25 Temmuz 2011 Pazartesi

Flaş... Flaş... Flaş... Şok... Şok... Şok...



Haftasonu sıcak ve güzeldi. Serinlemenin keyifli anlamdaşı içkinin yanına yine gündemdeki şikeyi meze ettik ve 4-5 saatlik muhabbet sonucunda arkadaşlarla bu işi hallettik. Cuma gecesi sabaha karşı yaptığımız basın açıklamasını tam olarak hatırlayamasak da küme düşen takımlar belli, futboldan men edilecekler belli, eksi puanla başlayacaklar belli bizim nazarımızda. Zira Tff içinde çalışan hatta birebir olayları yaşayan yakın bir arkadaşım ile görüşme fırsatım oldu bu arada. Uzun uzun konuştuk, biz sorduk o cevapladı. Ağzının içine düştük, bunalttık, doymadık. Biraz olsun işin özünü anladık, rahatladık. İsterseniz ben sizlerle konuştuğumuz konuların satır başlarını paylaşayım, daha sonra tekrar üzerine konuşalım...

* Bütün olay geçtiğimiz Nisan ayında Şekip Mosturoğlu'nun ortaklarının Menejerlik sınavının sorularını satın almasıyla ortaya çık(mış). Olgun Peker tarafından sorular iki şekilde alınıp-satıl(mış). Birincisi sadece sorular, ikincisi ise sorular ve cevaplar(mış). Şekip Mosturoğlu'nun ortakları daha ucuz olanını tercih et(miş) ve sadece soruları satın al(mış). Cevapları başkasına yaptırıp sınava gir(miş). 15 soruluk sınavın 14'ünü yapan sınavı geçer(miş). Olgun Peker 15'te 15 yapıp dikkat çek(miş). Ancak bu ortaklar maalesef 13'te kal(mış) ve sınavı geçeme(miş). Nasıl cevaplattılarsa artık! Hemen Şekip Mosturoğlu'nu arayıp durumu anlatmışlar(mış). Dönemin federasyon başkanı ile temasa geçmesini söylemişler(miş). Şekip Mosturoğlu da Mahmut Özgener'i ara(mış). ''Benim kulağıma soruların çalındığı haberi geliyor Mahmut, sen bu sınavı iptal et, Eylül'de yeniden yaparsın!'' de(miş). Aklındaki fikir; bu kumpası bizimkiler Eylül ayında aynen uygulayıp bu sefer cevapları da alırlar(mış). Garip olan Mahmut da sınavı hemen iptal et(miş). Emniyet, Olgun Peker'in dinlemeye takılmasıyla gerisini çorap söküğü gibi getir(miş).

* Bu operasyonda insan sesleri eşleştiriliyor(muş). Bir ses kayıda alınıyor, aynı ses bir sonraki telefonda yine eşleşirse dinlemeye giriyor, sonra da olay diğerseslerle birlikte genişliyor(muş).

* Levent Kızıl'ın suçu yok(muş). Bu onun kişisel fikriy(miş).

* Türkiye Süper Ligi kesinlikle ertelenecek(miş). Düşünülen tarih 26 Ağustos(muş).

* Bank Asya da Süper Lig gibi aynı şekilde başlayamaz(mış). Oranın durumu da bayağı bir karışık(mış).

* Fenerbahçe Kulübü, hazırlık maçındaki sahaya inme olaylardan dolayı 2 maç ceza yiyecek(miş). UEFA da duruma göre para cezası verebilir(miş).

* Bu şike mevzusundan Fenerbahçe'nin kurtulması oldukça zor(muş). Belgeler çok ciddiy(miş).

* Beşiktaş'ın son açıklamalar ve basına yansıyan haberlerden sonra aklanması olasıy(mış). Tayfur Havutçu'nun bu hafta tutukluluğu kaldırılırsa şarşırmaz(mış).

* Mehmet Ali Aydınlar bildiğin bayağı bayağı Fenerliy(miş). Yapılan açıklamalar Ünal Aysal'a göre farklı, Fenerbahçe Kulübü'ne farklı sertliktey(miş). Fenerbahçe'nin yaptığı açıklamaya istinaden verilen ilk cevap sert(miş), sonradan oldukça yumuşatıl(mış) ve al gülüm ver gülüme dönüş(müş).

