziz Tişörtleri
Ahmaklık tekstili
Aklanın gelin, yakışıklı damat
Helal manifesto
Kaos
Karmaşa
Futbol tarihinde yolsuzluklar
En temiz biziz
Hayır biziz
Banka Asya'da başarılar
Hisseler, borsalar, tabanlar
İddialar çok ciddi
Şike vardır
Durum vahim
Fenerbahçe küme düşebilir
Eksi puan
Aksi plan
Sivas?
Eskişehir?
Yarın bir dalga daha
Sörf tahtasını hazırla
Yürüyüş, protesto
Ya Beşiktaş?
Tayfur mu?
Hadi canım
Sadri Şener kefaletle
Trabzon şampi...
Olan futbola oldu
UEFA ülkeyi cezalandırabilir
Cavcav adaleti
Boyunsuz 17 < Dik 1
Marka değeri
Fenerbahçe ligimizin gülü, biberi hatta kaderi
Masumiyet karinesi
Hele bir mahkeme...
Peki Lig Tv?
Bank Asya+TRT
Bu işler 80 yıldır böyle gidiyor
Bu konuda bir tek Galatasaray dik duruyor, sert cevap verelim
Ya futbol?
Play off-Play out
Üç korner bir penaltı
İki taç kraker bir Ülker
Galatasaray sanki çok temiz
Zalad
Mehmet Ağar
Malatya'daki arabalar
UEFA Fenerbahçe'yi reddetti
Trabzon'u yollayalım, onlara her yer Trabzon
Bursaspor'un hakkı?
8 maçlık cezasını kaldırın, gönülleri olsun
Peki Beşiktaş?
Kaldırın yabancıları
Yerliler?
Heryerdeler!
Düşürmeyecekler abi
Ben dedim
Ben demiştim
Ben dedimdi
Ben Didim!
Fenerbahçe bu sene bu ligde yer alacak
(Dekoder almayı unutmayın)
Futbolseverler futbolun elinden tutun
Zararımız çok, oynatma Uğurcuğum
Cas, dava, temyiz, adalet, tazminat
Hakemsiz ve futbolcusuz şike
19 günde 6 maç
Peki ya Fener?
Dünya kulübü-Yardım Kampanyası-Her spor branşında başarı! 
Herkesi sattılar abi
Onlar da biliyor
Şikeci diyen yandı, sahan kapatılacak
Peki şimdi ne olacak? 
10 Eylül 2011
Spor Toto Süper Lig Başlıyor... !!!
Artık sadece futbol konuşulacak

11 Ağustos 2011 Perşembe

Şükrü...


Güzel Beşiktaşlıdır Şükrü...
İş, güç, koşturma, hayat meseleleri, gönül işleri, ailesel problemleri..
Ama ayrıdır Beşiktaş 'de' - 'da' eki gibi.
Hayattır Beşiktaş, hayatta Beşiktaş...
Hayat da Beşiktaş.
Çocukluğundan beri bir şekilde sevdasının merkezinde yer alırdı.
Atkıysa atkı, formaysa forma, biletse bilet.
Elbette belli bir yaştan sonra da kombine.
Azınlık olduğu mahalle ve okulda yaşıtlarıyla, küçük olduğu evde ailesiyle tartışırdı.
Beşiktaş'ını asla savunmamazlık yapmazdı.
Ayhan Abisi gibi yenildiğinde sarılıp korumak isterdi Beşiktaş'ını...
Gazetelerin az yer verdiği köşelerde Beşiktaş,
Spor haberlerinde Beşiktaş, internette, forumlarda, her yerde Beşiktaş...
Sevgililer eskitti, sevdasını anlatamadı.
Deplasmana gitti, yari anlayamadı.
Okul, iş, evlilik...
Hayat değişirdi, Beşiktaş asla!

Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar.
Kombine aldı Şükrü, kalktı evinden gitti stada.
12 yıldır yaptığı gibi.
Tam tamına 1800 lira verdi...
Çok paraydı 1800 lira, kıydı verdi.
Yeni evlenmişti, çiçeği burnunda taksitleri bitmemişti.
Mahrum etti bir süre eğlenceden kendini, eşine bir kazak alamadı bir süre...
Tatil yerini değiştirdi belki, yapacağı bir süprizi erteledi.
Verdi, hiç gocunmadan verdi..
Ne şampiyonluk garantiydi ne de kupa.
O Beşiktaş için verdi...
Siyah beyaza adanmış bir ömür karşılığında ne bekledi ki?
İnsan yerine konulmak mı? Saygı mı? Rahat bir maç izlemek mi? Güzel bir stad mı?
Hijyenik tuvaletler mi?
Hiç bir şey...
O sadece içinden ''Sevdalı yüreklerde beyaz sürgünler...'' diye geçirdi...
Mutlu mutlu ilk maçı düşledi..

Gençlerbirliği maçı...
Hafta içi, okuldan kopmuş gelmiş, eski açıkta yerini almış.
Nasıl kar yağıyor anlatamam, söyleyemem, yazamam...
Bildiğin donuyor Şükrü, ama sahada öyle bir mücadele varki.
İçi ısınıyor sanki.
Bir İlhan atıyor bir Gençler.
Hayatında gördüğü en güzel maçlardan biri...
Kaybediyor Beşiktaş.
Olsun.
Ses gelmez ama dakikalarca eldivenleriyle alkışlıyor Şükrü, sesi kısılmış evine dönüyor Şükrü.
Kalçasında bir acı, maç öncesi karlar temizlenmediğinden buz tutmuş koltuklardan kayıp düştü.
Çanak sağlam ancak sızlıyor.
Unutuyor acısını, hatırlıyor Beşiktaş'ını...
Ne maçtı ama diyor içinden, tutarken kalçasını...

Ankaragücü maçı.
Durum kritik.
İçki bütün kötülüklerin anası..nı skymmm diyor Şükrü.
O halde yolda dahi yürüyemeyecek olan adamla birlikte gergin bir havada maçı takip ederken.
Rakı, viski, votka, bira bu.
Şişede de durmuyor, bu yandaki arkadaşta da maşallah.
Zıplarken üzerine düşünce hafif ittirmeler, yanındaki insanlara sataşmalar.
Gözler kaymış ne yapacağı belli olmaz haller.
Tırsıyor bir yandan, bir yandan da gözü sahada.
Sevdası vücut bulmuş, 11 adam da top tepmekteler.
Derken gol, gol sevinci, yandaki sarhoşun tüm sevinci alıp götürmesi.
Üzerlerine düşmesi, düştüğünden seni sorumlu tutması.
Nasıl alırlar bu tür adamları stada?
Tüm heyecanın kaybolması...

