22 Haziran 2010 Salı
Ara Güler ...

''Ara vermek iyidir . Daha iyisi ise o arada gülümseyebilmektir.'' (Eflatun M.Ö 532)
Farkındayım ihmal ettiğimi buraları . Bazen ikame kavramı insanın ilgi alanlarıyla muzip bir oyun oynar ya hani ve hayat da tercihler silsilesi ya honey ! Başka zevklere yelken açtım . Yaşasın briç ! Yok be abicim şu an atıyorum , fiyakalı cümlelerle başlangıç yapıyorum . Yalandır sanal , banaldir yalan . İstek Vakfı okullarında okumadım ama isteksizliğin girdabında kayboldum klavye kardeşe , levyeyle giriştiğimden beri laptop abiye . Bir de evlilik denen kutsal damacanadan yıkanmak üzereyim ki , pürü pak olacağım yemin ederim . Neyse bunlar benim özel durumlarım , size ne ve bize ne diyenlerin gönlüne koyayım . Futbola ara yok , dünya kupası Trt'de izlenir . Vuvuzela geyiği yapmayana kız yok . Benimse kupa geçmişim 7 kez ile yaşlanmaya delalet . Ha bu arada Beyazıt Öztürk ile Eflatun Real Madrid'de beraber oynarlar lan ...
Seksenaltıyı hayal meyal hatırlayan hafızamın bir kenarında mıh gibi dururlar Sikilaççi (bol ç'li) ve Roger Milla . 2 sene öncesi de vardır ki Van Basten abimizin sıfırdan doksana voleyle 2 saniyede çıkmasıdır ve benim bir koşu dışarı çıkıp ''Ben Van Basten'im lan'' deyişimle aynı zamana denk düşer . Akçay'ı bilen vardır kesin , suyu soğuk , lokması sıcak . Benim için 1990 İtalya ; eşittir Akçay'da bir pansiyonda 55 ekran ITT karşısında kendini spiker sanma . ''Bu ileride çok büyük bir futbolcu olacak'' sesinin kulaklarda anlaşılmaz bir şekilde gaza gelmesiyle sanki maçı ben sunuyormuşum gibi ''Linekeeeeer'' diye bağırdığımı hatırlarım . Temel Reis ve Kaptan Swing çizgi romanlarından arta kalan zamanlarda bir nevi gönüllü bir spikerlikti benimki . Maradona'yı ''Diego Armandooo'' diye uzattıkça sanki beni duyacağına inanırdım Tanrı'nın kulağı . Eli-kolu oluyormuşum gibi gelirdi sahadaki Tanrı'nın . Sonunda birisi ''yeter evladım , bırak spiker anlatsın'' mı demişti yoksa olaydan mı sıkılmıştım hatırlamıyorum . Ama o pansiyondan ayrılırken arkamdan ''Spikerlik binlerce kişinin yaptığı ancak sonunda şu çocuğun kazandığı bir ......'' lafını da duymadım değil . Mesela Arjantin gol atınca tribünde ağlayan kızı hatırlayan var mı ? Brezilyalı'ydı ve ne güzel ağlıyordu be ! Aşk mıydı o çocuksu , yoksa şimdi benim boyumda var mıydı oğlu mu ? Valderema'nın saçlarının afilli hali iskeleden denize atlayana kadardı bendeki ömrü . Higuata o hatayı yapmayacaktı ama Valla Milla sevinmiştim golü atana ! Baggio geliyorum diyordu , Maradona yarı finalde İtalya'yı bölüyordu . 6 goldü galiba Sicilyalı'nın attığı gol sayısı , sonra ortalıkta hiç görünmedi a.q.'nun ayısı . Şüküravi diye bir futbolcu vardı galiba , babamın ismi Şükrü ; Şükrü Abi Şükrü Abi diye bağırıyordum gol attıkça . Yapıştırma kartları vardı Panini'nin . Klinsmann falan hep biriktiriyorduk . Omam'ın Bıyıkları İngltere tarafından kesilmişti , Rijkaard ve Völler lamacılık oynuyorlardı . Çekoslavakya ayrılmamıştı henüz ve dillerde tekerlemeydi o zamanlar . Aaaa yoksa siz bunu bilmeyen Çekoslavakyalılaştıramadıklarmızdanmıydınız ? Lacatus ismi çok yakışıklıydı bir de Canniggia . O saçlar , o maçlar offf ! Goygoycu Çea vardı dimi bir de ? Bu muhabbet çok su götürür , adamı susuz getirir vallahi ...