* Federasyon aşırı şaşkın, panik ve dumurday(mış). Hala dördüncü resmi günlerinde böyle bir olayın ortaya çıkmasının şokunu atlamamamışlar(mış).

* Federasyon'un en hikayeden kurulu Etik Kurul'uy(muş). Görevler paylaşılırken en dandik Kurul üyeleri oraya yollan(mış). Kim ne yapsın etiği metiği diyenler şimdi ne diyorlar acabay(mış).

* Kanun belliy(miş). Şike ispatlanırsa küme düşürülme kesin(miş). Türkiye usulü Alicengiz oyunları yemez(miş). Hükümet de bu işin sonuna kadar gidilmesini emret(miş).

* Federasyon başkanının tek amacı Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olmak(mış). Bu sene Fenerbahçe şampiyon olunca 2012 yılındaki seçimler için hayalleri suya düş(müş). Önerilen Federasyon başkanlığını mecburen kabul et(miş). Hayali ömür boyu devam eder(miş) de Fenerbahçe'yi küme düşürürse bu hayalin gerçekleşme olasılığı sıfıra iner(miş).

* Emenike ve Sezer Öztürk dışardayken İskender Alın ve İbrahim Akın'ın neden içeride olduğunu sorduğumda aldığım cevap; dışarıda olanların kayıt,belge, telefon konuşması vs. durumları mevcut değil(miş). O da bu duruma çok şaşır(mış) ancak şikeye dair her hangi belge olsay(mış) gözaltından bu kadar kolay kurtulamazlar(mış).

* Yayıncı kuruluştan şu ana kadar her hangi bir baskı görmemişler(miş). Ancak yayıncı kuruluşun işi eğer Fenerbahçe küme düşürülürse oldukça zor(muş). Kaybedeceği paralar bir yana sözleşmedeki tutarın değiştirilmesi imkansız(mış). Sözleşmeyi değiştirmek için Federasyon'a belirli bir tazminat ödemek gerekliy(miş). Daha sonra tekrar anlaşma için görüşmeler yapılır(mış) ancak iş o hale gelirse ülke futbolu, ligdeki takımlar ve milli takım çok darbe yer(miş). Herkesin gelirleri düşeceğinden çok kötü bir senaryo bizi beklemektey(miş). Ha bu arada ülkede Digiturk'ün verdiği parayı kimsecikler veremez(miş).

* Fenerbahçe eğer küme düşerse şampiyon olduğu için aldığı 15 milyon TL. bonusu Federasyon geri ister(miş). Şike ile kazandığı maçların bonusunu geri iade ederler mi diye sorduğumda ise yok artık o kadar istemezler(miş).

* Bu kadar olayın içinde futbolcu, hakem ve federasyon görevlisinin olmaması kendisini de şaşırtıyor(muş).

* Beşiktaş kupayı iade ettim diye dursun, Federasyon binasında yeri belli olan kupa mupa ortalıkta yok(muş). Hala bekliyorlar(mış).

...

Olay budur.
İlginç durumlar sözkonusu.
Konuştuğum kişinin ismini ver(e)miyorum.
Görevini dahi tarif edemiyorum, zira tek adam.
Hemen anlaşılır.
Yıllardır kurumda aynı işi yaptığını söyleyebilirim.
Bir de kendisine sordum, konuştuklarımızı izninle paylaşacağım dedim,
Eyvallah dedi.
Bundan sonraki günlerde tekrar görüşeceğiz.
Devamı gelir bu yazının, bekleyin anacığım...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Bugün Dost Yaralanmış Yine Gönlüm Hoş Değil...



Bugün dost yaralanmış
Yine gönlüm hoş değil
Her yanı parelenmiş
Yine gönlüm hoş değil

Dost hasreti zor imiş
Her dem ahu zar imiş
Dert adamı yer imiş
Yine gönlüm hoş değil

Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil


- Elhamdürüllah önce Beşiktaşlıyım, sonra Müslümanım!

Hakem Vedat Okyar'ın yanına gelir,
- Tekme attın mı? diye sorar
- Attım hocam, der
- O zaman çıkmak zorundasın, deyip kart gösterir.
- Peki hocam, der çıkar.
Konuyla ilgili soranlara da şunu der;
- Ne yani? Hakeme Beşiktaş formasıyla yalan mı söyleyecektim utanmadan?