Bursa maçı...
Yağmurlu bir günde ağaçlı yoldan sevdasına koşuyor Şükrü,
Paçalar çamur, üstü başı rezil.
Ne önemi vardı, önem; birazdan göreceği çimlerin üzerindeki fiyakalı adamların üzerinde asılıydı.
Turnikeye yanaştı, ''Kartınızla daha evel girilmiş!'' ibaresiyle karşılaştı.
Diğer turnikeleri, girişleri ve görevlileri denedi.
Olmadı.
Biletix gişesine gitti, yardımcı olacak kimseyi göremedi.
Gördü, yardımcı olunmadı.
Elindeki telefondan resmi siteye girip, kombine ile ilgili başvurabileceği bir yetkiliyi aradı.
Günlerden Pazar'dı. Herkes sanırım o an maçtaydı.
Telefon açılmadı.
İçeriden gelen haykırışlara içinden ''Hadi be yavrum, Kartal yırtar'' deyip çekti gitti.
Şükrü o gün maça giremedi...
Koca bir kırk beş dakika Beşiktaşsız geçti.
İkinci yarıyı evden seyretti...
Parasını verdiği ve seyretme hakkı olan bir maçı seyredemediğinden dolayı ne tazminat davası açmayı denedi ne de Beşiktaş'ına kötü bir laf etti...
O gün öyle işte, sevimsiz geçti...

Her maç girişinde birileri vardı turnike civarında.
Anlayamıyordu Şükrü neden oradalar, neyi bekliyorlar?
Hele ki derbi maçlarda, mahşer yeri gibi...
''Abi beni de içeri sok, abi çift turnike yapalım mı?''
Ben neden kombine alıyorum diye düşündü o zaman, siz bedavaya girecekseniz?
Ben neden alıyorumki resmi forma?
Anlayamadı Şükrü, içeri girdi...

Trabzon maçı...
Sağanak halinde değil de hali vakti yerinde şekilde yağıyordu sevimsiz yağmur.
Maç günü yeşeren umutların sönmesine yol açar kapalı hava, Kapalı'ya girince açar umutlar insanın bağrında.
Ama yağmur işte, ıslatıyor...
Şükrü şemsiye alayım dedi, aldı da.
İçeri girerken polis aramasında şöyle bir şey işitti;
''Şemsiyeyi bırak geç!''
Nasıl yani? Islanacak mıydı Kapalı tribün denilip de yarısı açık cezaevinde?
''Neden?'' deyince sonu 'h' harfi ile biten bir kelime duydu;
''Yasah kardeşim yasah''
Ya sahaya atarsaymış, ya birinin gözüne sokarsaymış...
Bıraktı söylene söylene...
Islandı donuna kadar, dondu sonuna kadar maç boyunca...

Fenerbahçe maçı...
Yeni açıkta bir gram yer yok.
Şükrü ve 3 arkadaşı yer arıyorlar, tribünün altını üstünü getiriyorlar.
Bulamıyorlar.
Sonunda tellerin orda bir yer buluyorlar, sahanın birazını görebilecek vaziyette ayakta dikiliyorlar.
Saatler geçmek bilmiyor, oturmak mümkün olmuyor.
Eziyet, mağlubiyetle birlikte kol kola gecenin karanlığına ilerliyor...

Eskişehir maçı...
Maça giden bir taraftarın 5 dakika boyunca ortopedik bozukluğa yol açan geleneksel ''Cebindeki bozukluğu ayakkabısının içine bırakma'' eylemiyle stada girdi Şükrü.
Yeşilini gördü sahanın içine bir ferahlık doldu.
Yerini buldu, oturdu.
Ayakkabısını çıkarıp geleneği bu haftalık cebinde sonlandırdı.
Erken girmişti.
Karnı acıktı, bir sosisli söyledi 8 lira gerekti.
Bozukluk yetmedi, bozuldu.
50 lirayı uzattı, bozuk yok mu dendi!
Polis alıyordu bozukluğu, olsa stada sokamazdık.
''Polis almasa zaten sahaya atardık!'' dedi.
Sosisçi ironiyi anlamadı.
2 lira demir para daha cebine eklendi.
Bir çay 2 lira idi ve 10 lira uzatana 8 adet madeni para vereni de daha evel görmüştü...
Güldü geçti...
Bu bozuk düzenden daha ne beklenirdi ki?

İbb maçı...
Bunlar her maç zorluyorlar bizi dedi Şükrü.
Lakin şu an zorlayan başka bir şey daha vardı, midesi!
O son döneri yemeyecektik diye düşündü içinden.
Bozmuştu motoru...
Tuvalet aradı stadda, eli ayağı düzgün, temiz, hijyenik.
Çamuru olmayan, musluğu akan, sabunu olan, kaleboduru kırılmamış.
Bulamadı...
Tuttu...
Bütün maç tuttu...
Herkesin tuttuğu kendineydi, Allahtan Beşiktaş kazandı da...
Neyse...
O tuttu...

Galatasaray maçı...
Sonunda Sergen attı şampiyonluk geldi ama;
Şükrü, Mayıs'ın o yakıcı sıcağında, maçın başlamasına 6 saat kala içeri girip 6 saat boyunca su içemedi...
Bir kere bile tuvalete gidemedi, yerinden kımıldamayıp, uyuşan bacaklarını sevdi.
Tıklım tıkış, ağrı sızı, ölümüne yorgunluk ile maçı bitirdi...
Ha sonucunda değmedi mi?
Öyle bir değdi ki, ''Bin kere daha o eziyet sürse bin kere daha giderim şerefsizim dedi...''

Kayseri maçı...
Şükrü o gün o kadar çok biber gazı yedi ki...
Söyleyecek pek bir şey yoktu.
Ağlamayı tercih etti...

Sivasspor maçı...
Önemli elbette her maç olduğu gibi.
Kazan'ın civarında ortalığı kolaçan etmek ve tabiki tutkuya biraz daha erken garkolmak için erken gelmişti semte Şükrü.
Tezahürat yapanlar, içenler, bağıranlar, çağıranlar, maça gidenler, bekleyenler, esrar çekenler, meşale yakanlar, yemek yiyenler...
Her siyah beyaz oradaydı.
Ve bir de nötr emekçi...
Köfteciye takıldı gözü, seyyar.
İşinde gücünde ekmeğinde bir adam.
Millete dünyanın en güzel kokulu ancak bir o kadar kötü etinden veriyordu yarım denilen ekmeğin içinde dört tane.
50 kuruş veren bir köfte daha ekletiyordu ki her beş ısırığın en azından ikisi köfteye denk gelebilsin diye.
Derken bir kargaşa oldu.
Toplanan insanlar bağıranlar... Allahım o ne?
Köfteci çıkardı et kesen bıçağını etrafa salladı.
Binlerce kişinin ortasında bir adam, sallıyor bıçağı.
Şükrü'nün burnunu bir-iki kere teğet geçti.
Allahtan kimseye değmedi, ki değse yarım ekmek gibi bir yarım insan da karşımızda yere düşebilirdi.
Ne güzel şey bu ülkede yaşamak dedi Şükrü.
Şansın yanındaysa görürsün elliyi altmışı,
Yoksa eğer şansın derlerki; erken kaybedildi...
Köftecinin agresif bıçağına, maganda kurşununa, arkadaş şakasına, belediyenin logar kapağına dayalı bir düzen bu.
Kısmetse yaşarsın bu ülkede, olmadı mı?
İyi bilirdik biz herkesi...