Ondan sonrakilerden 2002 hariç hiç birine gönül vermişliğim yoktur . Yani İtalya doksan , sonrası noksan ! Bir lokantada en sevdiğim yemeği bulduktan sonra her gidişimde aynısını yiyenlerdenim ben sanırım . Başka şeyi merak etmiyorum , benimsemiyorum , istemiyorum . En iyisi oydu , diğerlerini denemesem de olur mantığı bu . Bu yüzden Sensible Soccer ve Amiga 500 sevgimden PES , FIFA ve bilimum futbol oyunları için bir kere parmaklarım çalışmamıştır . Futbol sayesinde kalbimizin zemini elbette çimdir ancak ilgi alanları , seçimler hayata etkisini illa ki gösteriyor . Öğlen oynanan Slovenya - Irak maçının süresi boyunca neler yapmaz ki bu deli gönül ! Sözün özü ve bu yazının son sözü iyi ki varsın Beşiktaş ve yaşasın çok yaşayanlar ...
Not : Eflatun ''Ben böyle bir laf etmedim derse kendi bilir !
30 Mart 2010 Salı
Marco Van Basten ...

Annem küçüklük anılarımdan bahsederken kendisini hep bir şekilde anar ; ''Oğlum sen kimdin hani küçükken?''
Dassiev'e attığı golü ben canlı izledim ki güzel bir çocukluk geçirdiğimi söylebilecek şekilde referans sayılır . Milan'ın altın yıllarında hep o vardı ve o San Siro'da gollerini atarken ben de Fındıkzade'de Lunapark'ın arkasında aynı golleri tekrarlıyordum iki taşın arasından . O çocukluk kahramanlarımızın en talihsiziydi ve o futbolu bırakırken ben de yüzümdeki sivilcelerle çocukluğa veda ediyordum . 9 numara denilince benim aklıma o gelir , Hollanda denilince jenerasyonum gereği Sarı Fare diyemem ben o derim , Milan'ı küçükken canım kadar sevdiysem onun sayesindedir . O , şimdi 56 yaşında (nereden çıkarıyorsunuz 56'yı , ne 56'sı 46, 46;) . O , 2 gün önce Mecidiyeköy'deydi . O ... O ... O ...
''Van Basten anne Van Basten . Marco Van Basten ...''
29 Aralık 2009 Salı
Güle Güle (Geç Oldu Güç Olmasın)

Yazamadığım döneme denk geldi bu güzel adamın gitmesi . Gitti demek tam oturmuyor anlam olarak , gelip geçti diyelim . İz bırakmasa bile adı yeter , ülkemizin topraklarında oynadıyı da ekleyelim . Kendisini tanıyıp sevip saymam 90'lı yıllardaki efsane oyun Sensible Soccer ile başlamış olup CM 01/02 ile doruğa ulaşmıştır . Her oynadığım menejerlik oyununda sol bek deyince R.Carlos'u düşünürdüm ve defans oynamasına rağmen senede 20 gole yakın bir istatistik tuttururdum . Real Madrid'i devamlı almamdan ötürü oyunda vefa duygusunu ön plan çıkartıp yardımcı antrenör yapmışlığım da fazladır . Zamanında İnter aptallığına doymasın , Real Madrid şansına yatıp kalksın dua etsin . Şu anda hali hazırda dünyada herhangi bir yerde veya sokakta herhangi bir insanı çevirip ''Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol beki kim?'' diye sorsanız cevapların birinde mutlak onun ismi olacaktır . Sempatikliği , şutları , özel hayatı , gol sevinçleri ve Brezilyalı oluşu burada da işe yaradı , ülkemize gelmiş geçmiş en kariyerli futbolcu olarak futbol tarihimizin tozlu sayfalarında yerini aldı . Ben canlı izledim , gördüm , şahit oldum . Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol bekini seyretme zevkine vardım . Teşekkürler Fenerbahçe , teşekkürler Aziz Yıldırım (lan ne oluyor?) ve teşekkürler Roberto Carlos ... Ha bu arada aklıma gelmişken ; ''Biz istersek Roberto Carlos'u 2 saatte getiririz'' diyen adam şu an ne yapıyordur acaba ? Nasıl geçmiştir son 2 senesi , tükürdüğünü yalama meselesi , deyip de yapamamanın ezikliği ?