- Ben spor yazarı değilim. Eski bir futbolcuyum, nacizane futbol yazıları yazmaya çalışıyorum. Beşiktaşlı olduğum için de Beşiktaş'ın futbolunu yazıyorum...

- Maçın sonucu ne olur Vedat Abi?
- Her zaman söylediğim birşey var. Gönlüm elbette Beşiktaş'tan yana ama üç ihtimalli bir maç. Beşiktaş ya berabere kalır, ya yenilir ya da yener!

Valerenga için;
- Bunlardan futbol takımı olmaz. Olsa olsa iyi bir işçilikle oturma odası takımı olur...

- Biz Beşiktaş'ın sadece futbolcusu değil, idarecisi, taraftarı gibiydik. Mağlup oynadığımız bir maçta Sanlı (Sarıalioğlu) kaptanın taç atışı için topu almaya giderken ağladığını hatırlıyorum. Trabzonspor’la oynadığımız bir kupa maçıydı. İlk maçı 1-0 kaybetmiştik, turu geçmemiz için burada 2-0 kazanmamız gerekiyor. 1-0 öndeyiz ve penaltı kaçırdım. Sonra Lütfü golü attı ve turu geçtik. Golü atınca Lütfü’nün sevinçten kulağını ısırdım. Maçtan sonra da hastaneye götürdüm...

Yılmaz Erdoğan'a;
- Şık adam bir kere sana söyleyeyim, sen ne yaparsan yap, en şıkını yaparsın...

- Ben akrabalarımı tanımam. Benim akrabalarım Beşiktaş taraftarlarıdır...

Rıza Çalımbay'ın Gordon Milne tarafından libero oynatıldığı bir maç sonrası;
- Eğer Rıza liberoysa ben Alain Delon'um!

''Vedat Okyar isim babamsınız
ben yokken attığınız son penaltı
belirlemiş adımı
çalımlarınız ünlüymüş
bir de penaltılarınız
sadece bir tane kaçırmışsınız
yazılarınızda o aynı teknik
kim der ki sizden başka
“sahte okey” juanfran’a
vedat bey şık adamsınız''

(V.Ö)

- Bakıyorsun, spor yazarı kardeşlerimiz bir çay reklamına çıkıyorlar. Bana da teklif geldi. Hatta sakalını kes bile dediler, büyük de bir paraydı. Tenezzül edecek adam değilim. Ne işim var? Ben bir tek Çocuk Esirgeme Kurumu’na çıkarım. Futbolu bıraktığımda “jübile yap” dediler. Ben de “jübileyi Çocuk Esirgeme Kurumu için yaparım” deyince, “Sen böyle birşey yaparsan bir daha biz yapamayız, yapma bu yüzden” dediler, ben de yapmadım...

- 43 yaşına kadar top oynadım ben. Çok keyif alıyordum top oynamaktan. Ne sigara içtim, ne bira içtim 43 yaşına kadar. Gerçi şimdi o açığı kapattım biraz...

- Hakem sana haksızlık yapıyorsa, öyle bir oynarsın ki hakemi çimlere gömersin. Golüne ofsayt mı verdi, otuz metreden gol atarsın, hakemi de topla beraber kaleye sokarsın...

- Şu anda stoper bulma. Beğenmedigimiz, Vedat Abi'nin de hiç beğenmediği Baki'yi koy oraya. Tamam mı? Toraman'ın yanına...
- Baki'yi koyma abi!
- Farzet ki. En kötü şartlar bahsettiğim.
- Olmaz. Baki'yi koyma!
- En kötü şartlar bahsettiğim Vedat Abi...
- Yok olmaz. Ben antrenör olsam 10 kişi oynarım, Baki'yi oynatmam...

- Ben matematik bilmem, 4-4-2'den 3-5-2'den anlamam. Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır... Beşiktaş çıksın, Beşiktaş gibi oynasın kazanır...........................................