Denizli maçı...
İlk defa eşini de götürdü maça Şükrü...
Protestolarla başlayan heyecanın sonu kötü bitti.
Nereden bilecekti eşinin yanında dayak da yiyeceğini?
Yeter dedi, yetmez dediler.
O gün birşeyler koptu kalbinden, utandı içten içten...
Belki biraz Beşiktaş, belki de futbol...
Çok üzüldü Şükrü, eşini korudu, kolladı,
Ama o günü asla unutmayacaktı...

Gaziantep maçı...
Kırılmadık koltuk kalmamıştı tribünde.
''Son maç zannedenler güruhu'' hatıralarını kollarının arasında taşıyıp eve gidiyorlardı...
Maksat hatıraydı, 3 ay sonra o kişiler yine aynı staddaydı...

Bucaspor maçı...
İkinci devre durum 2-0 idi.
Rahat bir maç oluyordu ilginç şekilde.
Bir Beşikaşlı'nın rahat bir maç seyretmeyeli 8 sene oluyordu herhalde diye düşündü Şükrü.
Sonra telefonu çaldı.
Baktı, arayan annesiydi...
Babasını hastaneye kaldırmışlar, fenalaşmış.
Koş yetiş diyorlardı.
Koşa koşa çıktı merdivenlerden, geldi kapıya.
Kapı kapalı elbette.
Bir-iki polis memuruna nefes nefese anlattı derdini.
Oralı bile olmadılar.
Görevliyi bul dediler, başlarından attılar.
Sahada ve tribünde haykırışlar bağırışlar, akılda baba.
Tırım tırım aranıyordu Şükrü, bir görevli.
Yerinde olması gereken ya da en azından kapıyı kapatmaması gereken bir görevli.
Bulamadı...
Stadın içinde kalmıştı, çok isteyerek geldiği bu yerden çok isteyerek gitmek istiyordu.
Gidemiyordu.
Rica etti, yalvardı, çıkmak istedi, babam dedi...
Olmadı...
Tansiyonunu düşürdüler babasının, kendine gelmiş.
Sonra sonra öğrendi, Allah korudu...
O, babasının yanına gidemedi...

Şükrü, Beşiktaş'ı hala çok seviyor...
Hala tribünde olmak istiyor, ilk maçı düşlüyor.
Sensiz geçen günlerin a.... k.... diyor.
İnsan yerine konmamaya alışmış, bu ülkenin stadına, insanına, düzenine, geleceğine dair inancı yok.
Tekrar aynı şeyleri yaşayacağından adı gibi emin.
Meşale yaksa içeride, gaza gelip küfür etse cezalı,
Terörist olur kendisi artık taraftar sıfatıyla sabıkalı!
''Bir artçıya bakar yaşamlardan'' birisi de onunki, şehit de olur gerekirse Beşiktaş'ı için mabedde.
Olsun diyor, özne ise Beşiktaş gerisi teferruat.
Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar...
Şükrü haftaya kombine almaya gidiyor...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Flaş... Flaş... Flaş... Şok... Şok... Şok...



Haftasonu sıcak ve güzeldi. Serinlemenin keyifli anlamdaşı içkinin yanına yine gündemdeki şikeyi meze ettik ve 4-5 saatlik muhabbet sonucunda arkadaşlarla bu işi hallettik. Cuma gecesi sabaha karşı yaptığımız basın açıklamasını tam olarak hatırlayamasak da küme düşen takımlar belli, futboldan men edilecekler belli, eksi puanla başlayacaklar belli bizim nazarımızda. Zira Tff içinde çalışan hatta birebir olayları yaşayan yakın bir arkadaşım ile görüşme fırsatım oldu bu arada. Uzun uzun konuştuk, biz sorduk o cevapladı. Ağzının içine düştük, bunalttık, doymadık. Biraz olsun işin özünü anladık, rahatladık. İsterseniz ben sizlerle konuştuğumuz konuların satır başlarını paylaşayım, daha sonra tekrar üzerine konuşalım...

* Bütün olay geçtiğimiz Nisan ayında Şekip Mosturoğlu'nun ortaklarının Menejerlik sınavının sorularını satın almasıyla ortaya çık(mış). Olgun Peker tarafından sorular iki şekilde alınıp-satıl(mış). Birincisi sadece sorular, ikincisi ise sorular ve cevaplar(mış). Şekip Mosturoğlu'nun ortakları daha ucuz olanını tercih et(miş) ve sadece soruları satın al(mış). Cevapları başkasına yaptırıp sınava gir(miş). 15 soruluk sınavın 14'ünü yapan sınavı geçer(miş). Olgun Peker 15'te 15 yapıp dikkat çek(miş). Ancak bu ortaklar maalesef 13'te kal(mış) ve sınavı geçeme(miş). Nasıl cevaplattılarsa artık! Hemen Şekip Mosturoğlu'nu arayıp durumu anlatmışlar(mış). Dönemin federasyon başkanı ile temasa geçmesini söylemişler(miş). Şekip Mosturoğlu da Mahmut Özgener'i ara(mış). ''Benim kulağıma soruların çalındığı haberi geliyor Mahmut, sen bu sınavı iptal et, Eylül'de yeniden yaparsın!'' de(miş). Aklındaki fikir; bu kumpası bizimkiler Eylül ayında aynen uygulayıp bu sefer cevapları da alırlar(mış). Garip olan Mahmut da sınavı hemen iptal et(miş). Emniyet, Olgun Peker'in dinlemeye takılmasıyla gerisini çorap söküğü gibi getir(miş).

* Bu operasyonda insan sesleri eşleştiriliyor(muş). Bir ses kayıda alınıyor, aynı ses bir sonraki telefonda yine eşleşirse dinlemeye giriyor, sonra da olay diğerseslerle birlikte genişliyor(muş).

* Levent Kızıl'ın suçu yok(muş). Bu onun kişisel fikriy(miş).

* Türkiye Süper Ligi kesinlikle ertelenecek(miş). Düşünülen tarih 26 Ağustos(muş).

* Bank Asya da Süper Lig gibi aynı şekilde başlayamaz(mış). Oranın durumu da bayağı bir karışık(mış).

* Fenerbahçe Kulübü, hazırlık maçındaki sahaya inme olaylardan dolayı 2 maç ceza yiyecek(miş). UEFA da duruma göre para cezası verebilir(miş).

* Bu şike mevzusundan Fenerbahçe'nin kurtulması oldukça zor(muş). Belgeler çok ciddiy(miş).

* Beşiktaş'ın son açıklamalar ve basına yansıyan haberlerden sonra aklanması olasıy(mış). Tayfur Havutçu'nun bu hafta tutukluluğu kaldırılırsa şarşırmaz(mış).

* Mehmet Ali Aydınlar bildiğin bayağı bayağı Fenerliy(miş). Yapılan açıklamalar Ünal Aysal'a göre farklı, Fenerbahçe Kulübü'ne farklı sertliktey(miş). Fenerbahçe'nin yaptığı açıklamaya istinaden verilen ilk cevap sert(miş), sonradan oldukça yumuşatıl(mış) ve al gülüm ver gülüme dönüş(müş).

* Federasyon aşırı şaşkın, panik ve dumurday(mış). Hala dördüncü resmi günlerinde böyle bir olayın ortaya çıkmasının şokunu atlamamamışlar(mış).