29 Kasım 2009 Pazar
Futbolu Çok Seven Bir Beşiktaşlı Bu Akşam Ne Bok Yiyecek ?
11 Eylül 2009 Cuma
Tarihi Nasıl Kaçırdık?AdanaDemirspor-Livorno
Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.
Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.
Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.
O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.
Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.
TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.
Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...
TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.
NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.
NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.
NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Bu Akşam Televizyondaki Milli Maçlar
18.00 Ermenistan v Bosna (Spormax ,Armenia1TV)
18.00 Azerbeycan v Finlandiya (AZTV)
18.00 Rusya v Lihtenştayn (ORT Europe)
19.30 İngiltere v Slovenya (NTVSpor)
21.00 Danimarka v Portekiz (RTP International)
21.00 Türkiye v Estonya (ATV)
21.30 Slovakya v Çek Cumhuriyeti (TRT3)
21.45 Almanya v Güney Afrika (Kanal A/ZDF)
22.00 Bahreyn v Suudi Arabistan (Abu Dhabi Sports1)
03.30 Arjantin v Brezilya (NTV)
04.30 Şili v Venezuela (Arryadia)
4 Eylül 2009 Cuma
Forza Livorno
3 Eylül 2009 Perşembe
Maradona
Bu video bu sitede ikinci kez yayınlanmaktadır . 16 Şubat tarihli olan ilkine doyamadım buna doyar artık tüm arkadaşlar ...
Maradona Şimdi Oynasa Ne Olurdu ?
Dün akşamüstü Ataköy 5.kısım parkında oturuyoruz . Muhabbet harlanmış her kafadan bir ses çıkıyor . Dolanıp dolaşan kelimeler yukarıdaki ilaha gelince duruluyor . Karşı iddia şu ;
- Abi günümüz futbolunda Maradona eski performansını sürdüremez . Dönem şartlarında en iyi oyuncuydu ama bu dönemde en iyisi olamaz . O zamanki futbolda göbekli adamlar kral oluyordu . Rakipleri koşmuyordu . Futbol şimdi çok değişti , kilometrelerce koşuluyor . Maradona aynı yetenekleri ile bugün oynasa aynı başarıları sağlayamaz . O zaman olan futbol kalitesi örneğin 3 birim ise Maradona 10 birimdir . Ancak artık futbolun kalitesi 7-8 birim . Maradona'nın Dünya Kupası , İtalya Şampiyonluğu ve bilimum başarıları kazanma olasılığı daha az . Mücadele gücü çok azdı o zamanlar . Şimdi ise aynı standardı yakalayamaz . Eskiden top mu oynanıyordu abi ? Herkes eli belinde takılıyordu . Pele 'nin atığı gollere bakın çevresinde kimse yok . Eski maçları seyredelim dediğimi anlayacaksınız . Herşey eskisi gibi kolay değil . Maradona o dönemde kaldı aynı varlığı ile 2000li yılların futboluna ayak uydurması zor ...