15 Temmuz 2011 Cuma

Türkiye Şike Olimpiyatları 2011



Kaos...
Neyin nasıl ne şekilde olduğu ya da olacağı belirsiz bir süreç bu.
Şike heryerde, olimpiyat halkaları gibi, birbiri içinde, kimin eli kimin cebinde?
Kim ne kadar şike yaptı, kimler işin içine girdi/sıyrıldı bilinmiyor.
Kravatlı abilerimiz şah dedi mat dedi,
Olan biz parlak taraftara oldu, piyon gitti, fil öldü, kale düştü, at satıldı!
Dünyada örneği var mıdır bilmiyorum ama;
Futbolcu, hakem ya da federasyondan bu kadar az kişinin
Bu denli büyük bir olayda şike iddiasıyla içeri atıldığı
Tek ülke biz olmalıyız.
Yönetici şike yapmak istiyor ne hakem ayarlıyor,
Ne federasyondan herhangi birini!
100 küsür kişiden 2 futbolcu ve bir de kaleci içeride, gerisi Topuk Yaylası!
Ekip dışarıda Şekip içeride.
Sezer dışarıda Sezercik içeride.
Emenike dışarıda, forması nike olan Akın ile Alın bunu içeriye...
Belöz'ün oğlu Emre'nin, ikinci bir emre kadar şaka yapması yasaklansa ya.
Hanimiş bunların menejeri, kuzenleri, kardeşleri?
Atılan mesajlar printscreen yapılacak kadar de-şifre ise,
Postaneden aldınız mı e-şifre?

Beşiketaş şike yaptı diyelim, eyvallah.
Peki söz konusu olan futbolcular 1 gol 1 asist yaptı allah allah!
Gol kaçırdılar, top kaptılar, pozisyona girdiler,
Bir buçuk saat ter döktüler...
Sebep-sonuç ilişkisinden çözemediniz,
Bari hatice-netice'den davayı sürükleseydiniz.
Şimdi sonuçlanmayan metrobüs ile teşebbüs bile suç diyorlar,
Peki o zaman dünyada var mıdır örnek buna, usülsüz transfer davasına?
Sezer ile Emenike dışardaysa İ baş harfli adamlar niye tutuklu hala?
Hadi at verdi diyelim Serdal, at nerede, avrat nerede, peki ya Rıza Silahlıpoda!

Tayfur Havutçu ise başka alem.
Yıllar önce Televole'de o akıcı Türkçesi ve şivesiyle
''Freshop'tan saat aldım.'' cümlesiyle kazınmış zihnimize...
Yanlaya yönleye gelin çocuklar sınırlı yetenek bakın çocuklar
Türküsündeki Tayfur bu, Havutçu! (Havut neydi lan?)
İstese de şike yapmaz, yapamaz...
Tayfur yav bu, düşük profil!
Dürüsttür, temiz yüzlüdür, efendidir Tayfur, kefiliz.
Ne bileyim ya da daha ne diyeyim Tayfur işte...

Siz alın bu adamları içeriye, ne biz birşey biliyoruz,
Ne bilgilendiriliyoruz ne de savcımız açıklamada bulunuyor.
Biz spor haberlerinden takip ediyoruz.
Emniyet, sağlık kontrolü, savcılık, adliye...
Hooppp Metris!
Sonra da Metris'te Tetris...

Mevcut adli tatilimiz, sabırsızlığımız katilimiz.
Beklemedeyiz.
Bank Asya'ya ya da Allah'a havale ederlerse
Masrafsız düşeriz hesaptan hiç sorun değil.
3 yabancı ile devam, bize yabancı olan YD ile hayırlı ayrılıklar...
Güzel olur belki de.
Ülke temizlenecekse bizim ve Fenerbahçe'nin düşmesiyle;
Sirkte oynasan trapezde destekleriz,
Amatöre düşsen Uma Thurman ile sevişiriz!
Kombine alırız, en kötü gününde yanında hazır ve nazırız...
Ama isteriz bilmek nasıl, ne şekilde, ne yapmışız
Gerçekten biz diğerlerinden farklı da mı kalamamışız?
Suçum seni sevmekse asın beni denizlere,
Ben sende tutuklu kaldım Beşiktaş dönelim bir kaç gün geriye...