* Federasyon'un en hikayeden kurulu Etik Kurul'uy(muş). Görevler paylaşılırken en dandik Kurul üyeleri oraya yollan(mış). Kim ne yapsın etiği metiği diyenler şimdi ne diyorlar acabay(mış).

* Kanun belliy(miş). Şike ispatlanırsa küme düşürülme kesin(miş). Türkiye usulü Alicengiz oyunları yemez(miş). Hükümet de bu işin sonuna kadar gidilmesini emret(miş).

* Federasyon başkanının tek amacı Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olmak(mış). Bu sene Fenerbahçe şampiyon olunca 2012 yılındaki seçimler için hayalleri suya düş(müş). Önerilen Federasyon başkanlığını mecburen kabul et(miş). Hayali ömür boyu devam eder(miş) de Fenerbahçe'yi küme düşürürse bu hayalin gerçekleşme olasılığı sıfıra iner(miş).

* Emenike ve Sezer Öztürk dışardayken İskender Alın ve İbrahim Akın'ın neden içeride olduğunu sorduğumda aldığım cevap; dışarıda olanların kayıt,belge, telefon konuşması vs. durumları mevcut değil(miş). O da bu duruma çok şaşır(mış) ancak şikeye dair her hangi belge olsay(mış) gözaltından bu kadar kolay kurtulamazlar(mış).

* Yayıncı kuruluştan şu ana kadar her hangi bir baskı görmemişler(miş). Ancak yayıncı kuruluşun işi eğer Fenerbahçe küme düşürülürse oldukça zor(muş). Kaybedeceği paralar bir yana sözleşmedeki tutarın değiştirilmesi imkansız(mış). Sözleşmeyi değiştirmek için Federasyon'a belirli bir tazminat ödemek gerekliy(miş). Daha sonra tekrar anlaşma için görüşmeler yapılır(mış) ancak iş o hale gelirse ülke futbolu, ligdeki takımlar ve milli takım çok darbe yer(miş). Herkesin gelirleri düşeceğinden çok kötü bir senaryo bizi beklemektey(miş). Ha bu arada ülkede Digiturk'ün verdiği parayı kimsecikler veremez(miş).

* Fenerbahçe eğer küme düşerse şampiyon olduğu için aldığı 15 milyon TL. bonusu Federasyon geri ister(miş). Şike ile kazandığı maçların bonusunu geri iade ederler mi diye sorduğumda ise yok artık o kadar istemezler(miş).

* Bu kadar olayın içinde futbolcu, hakem ve federasyon görevlisinin olmaması kendisini de şaşırtıyor(muş).

* Beşiktaş kupayı iade ettim diye dursun, Federasyon binasında yeri belli olan kupa mupa ortalıkta yok(muş). Hala bekliyorlar(mış).

...

Olay budur.
İlginç durumlar sözkonusu.
Konuştuğum kişinin ismini ver(e)miyorum.
Görevini dahi tarif edemiyorum, zira tek adam.
Hemen anlaşılır.
Yıllardır kurumda aynı işi yaptığını söyleyebilirim.
Bir de kendisine sordum, konuştuklarımızı izninle paylaşacağım dedim,
Eyvallah dedi.
Bundan sonraki günlerde tekrar görüşeceğiz.
Devamı gelir bu yazının, bekleyin anacığım...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Bugün Dost Yaralanmış Yine Gönlüm Hoş Değil...



Bugün dost yaralanmış
Yine gönlüm hoş değil
Her yanı parelenmiş
Yine gönlüm hoş değil

Dost hasreti zor imiş
Her dem ahu zar imiş
Dert adamı yer imiş
Yine gönlüm hoş değil

Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil


- Elhamdürüllah önce Beşiktaşlıyım, sonra Müslümanım!

Hakem Vedat Okyar'ın yanına gelir,
- Tekme attın mı? diye sorar
- Attım hocam, der
- O zaman çıkmak zorundasın, deyip kart gösterir.
- Peki hocam, der çıkar.
Konuyla ilgili soranlara da şunu der;
- Ne yani? Hakeme Beşiktaş formasıyla yalan mı söyleyecektim utanmadan?

- Ben spor yazarı değilim. Eski bir futbolcuyum, nacizane futbol yazıları yazmaya çalışıyorum. Beşiktaşlı olduğum için de Beşiktaş'ın futbolunu yazıyorum...

- Maçın sonucu ne olur Vedat Abi?
- Her zaman söylediğim birşey var. Gönlüm elbette Beşiktaş'tan yana ama üç ihtimalli bir maç. Beşiktaş ya berabere kalır, ya yenilir ya da yener!

Valerenga için;
- Bunlardan futbol takımı olmaz. Olsa olsa iyi bir işçilikle oturma odası takımı olur...

- Biz Beşiktaş'ın sadece futbolcusu değil, idarecisi, taraftarı gibiydik. Mağlup oynadığımız bir maçta Sanlı (Sarıalioğlu) kaptanın taç atışı için topu almaya giderken ağladığını hatırlıyorum. Trabzonspor’la oynadığımız bir kupa maçıydı. İlk maçı 1-0 kaybetmiştik, turu geçmemiz için burada 2-0 kazanmamız gerekiyor. 1-0 öndeyiz ve penaltı kaçırdım. Sonra Lütfü golü attı ve turu geçtik. Golü atınca Lütfü’nün sevinçten kulağını ısırdım. Maçtan sonra da hastaneye götürdüm...

Yılmaz Erdoğan'a;
- Şık adam bir kere sana söyleyeyim, sen ne yaparsan yap, en şıkını yaparsın...

- Ben akrabalarımı tanımam. Benim akrabalarım Beşiktaş taraftarlarıdır...

Rıza Çalımbay'ın Gordon Milne tarafından libero oynatıldığı bir maç sonrası;
- Eğer Rıza liberoysa ben Alain Delon'um!

''Vedat Okyar isim babamsınız
ben yokken attığınız son penaltı
belirlemiş adımı
çalımlarınız ünlüymüş
bir de penaltılarınız
sadece bir tane kaçırmışsınız
yazılarınızda o aynı teknik
kim der ki sizden başka
“sahte okey” juanfran’a
vedat bey şık adamsınız''

(V.Ö)

- Bakıyorsun, spor yazarı kardeşlerimiz bir çay reklamına çıkıyorlar. Bana da teklif geldi. Hatta sakalını kes bile dediler, büyük de bir paraydı. Tenezzül edecek adam değilim. Ne işim var? Ben bir tek Çocuk Esirgeme Kurumu’na çıkarım. Futbolu bıraktığımda “jübile yap” dediler. Ben de “jübileyi Çocuk Esirgeme Kurumu için yaparım” deyince, “Sen böyle birşey yaparsan bir daha biz yapamayız, yapma bu yüzden” dediler, ben de yapmadım...

- 43 yaşına kadar top oynadım ben. Çok keyif alıyordum top oynamaktan. Ne sigara içtim, ne bira içtim 43 yaşına kadar. Gerçi şimdi o açığı kapattım biraz...