Ters Manyel sitesinin tepesine Maradona'yı ve altına da İnönü Stadı'nı koyan biri olarak ben buna karşı çıkmayayım da ne yapayım ? Bir arkadaşımla birlikte bizim iddiamız ise şöyle şekillendi ;
- Abicim Maradona Maradona'dır . O zamanın futbolunda ona göre oynuyordu , şimdi olsa savunma mekanizmasını ona göre geliştirir Maradona . Dünyadaki hiç bir oyuncu Napoli gibi sıradan bir takımla Van Basten , Rijkaard ve Gullitli Milan'a karşı İtalya'da iki kere şampiyon olamaz . Allah vergisi yetenekleri daima kalacaktır . Bugün oynasa yine aynı başarıları tekrarlama olasılığı fazla , çok fazla . Hatta parametreleri gözardı etmeden belirtiyim eskiden adamı yaka paça indirdiğinde devam diyen hakemler şimdi ilk dokunuşta sarı kartı yapıştırıyorlar . Daha rahat olması ihtimaller dahilinde ve yıldız oyuncuyu koruma sistemi ile daha başarılı olur . Ronaldo ve Ronaldinho'nun daha yeni attığı çalımları o 20 sene önce yarattı . Aynı şey Pele içinde geçerli . Şimdi gelse örneğin Lyon'a gol kralı olur , kral olur . Eskiden futbol oynanmıyordu diyorsun ama simulasyonda oynatılan dünya kupası kadrolarının kapışmasında daima eski takımlar başarılı olup kupayı alıyorlar . Örneğin Brezilya 82 kadrosu Fransa 98 ile ya da 72 Hollanda ile 66 İngiltere , 90 Almanya ile 86 Arjantin karşılaşıyor bilgisayar ortamında ve kazanan hep eski takım ve kadrolar oluyor . Eskiden belki de daha iyi futbol oynanıyordu ancak dediğin gibi bu kadar da koşulmuyordu belki . Dönemin şartlarına değil Maradona 2100 yılında bile aynı yetenekleri ile 1 numara olur , olması olamamasından daha olasıdır ...
Sonunda karşıt iki düşünce çarpıştı ancak işin içinden çıkılamadı . İlk defa postu yorumlara açıyorum . Fikirlerinizi merak ediyorum . Ben belki de çocukluk kahramanıma olan sevgimden olsa gerek tarafsız bakamıyorum bu konuya ya da Diego Armando Maradona (d10s) konusunda hassasım , hastasıyım görmem gerekeni göremiyorum . Bilemiyorum . Ya peki sizler ne düşünüyorsunuz ?
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Brezilya Kadrosu ve Alın Lütfen Elano'yu !
Goleiros: Gomes (Tottenham), Júlio César (Inter de Milão)
Laterais: Maicon (Inter de Milão), Daniel Alves (Barcelona), Marcelo (Real Madrid), André Santos (Fenerbahce)
Zagueiros: Luisão (Benfica), Juan (Roma), Miranda (São Paulo), Lúcio (Inter de Milão)
Volantes: Josué (Wolfsburg), Gilberto Silva (Panathinaikos), Felipe Melo (Juventus), Kléberson (Flamengo)
Meias:Elano (Manchester City), Ramires (Benfica), Júlio Baptista (Roma), Kaká (Real Madrid)
Atacantes: Diego Tardelli (Atlético-MG), Robinho (Manchester City), Nilmar (Villarreal), Luís Fabiano (Sevilla)
24 Temmuz 2009 Cuma
BORUssia 4mund

''Alle Anzeichen deuten darauf hin, dass der Allzeit-Rekord aus dem vorletzten Jahr mit 50.549 verkauften Saison-Tickets in wenigen Tagen geknackt wird. Bis zum heutigen Dienstag, 12 Uhr, waren bereits mehr als 49.500 Dauerkarten für die Saison 2009/2010 verkauft. Das war übrigens die Zahl, die Borussia Dortmund im Vorjahr absetzen konnte.In diesem Jahr wird bei 51.000 Tickets der Verkauf gestoppt ... ''
Yukarıdaki paragraftan benim anladığım , küçükken yabancı kanallardan ve konulu Alman filmlerinden öğrendiğim kadarıyla şudur ; B.Dortmund kulübü rekora doğru gitmekte ve selametle ! Tümü burada . Kısaca ; 49.500 kombine satmışlar , rekor olan 50.549'u zorluyorlar ve 51.00 olunca dur diyecekler . Maksat biletten de voliyi vurmak . Bir arkadaşımın yalancısı olarak paylaşmam gerekirse ; Barcelona'nın 92 bin küsür rekoru hayal gibi gözüküyor . Türkiye'de ise rekor Fenerbahçe'de olmalı 30 bin küsür ile . Yüzüncü yıllarında güzel kombine satmışlardı .