Fenerbahçe aslında tarihi fırsatı yakalamıştı.
Beşiktaş ne yaptıysa Fenerbahçe onu yapmadı, yapamadı.
Kupayı iadeli taahhütlü ve şikeciyi destekleme konularında sınıfta kaldı.
Eski Maraton kültürü ya da İslam Çupi tarzından bir kez daha uzaklaştığını
Dosta düşmana ispat etti.
Yarattığı kibir denizine daldı bir daha da çıkamadı.
Aziz Baba diyen adamların peşinden köprüye yürüdü,
Bilmiyorlardı ki onlar köprüye gitmeden zaten herkes düşmüştü.
Şikeden içeri alınan bir adamı desteklemek ve kendi takımını sahiplenmek arasındaki ince çizgi...
Ne kadar acı bir şekilde yanlış yola saptı!
1>17 kibir aritmetiği, oldu mu sana 1 muhtaç 17!
Kulüpler Birliğine tutundu, olmadı.
Komplo bunlar dedi, tutmadı.
Bize operasyon yapılıyor dedi, Beşiktaş'ı gördü, utandı.
Şampiyonluk kupası hala müzede, ona bile kıyamadı, bırakmadı.
Başkanları tarafından yaratılan ''Kazanmak için her yol mübahtır!''
Sözü o kadar içlerine işlemişti ki camianın,
Sessiz kalmayı, utanmayı, vazgeçmeyi, oturup olanı izlemeyi bile beceremediler.
Yürüdüler, tepki gösterdiler, sosyal medyada alengirli laflar ettiler.
Sonuç; hala aynı yerdeler!
Köpek balonlarına, tezekle ayrılmış tribün koltuklarına, İTaat et pankartlarına,
Bilica'ya, Emre denilen küçük boylu çocuğa, Volkan'a, Lugano'ya tepki veremediler.
Cihan Oskay konuşurken bilemediler, İstanbulspor'un kasasından çıkan teşvik primini
Göremediler...
Eski büyük ve farklı yönlerini unuttular, onlara 10 senedir öğretilen
Fenerbahçe en büyük, tek büyük, çok büyük söylemleri ile yok olup gittiler...
Fenerbahçe yine büyüktür hep de büyük kalacaktır.
Bu ülkenin en büyük camiasıdır, eyvallahtır...
Ama işte o camianın taraftarı farkı yaratamadı.
Bir Çarşı olamadı, bir Ünal Aysal çıkartamadı...
Üzüldüm sadece dostlarıma, sevdalandıkları takımın içler acısı takındığı tavıra...

Haa bu arada Nato ihalelerine bundan sonra kim girecek bilemem.
Ülkenin görkemli kurumları alaşağıya edilirken bir oyun da
Sarı Lacivert A.Ş.'ye yapılıyor mu bilemem.
Siyasetin burnumuza kadar sokulduğu bir ülkede eksik kalmazlar illaki.
İktidar ister elbette karışmak, söz sahibi olmak, at oynatmak.
Bilemem...
Bildiğim tek şey var, en büyük Beşiktaş gerisi traş...

Bundan sonrası; eskiden karikatürü yapılan
Doğum odası kapısında bekleyen baba adayının sigarası...
Ortalık duman, göz gözü görmüyor.
Bilgi kirliliğinden her şey doğru kabul ediliyor.
İtiraf mı etti, iltifat da eder mi?
Suçlamalar kabul mu, eksi puan olur mu?
Galatasaray doğru sezonda güzel bir başarısızlık elde etti,
Olası bir kupa ile iki büyükten de farklı muamele göremeyeceğini bildi.
Böylece her şerden bir hayır çıkacağını belli etti.
Bana kalırsa Adnan Polat'ın heykeli dikilmeli!
Şike iddiasıyla içerde duranın başında dikilmemeli...
Bekleyelim görelim, temiz futbol için dua edelim.
Biz güzel Beşiktaşlılar, diğer rakiplerimizin üzüntüsünden
Nasiplenmeyelim.
Onlar düşerse sevinmeyelim, biz düşersek üzülmeyelim.
Her kim şike yapmışsa cezasını çeksin, bundan sonra bu tür işlerde
Kendini helak etmesin...
Bizim dışımızda gelişen olaylar haricinde,
Bundan sonra gerçek sevinç ve üzüntüler yaşamak dileğiyle...
Rengimiz farklı da olsa futbolu seviyoruz doyasıya...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Süper Kupa Finalini Protesto Ediyoruz...