- Hakem sana haksızlık yapıyorsa, öyle bir oynarsın ki hakemi çimlere gömersin. Golüne ofsayt mı verdi, otuz metreden gol atarsın, hakemi de topla beraber kaleye sokarsın...

- Şu anda stoper bulma. Beğenmedigimiz, Vedat Abi'nin de hiç beğenmediği Baki'yi koy oraya. Tamam mı? Toraman'ın yanına...
- Baki'yi koyma abi!
- Farzet ki. En kötü şartlar bahsettiğim.
- Olmaz. Baki'yi koyma!
- En kötü şartlar bahsettiğim Vedat Abi...
- Yok olmaz. Ben antrenör olsam 10 kişi oynarım, Baki'yi oynatmam...

- Ben matematik bilmem, 4-4-2'den 3-5-2'den anlamam. Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır...........................................

15 Temmuz 2011 Cuma

Türkiye Şike Olimpiyatları 2011



Kaos...
Neyin nasıl ne şekilde olduğu ya da olacağı belirsiz bir süreç bu.
Şike heryerde, olimpiyat halkaları gibi, birbiri içinde, kimin eli kimin cebinde?
Kim ne kadar şike yaptı, kimler işin içine girdi/sıyrıldı bilinmiyor.
Kravatlı abilerimiz şah dedi mat dedi,
Olan biz parlak taraftara oldu, piyon gitti, fil öldü, kale düştü, at satıldı!
Dünyada örneği var mıdır bilmiyorum ama;
Futbolcu, hakem ya da federasyondan bu kadar az kişinin
Bu denli büyük bir olayda şike iddiasıyla içeri atıldığı
Tek ülke biz olmalıyız.
Yönetici şike yapmak istiyor ne hakem ayarlıyor,
Ne federasyondan herhangi birini!
100 küsür kişiden 2 futbolcu ve bir de kaleci içeride, gerisi Topuk Yaylası!
Ekip dışarıda Şekip içeride.
Sezer dışarıda Sezercik içeride.
Emenike dışarıda, forması nike olan Akın ile Alın bunu içeriye...
Belöz'ün oğlu Emre'nin, ikinci bir emre kadar şaka yapması yasaklansa ya.
Hanimiş bunların menejeri, kuzenleri, kardeşleri?
Atılan mesajlar printscreen yapılacak kadar de-şifre ise,
Postaneden aldınız mı e-şifre?

Beşiketaş şike yaptı diyelim, eyvallah.
Peki söz konusu olan futbolcular 1 gol 1 asist yaptı allah allah!
Gol kaçırdılar, top kaptılar, pozisyona girdiler,
Bir buçuk saat ter döktüler...
Sebep-sonuç ilişkisinden çözemediniz,
Bari hatice-netice'den davayı sürükleseydiniz.
Şimdi sonuçlanmayan metrobüs ile teşebbüs bile suç diyorlar,
Peki o zaman dünyada var mıdır örnek buna, usülsüz transfer davasına?
Sezer ile Emenike dışardaysa İ baş harfli adamlar niye tutuklu hala?
Hadi at verdi diyelim Serdal, at nerede, avrat nerede, peki ya Rıza Silahlıpoda!

Tayfur Havutçu ise başka alem.
Yıllar önce Televole'de o akıcı Türkçesi ve şivesiyle
''Freshop'tan saat aldım.'' cümlesiyle kazınmış zihnimize...
Yanlaya yönleye gelin çocuklar sınırlı yetenek bakın çocuklar
Türküsündeki Tayfur bu, Havutçu! (Havut neydi lan?)
İstese de şike yapmaz, yapamaz...
Tayfur yav bu, düşük profil!
Dürüsttür, temiz yüzlüdür, efendidir Tayfur, kefiliz.
Ne bileyim ya da daha ne diyeyim Tayfur işte...

Siz alın bu adamları içeriye, ne biz birşey biliyoruz,
Ne bilgilendiriliyoruz ne de savcımız açıklamada bulunuyor.
Biz spor haberlerinden takip ediyoruz.
Emniyet, sağlık kontrolü, savcılık, adliye...
Hooppp Metris!
Sonra da Metris'te Tetris...

Mevcut adli tatilimiz, sabırsızlığımız katilimiz.
Beklemedeyiz.
Bank Asya'ya ya da Allah'a havale ederlerse
Masrafsız düşeriz hesaptan hiç sorun değil.
3 yabancı ile devam, bize yabancı olan YD ile hayırlı ayrılıklar...
Güzel olur belki de.
Ülke temizlenecekse bizim ve Fenerbahçe'nin düşmesiyle;
Sirkte oynasan trapezde destekleriz,
Amatöre düşsen Uma Thurman ile sevişiriz!
Kombine alırız, en kötü gününde yanında hazır ve nazırız...
Ama isteriz bilmek nasıl, ne şekilde, ne yapmışız
Gerçekten biz diğerlerinden farklı da mı kalamamışız?
Suçum seni sevmekse asın beni denizlere,
Ben sende tutuklu kaldım Beşiktaş dönelim bir kaç gün geriye...

Fenerbahçe aslında tarihi fırsatı yakalamıştı.
Beşiktaş ne yaptıysa Fenerbahçe onu yapmadı, yapamadı.
Kupayı iadeli taahhütlü ve şikeciyi destekleme konularında sınıfta kaldı.
Eski Maraton kültürü ya da İslam Çupi tarzından bir kez daha uzaklaştığını
Dosta düşmana ispat etti.
Yarattığı kibir denizine daldı bir daha da çıkamadı.
Aziz Baba diyen adamların peşinden köprüye yürüdü,
Bilmiyorlardı ki onlar köprüye gitmeden zaten herkes düşmüştü.
Şikeden içeri alınan bir adamı desteklemek ve kendi takımını sahiplenmek arasındaki ince çizgi...
Ne kadar acı bir şekilde yanlış yola saptı!
1>17 kibir aritmetiği, oldu mu sana 1 muhtaç 17!
Kulüpler Birliğine tutundu, olmadı.
Komplo bunlar dedi, tutmadı.
Bize operasyon yapılıyor dedi, Beşiktaş'ı gördü, utandı.
Şampiyonluk kupası hala müzede, ona bile kıyamadı, bırakmadı.
Başkanları tarafından yaratılan ''Kazanmak için her yol mübahtır!''
Sözü o kadar içlerine işlemişti ki camianın,
Sessiz kalmayı, utanmayı, vazgeçmeyi, oturup olanı izlemeyi bile beceremediler.
Yürüdüler, tepki gösterdiler, sosyal medyada alengirli laflar ettiler.
Sonuç; hala aynı yerdeler!
Köpek balonlarına, tezekle ayrılmış tribün koltuklarına, İTaat et pankartlarına,
Bilica'ya, Emre denilen küçük boylu çocuğa, Volkan'a, Lugano'ya tepki veremediler.
Cihan Oskay konuşurken bilemediler, İstanbulspor'un kasasından çıkan teşvik primini
Göremediler...
Eski büyük ve farklı yönlerini unuttular, onlara 10 senedir öğretilen
Fenerbahçe en büyük, tek büyük, çok büyük söylemleri ile yok olup gittiler...
Fenerbahçe yine büyüktür hep de büyük kalacaktır.
Bu ülkenin en büyük camiasıdır, eyvallahtır...
Ama işte o camianın taraftarı farkı yaratamadı.
Bir Çarşı olamadı, bir Ünal Aysal çıkartamadı...
Üzüldüm sadece dostlarıma, sevdalandıkları takımın içler acısı takındığı tavıra...