Bunlarla birlikte gelelim kürkçü dükkanına . Bugün gittim Kartal Yuvası'na kartımı teslim aldım . Ne tasarım yaratıcılığı ne de estetik endişesi taşıyan , arma olmasa bir işe yaramayan hikayeden bir kart tutuşturdular elime . Hala isim yazmıyor . Belediyeden mavi kart aldık sanki ! Sordum çocuğa ne alemdeyiz babında ; 5.000 'e yaklaşıyoruz dedi , son haftayı bekler herkes dedi , tatilde millet falan dedi , Quaresma vs. deyince de kolay gelsin deyip çıktım . B.Dortmund 10 karizma gücünde sanırım bakasanıza 10 katımızlar şu anda . Geçen sene şampiyon olup 2 değil 20 kupa almışlar diye düşünüyorum . Son haftayı da beklememişler çıkar çıkmaz tüketmişler . Avrupa'yı sarsan kriz onları teğet geçmiş , zaten coğrafya bilgisi olan Kuzey Amerika'da yer aldıklarını da bilir ! Dünyanın en büyük taraftarıdır çArşı ve her Beşiktaş taraftarı çArşıdır ruhumuzdan hallice . Peki Ağustos'un ilk haftasındaki ilk 2 maçta Olimpiyat Stadı'nda nerede olacaklar ? Hemen söyleyeyim ; Tv başında ! Kemikleşmiş 10 bin kişi tamam gerisi hep lafta . Ama söz hangimizinki daha uzağa gider tartışmasında yükle videoyu kutuda , al sana taraftar dünya çapında ! Kriz var abi nasıl olsa , bak dertlendim yine bir kısa Marlboro verir misin ordan , içeceğim küçük Jb yanında ...
2 Temmuz 2009 Perşembe
29 Haziran 2009 Pazartesi
11 Haziran 2009 Perşembe
Real Mi Madrid ?
Gerçek mi bu manasındadır başlığım . 96 milyon euro bonservis mi olur ulan ? İbrahim Üzülmez eksiğim yok fazlam var demez mi şimdi ? Bir sene çalış , didin , iki kupa kazan , şampiyon ol , şampiyonlar ligine direkt katıl , reklam , sponsor , forma gelirin , tribün hasılatın hepsini paraya vur ; belki 100 milyon lira ... Ama Ronaldo 'nun bonservisi sadece 200 milyon lira . yuh ! Bok değil Kaka ve çakma Ronaldo ... Sırada scarface Ribery ve sıfatsız D.Villa var diyorlar . Kara para mı aklıyor yoksa bir şey mi saklıyor Perez ? Belli değil . II.Galacticos haksız rekabeti körükleyecek gibi . Mehmet Topuz 'u da alsınlar Fenerbahçe 'den ama kimsenin haberi olmasın ! Gel Barca - Real maçı geeeel ...
10 Haziran 2009 Çarşamba
Poltrona 36 ...