Beşiktaş Taraftarı olarak adımıza leke çalınmasını hazmetmiyoruz. Bu işlere adı karışan takımın bizim sevdiğimiz, sahiplendiğimiz Beşiktaş’la alakası olmadığını görüp, bağrımıza taş basarak, kendi adımıza, Siyah-Beyaz formalı çocukları yalnız bırakmaya karar verdik.

Aklımızın erdiği yaştan itibaren çocuklarımıza miras bırakmak hayaliyle yaşadığımız Beşiktaş’ın adı temize çıkana dek, bu işin parçası olmayı reddediyoruz. Kimseyi protestomuza katılmaya vicdanen zorlamıyoruz. Bu tamamen kendi kararımızdır ve bize katılmak isteyen oluşumları protestomuza eklemekten onur duyarız.

Bizler;
Ters Manyel, Burası Kapalı, Ekşi Beşiktaş, Golsüz Eşitlik, Stalker-21, Son Kartallar oluşumları olarak; Süper Kupa Finali’nin ve bu kirli oyunun parçası değiliz ve Final maçını izlemeye gitmiyoruz.

Benim Beşiktaş'ım Şike Yapmaz...



Sevinen var mıdır acaba demiştim Aziz Yıldırım evinden Emniyet Müdürlüğü'ne gözaltı torbalarını aldırmaya gittiğinde! Haklı çıkmak bir yana sevdiğimiz bu oyunun oyun olmaktan çıkıp bir kez daha büyüklerin oyuncağı elimizden almasıyla sonuçlanan bir süreç; ki bu süreçin gemisi hepimizin içinde oldu gemi, gemideyiz. ''İğrençsiniz ibneler!''

Sosyal medyada ''Seninki daha uzağa gidiyor, hayır ben daha temizim!'' masturbasyonlarından kurtulup yapılacak tek şey vardı; elimizden geldiğince bu oyunu kurtarmak. Taraftarız sonuçta ne kadar etki edebiliriz ki? En fazla dua ederiz, tepki veririz, buralardan ya da sokaklardan gerekli mercii bokuların kulaklarını çınlatırız. O kadar! Adam maçtan önce demişse ''Oynama bana, forma vereceğim sana!'' elden ne gelir? Almışız kombineyi, vermişiz zamanımızı, kurulmuşuz ekrana, kötü tuvaletlerin kokulu pisuvarlarına bırakmışız kiraladığımız biraları, umudu koymuşuz cebe, beklemişiz başlama düdüğünü. Nereden bilelim üçüncü çalımı atarken bir kez daha düşünen futbolcunun içinden geçenleri? Kaleciyle karşı karşıya gelen adamın kafasının içindeki tilkileri? Biz müşteri zihniyetliyiz, denileni yapmışız. Tek beklentimiz galibiyet, o da mı yalanmış? O da mı olmadı? Çekmediler mi göndere bayrağımızı?

Kaybedilmiş yaşam dedikleri bizimkisi! Verilen atkı parasıyla kız arkadaşımızı güzel bir yere götürebilirdik, tercih etmedik. Formaya verilen paraları kenara atsak şimdi arabamız olurdu, istemedik. Kombineyi ise hiç karıştırmıyorum ulan evimiz olurdu evimiz, vazgeçtik. Neden? Yuvamız İnönü'ydü, Kadıköydü, Ali Sami Yen. Yol parası elbet bulunurdu, araban olsa otopark derdi, pul parası, kasko, masko vs... Ne gerek var! Kız arkadaşlar ise çoktan terketti, deplasmanda dersin soran olursa...

Beşiktaş işte daha ötesi var mı? Bu gibi zamanlarda Beşiktaş benim çocuğum, karımı atarım yataktan, gelsin sokulsun koynuma, güven ve şefkat vereyim oğluma, üzülmesin yeterki ben bakarım ömür boyu ona. Karşılıksız çek nedir bilmem lakin tek karşılıksız aşk, Beşiktaşk! Şike mi yaptı Beşiktaş, asla. Benim Beşiktaş'ım asla yapmaz, yapmadı, yapmayacak. Onu kullanıp kendi kariyerlerini, egolarını tatmin edenler yapanlar yaptı, o benim Beşiktaş'ım. Hatta bizim değil, benim...