Haa bu arada Nato ihalelerine bundan sonra kim girecek bilemem.
Ülkenin görkemli kurumları alaşağıya edilirken bir oyun da
Sarı Lacivert A.Ş.'ye yapılıyor mu bilemem.
Siyasetin burnumuza kadar sokulduğu bir ülkede eksik kalmazlar illaki.
İktidar ister elbette karışmak, söz sahibi olmak, at oynatmak.
Bilemem...
Bildiğim tek şey var, en büyük Beşiktaş gerisi traş...

Bundan sonrası; eskiden karikatürü yapılan
Doğum odası kapısında bekleyen baba adayının sigarası...
Ortalık duman, göz gözü görmüyor.
Bilgi kirliliğinden her şey doğru kabul ediliyor.
İtiraf mı etti, iltifat da eder mi?
Suçlamalar kabul mu, eksi puan olur mu?
Galatasaray doğru sezonda güzel bir başarısızlık elde etti,
Olası bir kupa ile iki büyükten de farklı muamele göremeyeceğini bildi.
Böylece her şerden bir hayır çıkacağını belli etti.
Bana kalırsa Adnan Polat'ın heykeli dikilmeli!
Şike iddiasıyla içerde duranın başında dikilmemeli...
Bekleyelim görelim, temiz futbol için dua edelim.
Biz güzel Beşiktaşlılar, diğer rakiplerimizin üzüntüsünden
Nasiplenmeyelim.
Onlar düşerse sevinmeyelim, biz düşersek üzülmeyelim.
Her kim şike yapmışsa cezasını çeksin, bundan sonra bu tür işlerde
Kendini helak etmesin...
Bizim dışımızda gelişen olaylar haricinde,
Bundan sonra gerçek sevinç ve üzüntüler yaşamak dileğiyle...
Rengimiz farklı da olsa futbolu seviyoruz doyasıya...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Süper Kupa Finalini Protesto Ediyoruz...


Beşiktaş Taraftarı olarak adımıza leke çalınmasını hazmetmiyoruz. Bu işlere adı karışan takımın bizim sevdiğimiz, sahiplendiğimiz Beşiktaş’la alakası olmadığını görüp, bağrımıza taş basarak, kendi adımıza, Siyah-Beyaz formalı çocukları yalnız bırakmaya karar verdik.

Aklımızın erdiği yaştan itibaren çocuklarımıza miras bırakmak hayaliyle yaşadığımız Beşiktaş’ın adı temize çıkana dek, bu işin parçası olmayı reddediyoruz. Kimseyi protestomuza katılmaya vicdanen zorlamıyoruz. Bu tamamen kendi kararımızdır ve bize katılmak isteyen oluşumları protestomuza eklemekten onur duyarız.

Bizler;
Ters Manyel, Burası Kapalı, Ekşi Beşiktaş, Golsüz Eşitlik, Stalker-21, Son Kartallar oluşumları olarak; Süper Kupa Finali’nin ve bu kirli oyunun parçası değiliz ve Final maçını izlemeye gitmiyoruz.

Benim Beşiktaş'ım Şike Yapmaz...



Sevinen var mıdır acaba demiştim Aziz Yıldırım evinden Emniyet Müdürlüğü'ne gözaltı torbalarını aldırmaya gittiğinde! Haklı çıkmak bir yana sevdiğimiz bu oyunun oyun olmaktan çıkıp bir kez daha büyüklerin oyuncağı elimizden almasıyla sonuçlanan bir süreç; ki bu süreçin gemisi hepimizin içinde oldu gemi, gemideyiz. ''İğrençsiniz ibneler!''

Sosyal medyada ''Seninki daha uzağa gidiyor, hayır ben daha temizim!'' masturbasyonlarından kurtulup yapılacak tek şey vardı; elimizden geldiğince bu oyunu kurtarmak. Taraftarız sonuçta ne kadar etki edebiliriz ki? En fazla dua ederiz, tepki veririz, buralardan ya da sokaklardan gerekli mercii bokuların kulaklarını çınlatırız. O kadar! Adam maçtan önce demişse ''Oynama bana, forma vereceğim sana!'' elden ne gelir? Almışız kombineyi, vermişiz zamanımızı, kurulmuşuz ekrana, kötü tuvaletlerin kokulu pisuvarlarına bırakmışız kiraladığımız biraları, umudu koymuşuz cebe, beklemişiz başlama düdüğünü. Nereden bilelim üçüncü çalımı atarken bir kez daha düşünen futbolcunun içinden geçenleri? Kaleciyle karşı karşıya gelen adamın kafasının içindeki tilkileri? Biz müşteri zihniyetliyiz, denileni yapmışız. Tek beklentimiz galibiyet, o da mı yalanmış? O da mı olmadı? Çekmediler mi göndere bayrağımızı?

Kaybedilmiş yaşam dedikleri bizimkisi! Verilen atkı parasıyla kız arkadaşımızı güzel bir yere götürebilirdik, tercih etmedik. Formaya verilen paraları kenara atsak şimdi arabamız olurdu, istemedik. Kombineyi ise hiç karıştırmıyorum ulan evimiz olurdu evimiz, vazgeçtik. Neden? Yuvamız İnönü'ydü, Kadıköydü, Ali Sami Yen. Yol parası elbet bulunurdu, araban olsa otopark derdi, pul parası, kasko, masko vs... Ne gerek var! Kız arkadaşlar ise çoktan terketti, deplasmanda dersin soran olursa...

Beşiktaş işte daha ötesi var mı? Bu gibi zamanlarda Beşiktaş benim çocuğum, karımı atarım yataktan, gelsin sokulsun koynuma, güven ve şefkat vereyim oğluma, üzülmesin yeterki ben bakarım ömür boyu ona. Karşılıksız çek nedir bilmem lakin tek karşılıksız aşk, Beşiktaşk! Şike mi yaptı Beşiktaş, asla. Benim Beşiktaş'ım asla yapmaz, yapmadı, yapmayacak. Onu kullanıp kendi kariyerlerini, egolarını tatmin edenler yapanlar yaptı, o benim Beşiktaş'ım. Hatta bizim değil, benim...