Ceza Sahası 'na girdiğim andan beri 9 kusurlu harekete maruz kalmış bir forvet gibi gözlerim faltaşı misali açılı kaldı . İlk okuduğumda isimler doğru mu diye bir daha baktım . Evet doğruydu. Şaşılacak bir hikaye . Siz de okuyun hak vereceksiniz ...
Dünyanın neresinde olursa olsun, her takımın, daha doğrusu her takım taraftarının bir hassas noktası vardır muhakkak. Ülkemizde de böyle hassasiyetler mi diyelim, böyle hassas durumlar vardır.Beşiktaş taraftarına Liverpool hatırlatmasına yapmamalısınız, Galatasaray taraftarına 6 kasım, Trabzonspor taraftarına 96 senesindeki fenerbahçe maçını. Bir Sigma Oloumuc maçı da keza Fenerbahçelilere hatırlatılmamalıdır. Ya da Cobarde Gallina Ortega pankartı...
Brezilya'nın Gremio kulübü de böyle ilginç bir hassasiyeti olan bir takım. Bu hassasiyete konu olan hadise 2004 yılında, takım Brezilya İkinci ligine düşerken yaşanıyor. Parana, Gremio'yu 1-0 mağlup edip ikinci lige gönderiyor. Gremio gibi köklü bir kulüp için hazin bir durum. O yıl, 100. kuruluş yıldönümünü henüz kutlayan bir takım için yaşanabilecek en büyük trajedi bu olsa gerek. Ama facia, keşke bununla sınırlı kalsaydı.
Gremio kulübüne ait iki katlı takım otobüsünde cereyan ediyor bu olay. Otobüs süper lüks bir otobüs. Alt katı eğlenceye ayrılmış, oyun masaları, bir bar, ses sistemi ve televizyon. Üst kat ise dinlenceye. Oyuncuların dinlenip şekerleme yapabilecekleri bir yer olarak tasarlanmış. Fakat Gremio'lu iki oyuncu, otobüste bulunan bu niteliklerin sağladığı rahatlığı farklı şekilde değerlendirmek istemiş.
O zamanki Başkan Yardımcısı Helio Dourado, Parana'ya 1-0 kaybedilen maç sonrasında takım otobüsünün alt katında kendisini şoke eden bir manzarayla karşılaşıyor.Otobüsün en arka koltuğunda, ki 36 numaralı koltuk bu oluyor, iki futbolcu çırılçıplaktır. Yüksek sesle gülüşmekte ve "gereğinden fazla" görünmektedirler. Olay iyice budaklanır. Tüm Brezilya, başta Gremio camiası bu olayla çalkalanmaya başlamıştır. Söylentiler ayyuka çıkar, ve olay artık "Poltrona 36" yani 36 Nolu Koltuk olayı olarak adlandırılmaya başlanır.
Bugün hâlâ poltrona 36 dendiğinde Brezilya'da akla gelen ilk şey Gremio'nun süper lüks takım otobüsü, ve elbette o otobüste Parana maçı sonrası yaşananlardır.Hatta, Gremio'nun ezelî rakibi Internacional yeni bir takım otobüsü aldığında bu otobüste 36 numaralı koltuk yoktur. Olayın kahramanı iki oyuncu da takımdan uzaklaştırılır. Biri futbolu bırakır, diğeri ise Avrupa'ya doğru yelken açar.
Bu homoseksüel ilişkiyi yaşadığı iddia edilen iki oyuncunun bir de ortak noktası var. Her ikisi de Türkiye'de top koşturma şansına erişen bu oyunculardan biri, Galatasaray'ın efsane kadrosunda arka direk golcüsü olarak nam salan sağ bek Carlos Alberto Oliveira Capone 'den başkası değildi. Diğeri ise bugün hâlâ ülkemizde top koşturan, oynadığı futbolla taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanıp, Sivasspor'dan Fenerbahçe'ye transfer olan Fabio Bilica ...