Aziz Yıldırım yapmıştır dedim yıllarca; emin olup da ispatlayamama durumu bu. Suratında akıyor işte bu iş adamlarının, adı üstünde iş adamı. O iş olarak görüyor, ihaleye giriyor, ben herşey olarak görüyorum anca ihaleli batak oynuyorum. Yıldırım Demirören, Ergun Gürsoy, Adnan Polat, İhsan Kalkavan yapmıştır, denemiştir, zorlamıştır gibime geliyor. Para var huzur var bu adamlarda, pis futbol düzeninin düzene ve düzülene uyan adamları. Alış-satış gibi, futbolcu da mal, piyasa saha, başrolde yöneticiler, daha kendini yönetmekten acizler, maç sonu iki lafı bir araya getiremeyenler, çok sevdiğimiz oyunun içine kravatlarıyla ettiler! ''Bu galibiyeti taraftarlarımıza armağan ediyoruz'' lafı bile yalanmış. Oysa ki biz o armağanları hep alıp saklardık, şimdi g.tümüze mi sokalım o galibiyetleri, sevinçlerimizi, bir-iki beyaz saç teli tecrübelerimizi? Ha asbaşkanım, hass... başkanım!?

Galatasaray zaten şikeyi ülkeye getiren kurum olsa ne yazar, makaram sarı bağlar! Bu blogta o kadar çok yazı varki bununla ilgili, artık ve şimdi bunların hepsi anlamsız. Adamların başkanı çıkmış 1923 yılından beri edilen en güzel laflardan birini ediyor, karşısında 1 >17! Sen cesaret edemiyorsun, birlikteyiz diyorsun. O ne demekse? Sen bu ülkede benim gözlerimle gördüğüm üç adet şampiyonluk kupasını kaybetmişsin alengirli yollarla, beni ve benim gibi olan milyonları kahretmişsin rakip takımın taraftarları sevinirken, en çok sen çekmişsin şikeden, teşvikten, karanlık işlerden, Şerefli ikinciliklerle en azından Hakkı'nla yetinmişsin... Bu mudur yani? Senin savunduğun değeri, farklı olduğuna inandığın prensibi aldı kendi içindekiler fırlattı suratımıza. Dediler ki biz de farklı değildik esasında, sadece bugüne kadar ortaya çıkmamıştı. Alın bakın biz de Akın yapıyoruz, diğerlerinden bir fark bırakmıyoruz. Süleyman Seba duymasın ama şerefli ikincilikler artık kazandırmıyor, ünümüze ün katmıyor, ihaleye girdiğimizde işe yaramıyor, kariyerimize kariyer eklemiyor! Alacağım seni kupa, vuracam kırbacı vuracam kırbacı...

Bir yanım şimdi eksik. Kombine alacaktım bu haftasonu, futbolu özlerken derdik ya futbolsuz anlamı yok haftasonu, artık hafta içi'm bile sıkılıyor, gözüme uyku girmiyor, iş önümde benim işim burada birşeyler çiziktirmekte... Olmuyor diyorum, olamaz. Haketmedi Beşiktaş, o daha küçücük yapmaz öyle şeyler. Büyükleri karıştı işe, masumiyete tecavüz kaçınılmaz ise forma almaya bakacaksın. Kulübe katkı, katkılar katık yoluyla piknikteki rakip futbolcuya. Belediye otobüs kaldırıyor, Bozbaykuşlar veeeee melankoli...

- Çocuğumu ilk yarı sonunda uyutmuştum Şifo, şimdi yarın sabah ne derim ona, söyle bana ne derim?
- Skorun ne önemi var ki abiciğim? Kalkmasın bir süre daha uyusun, büyüsün. Büyüsün ki Hakkı ile oynayıp Şeref'iyle kazanan bir Beşiktaş görsün. Görmese de onun için uğraşsın, didinsin. İyi insan olmadan iyi bir Beşiktaşlı olmasın. Bu aralar sakın uyanmasın, uyusun... Görmesin Beşiktaş'ını böyle, üzülür, üzülmesin... Uyusun, büyüsün... Büyüsün ki daha temiz, daha dürüst, daha farklı bir Beşiktaş görsün, görmese de onun için uğraşsın, didinsin...