Aziz Yıldırım yapmıştır dedim yıllarca; emin olup da ispatlayamama durumu bu. Suratında akıyor işte bu iş adamlarının, adı üstünde iş adamı. O iş olarak görüyor, ihaleye giriyor, ben herşey olarak görüyorum anca ihaleli batak oynuyorum. Yıldırım Demirören, Ergun Gürsoy, Adnan Polat, İhsan Kalkavan yapmıştır, denemiştir, zorlamıştır gibime geliyor. Para var huzur var bu adamlarda, pis futbol düzeninin düzene ve düzülene uyan adamları. Alış-satış gibi, futbolcu da mal, piyasa saha, başrolde yöneticiler, daha kendini yönetmekten acizler, maç sonu iki lafı bir araya getiremeyenler, çok sevdiğimiz oyunun içine kravatlarıyla ettiler! ''Bu galibiyeti taraftarlarımıza armağan ediyoruz'' lafı bile yalanmış. Oysa ki biz o armağanları hep alıp saklardık, şimdi g.tümüze mi sokalım o galibiyetleri, sevinçlerimizi, bir-iki beyaz saç teli tecrübelerimizi? Ha asbaşkanım, hass... başkanım!?

Galatasaray zaten şikeyi ülkeye getiren kurum olsa ne yazar, makaram sarı bağlar! Bu blogta o kadar çok yazı varki bununla ilgili, artık ve şimdi bunların hepsi anlamsız. Adamların başkanı çıkmış 1923 yılından beri edilen en güzel laflardan birini ediyor, karşısında 1 >17! Sen cesaret edemiyorsun, birlikteyiz diyorsun. O ne demekse? Sen bu ülkede benim gözlerimle gördüğüm üç adet şampiyonluk kupasını kaybetmişsin alengirli yollarla, beni ve benim gibi olan milyonları kahretmişsin rakip takımın taraftarları sevinirken, en çok sen çekmişsin şikeden, teşvikten, karanlık işlerden, Şerefli ikinciliklerle en azından Hakkı'nla yetinmişsin... Bu mudur yani? Senin savunduğun değeri, farklı olduğuna inandığın prensibi aldı kendi içindekiler fırlattı suratımıza. Dediler ki biz de farklı değildik esasında, sadece bugüne kadar ortaya çıkmamıştı. Alın bakın biz de Akın yapıyoruz, diğerlerinden bir fark bırakmıyoruz. Süleyman Seba duymasın ama şerefli ikincilikler artık kazandırmıyor, ünümüze ün katmıyor, ihaleye girdiğimizde işe yaramıyor, kariyerimize kariyer eklemiyor! Alacağım seni kupa, vuracam kırbacı vuracam kırbacı...

Bir yanım şimdi eksik. Kombine alacaktım bu haftasonu, futbolu özlerken derdik ya futbolsuz anlamı yok haftasonu, artık hafta içi'm bile sıkılıyor, gözüme uyku girmiyor, iş önümde benim işim burada birşeyler çiziktirmekte... Olmuyor diyorum, olamaz. Haketmedi Beşiktaş, o daha küçücük yapmaz öyle şeyler. Büyükleri karıştı işe, masumiyete tecavüz kaçınılmaz ise forma almaya bakacaksın. Kulübe katkı, katkılar katık yoluyla piknikteki rakip futbolcuya. Belediye otobüs kaldırıyor, Bozbaykuşlar veeeee melankoli...

- Çocuğumu ilk yarı sonunda uyutmuştum Şifo, şimdi yarın sabah ne derim ona, söyle bana ne derim?
- Skorun ne önemi var ki abiciğim? Kalkmasın bir süre daha uyusun, büyüsün. Büyüsün ki Hakkı ile oynayıp Şeref'iyle kazanan bir Beşiktaş görsün. Görmese de onun için uğraşsın, didinsin. İyi insan olmadan iyi bir Beşiktaşlı olmasın. Bu aralar sakın uyanmasın, uyusun... Görmesin Beşiktaş'ını böyle, üzülür, üzülmesin... Uyusun, büyüsün... Büyüsün ki daha temiz, daha dürüst, daha farklı bir Beşiktaş görsün, görmese de onun için uğraşsın, didinsin...

30 Haziran 2011 Perşembe

Kombi Ne?

Kombinenin mantığını algılayamamış, kendi taraftarını koyun gibi gören, vur kırbacı vur kırbacı diyen, kravat sahibi ama empati sahibi olamayan, öngörü yoksunu, buraları okumayan, dünyayla işi olmayan, beceriksiz, kabiliyetsiz, basiretsiz... HAYVAN HERİFLER!

KAPALI ÜST 2.000 TL
KAPALI ALT 1.800 TL
YENİ AÇIK 900 TL
ESKİ AÇIK 700 TL

8 Haziran 2011 Çarşamba

Konumuz: Bardağın Boş ve Karanlık Tarafı...



Sağ beksiz ve sol beksiz (güçsüz ve kendine güveni olmayan İsmail) ile hücüm nasıl yapacaksın?
Düşünebiliyor musun iki kanadı olmayan bir takımın en iyi adamları olan
Q7 ve Simao'nun ne çaresiz hallere düşeceğini?
Sıkıştıkça oyun arkadan gelecek olan bekin önüne açacaksın topu,
Vurunca Egemen veya Toraman dağlara taşlara ıslıklamadan duramayacaksın onu...
Q7 ve Simao sakat diyelim, Hilbert ile Veli'yi mi oynatacaksın?
Ersan ve Mustafa'ya 20 milyon TL. veriyorsun 4 yılda,
4 yılda 20 milyona amatör şubeleri yapılandırsana!

Kaleci Rüştü eyvallah, Cenk ne kadar güven verir?
Sinan Bolat dururken Serdar Kulbilge de neyin nesidir?
8 senedir her sene değişen stoperler bu sene tekrar değişir.
Nasıl bir birlikte oynamayı yaratacaksın ki sen 9 stoperli bir takım halindesin!
(Sezer,Furkan,Atınç,Toraman,Egemen,Ersan,Ferrari,Sivok,Sidnei)
İstediğin kadar yıldız al sonuçta baştaki Tayfur Havutçu,
Unutmayın Guti çıkarken oyundan nasıl da canımıza okumuştu!
Forlan gelsin ne güzel, peki Mustafa Pektemek ve Mehmet Akyüz ne iş?
Muhammed, Sezer, Furkan, Atınç nasıl kadroya girecek,
Şişti takım oldu 30 kişi!!!

Mayıs'ta vurulan kazma Egemen olabilir mi?
İki maç sonra Hepimiz Egemen'iz diye bağırMAYIS!
Stad kayıyor Ertuğrul şu an pis pis gülüyor,
Zira anlayamadınız galiba stadımız yıllardır bize kayıyor!

Leblebici lazımsa Çorum'a gidelim,
Stoper gol atsın istiyorsak Benfica genç yeteneğini neden kiralar bunu hesap edelim!
Mustafa Pektemek ve Ersan Adem Gülüm sakatlardı, inşallah bomba gibi olurlar.
Olmazlarsa giren kazığın boyutunu hesaplayamazlar...
Basketbola sponsor arıyorlar, spon sorun bana söyleyeyim Beşiktaşlı işadamlarını sana.
Koç'tan Kalkavanlar'a, sen biraz düzgün olsan koşa koşa gelirler ayağına...
Eskiden Kastelli vardı, bir ara Göçer, şimdi de Mendes,
Portföyüne bakın bakalım seneye kimler KAKAlanacak bu takıma?

Bir daha söylemekten bir şey olmaz, lütfen sağ ve sol bek alın bu takıma,
Devşirme değil , orjinal olsunlar ama...
Alamayacaksan kanat bekleri, şampiyonluk uzakta daha çok bekleri(M)...
Bir bir daha iki ise iki gözüm önüme aksın bu takımda Q7 bile ıslıklanacaktır,
Simao bile yuhalanacaktır, bu iki oyuncunun arkasından hücuma destek olmazsanız,
Arkanız Arkansas olacaktır!
Sonra yine olmadı, niye olmadı, yeni olmadı, yeniden olmadı...
Olmadı...
Olmuyor...
Olmayacak...
Olur mu olur!

N'olur... Bir sağ bir de sol bek...

14 Mayıs 2011 Cumartesi

4/6 > 4/104



Bir gün sonra olmasaydı Kayseri'den dönüş uçağı, dün akşam gazete kağıdına sarılmış elde pastırma ile kaldırılan kupaya bu çocuk da ortak olacaktı. Trt Hd (herşey dahil) ve Bozbaykuş olan misafirlerim yerine gözlerimiz yaşlı, kalbimiz sevinç dolacaktı. Ha yine olmadı mı oldu, ama ahh orada olacaktım psikolojisi yok mu? Var!

Ersan Gülüm; oğlum ne yaptın sen? Cumhurbaşkanı o, Mahmut'un elini sıktın bitti mi sandın? Yandın oğlum sen yandın...

Evlenir misin benimle değil, benimle evlenir misin değil, ''Evlen Benle!'' O ne ki?

Tabirimi bağışlayın ama; Bu kadar kazma oyunculardan böylesine mütevazi ve göze hoş gelen bir futbol sistemi yaratan Abdullah Avcı'yı kutluyorum. 4 senede bu takımı kupada final oynattı. Bu denli yetenek fakiri takımı nasıl oynatıyor, kocaman bir soru işareti! Acaba elinde bir-iki yıldızı olsa, ya da mesela Beşiktaş'ta başarılı olur mu bu kadar yıldızla? Bence olur olur bal gibi olur, gol olur! Bu arada 'Yere Yatsana' muhabbeti de bayağı bir baydı artık! Son vermek lazım...

Guti ve Bobo maç sırasında bu takımdan gitmek ister gibi lakin maç sonu en çok sevinenler onlar. Hugo oğlum o ne biçim oynama, 5'e mi bastı Tolga abin, kendine gel. Fernandes'e bayıldım, o ne slalom, o ne lay lay lom! Tabata+2 milyona seneye bonservisi bizde!

Mehmet Aurellio'dan bırakın stoperi bu saatten sonra futbolcu olursa benden de ÖSYM Başkanı olur!

Penaltı atışlarını özlemişiz. Ama başka takımların olsa daha iyi olurdu, bir 10-15 dakika kendime gelemedim. Saç beyazladı, kilo gitti, sikinti vardı hocam, sikinti...

Stad tam dolmamış yoksa bana mı öyle geldi?

Bozbaykuşların ''Biz hiç final kaybetmedik'' pankartına istinaden, Fenerliler'in ''Biz hiç kupa görmedik'' pankartı ne hoş olurdu...

Acil sağa-sola bek lazım, ki geleceğe umutla bakalım; ''Bek To The Future!''

Ernst'i özledim, kupa töreninde gördüm, sevdiğimi televizyondan ilettim...

Dünkü kupadan sonra, o sevinci yaşadıktan sonra ve sahada o güzel adam Fernandes'i görünce; yeni sezon bir an önce başlasın diyenler parmak kaldırsın...

Bobo gitti, misyon tamamlanmış gibiydi zaten. 6 sene kaldı 4 kupa aldı ve gitti. Fenerbahçe'nin 104 yıllık tarihi kadar. Ne sofistike ama.. (O neyse?)

Artık gençlerle oynama ve Pazartesi günü sevdamıza elveda zamanı. Yine sensiz geçen günlerin diye mırıldanacağız yaz aylarında, yine özleyeceğiz ve bir an önce görmek isteyeceğiz İnönü Stadı'nda...

12 Mayıs 2011 Perşembe

Askerde YAZICI'ydım Ben!!!



En önemli amigosu iki lafı bir araya getiremeyen Li'Selim; zamanında Beşiktaşlıymış ve Alen'in yanında sete çıkamamış, gitmiş Bursaspor tribün lideri olmuş da çıktığı yere pisler bir şekilde ''Ermeni Köpekler Beşiktaş'ı destekler'' diye bağırırken de mi, her maç Beşiktaş'a ana avrat sülale boyu küfür ederken de mi, Diyarbakırspor'a ''PKK Dışarı'' diye yırtınırken de mi, Ankara'da normal bir basketbol maçında 06&16 pla'kanla kadın ve çocuklara saldırırken de mi, Adana'da tarafsız sahada oynanan maçta engelli vatandaşlara vururken de mi, 13 yaşındaki çocuğu zorla Bursa diye bağırtırıp, Beşiktaş'a küfür ettirip Youtube'a koyarken de mi, Beşiktaş Şike Kulübü diye kocaman bir pankart yaptırıp eski açık tribününün üzerine açarken de mi, Tekbir sesleriyle ilahi şeklinde müzik yayını yapıp bir spor müsabakasında kurban kesme ortamı yaratırken de mi, ilk maçta İstanbul'a gelen taraftarlarının yolda önüne gelen her Beşiktaşlı'ya saldırıp onları yaralarken de mi, 7 sene önceki küme düşme başarısızlığını örtbas etmek için nefret ortamı yaratıp, yalandan bir düşman belirleyerek salyalarını akıtarak her maç öncesi ortamı gererken de mi, ''Önce bizim taraftarımız İnönü'ye girecek sonra onların Bursa'ya girmelerine izin veririz.'' dediğin halde ''Zaten buraya gelmeleri sakıncalıydı, hiç gelmeselerdi olay olmazdı'' derken de mi, ''Herşey ilk maç öncesinde yaşanan olaylar yüzünden başladı diyerek.'' 7 koca seneyi, bu işi ilk başlatanın (uyduranın) kendi kulübü olduğunu unuttuğunda da mı, iyi niyetli olan ve bir kaç çapulcu yüzünden demokratik hakkını kullanamayan binlerce kişinin hakkını gözeten valiyi suçlarken de mi, kendi emniyetine çamur atarkende mi, gazeteci döverken de mi, nefret ettiğin takımdan 2-3 teknik direktör, 10-11 tane futbolcu aldığında da mı, hatta o futbolculardan tam dört tanesinin şike saydığın Rize-Beşiktaş maçında ilk 11'de oynadığında da mı, geçen sene oynanan Bursa'daki Diyarbakır maçında yapılan tezahüratlara ve yaralanan insanlara istinaden ''Her stadda olan şeyler bunlar'' deyip aynı takımla deplasmanda oynarken ''Ben hayatımda böyle rezillik görmedim'' derken de mi, bir şehrin senelerdir süren akıl tutulmasında da mı BURSASPOR OLARAK SUÇUNUZ YOK İBRAHİM YAZICI? Vay bee! Ne denir ki bu işe, vallahi teesüf ederim size...

Bursa'nın Ufak Tefek (Beşik)Taşları...