30 Haziran 2011 Perşembe

Kombi Ne?

Kombinenin mantığını algılayamamış, kendi taraftarını koyun gibi gören, vur kırbacı vur kırbacı diyen, kravat sahibi ama empati sahibi olamayan, öngörü yoksunu, buraları okumayan, dünyayla işi olmayan, beceriksiz, kabiliyetsiz, basiretsiz... HAYVAN HERİFLER!

KAPALI ÜST 2.000 TL
KAPALI ALT 1.800 TL
YENİ AÇIK 900 TL
ESKİ AÇIK 700 TL

8 Haziran 2011 Çarşamba

Konumuz: Bardağın Boş ve Karanlık Tarafı...



Sağ beksiz ve sol beksiz (güçsüz ve kendine güveni olmayan İsmail) ile hücüm nasıl yapacaksın?
Düşünebiliyor musun iki kanadı olmayan bir takımın en iyi adamları olan
Q7 ve Simao'nun ne çaresiz hallere düşeceğini?
Sıkıştıkça oyun arkadan gelecek olan bekin önüne açacaksın topu,
Vurunca Egemen veya Toraman dağlara taşlara ıslıklamadan duramayacaksın onu...
Q7 ve Simao sakat diyelim, Hilbert ile Veli'yi mi oynatacaksın?
Ersan ve Mustafa'ya 20 milyon TL. veriyorsun 4 yılda,
4 yılda 20 milyona amatör şubeleri yapılandırsana!

Kaleci Rüştü eyvallah, Cenk ne kadar güven verir?
Sinan Bolat dururken Serdar Kulbilge de neyin nesidir?
8 senedir her sene değişen stoperler bu sene tekrar değişir.
Nasıl bir birlikte oynamayı yaratacaksın ki sen 9 stoperli bir takım halindesin!
(Sezer,Furkan,Atınç,Toraman,Egemen,Ersan,Ferrari,Sivok,Sidnei)
İstediğin kadar yıldız al sonuçta baştaki Tayfur Havutçu,
Unutmayın Guti çıkarken oyundan nasıl da canımıza okumuştu!
Forlan gelsin ne güzel, peki Mustafa Pektemek ve Mehmet Akyüz ne iş?
Muhammed, Sezer, Furkan, Atınç nasıl kadroya girecek,
Şişti takım oldu 30 kişi!!!

Mayıs'ta vurulan kazma Egemen olabilir mi?
İki maç sonra Hepimiz Egemen'iz diye bağırMAYIS!
Stad kayıyor Ertuğrul şu an pis pis gülüyor,
Zira anlayamadınız galiba stadımız yıllardır bize kayıyor!

Leblebici lazımsa Çorum'a gidelim,
Stoper gol atsın istiyorsak Benfica genç yeteneğini neden kiralar bunu hesap edelim!
Mustafa Pektemek ve Ersan Adem Gülüm sakatlardı, inşallah bomba gibi olurlar.
Olmazlarsa giren kazığın boyutunu hesaplayamazlar...
Basketbola sponsor arıyorlar, spon sorun bana söyleyeyim Beşiktaşlı işadamlarını sana.
Koç'tan Kalkavanlar'a, sen biraz düzgün olsan koşa koşa gelirler ayağına...
Eskiden Kastelli vardı, bir ara Göçer, şimdi de Mendes,
Portföyüne bakın bakalım seneye kimler KAKAlanacak bu takıma?

Bir daha söylemekten bir şey olmaz, lütfen sağ ve sol bek alın bu takıma,
Devşirme değil , orjinal olsunlar ama...
Alamayacaksan kanat bekleri, şampiyonluk uzakta daha çok bekleri(M)...
Bir bir daha iki ise iki gözüm önüme aksın bu takımda Q7 bile ıslıklanacaktır,
Simao bile yuhalanacaktır, bu iki oyuncunun arkasından hücuma destek olmazsanız,
Arkanız Arkansas olacaktır!
Sonra yine olmadı, niye olmadı, yeni olmadı, yeniden olmadı...
Olmadı...
Olmuyor...
Olmayacak...
Olur mu olur!

N'olur... Bir sağ bir de sol bek...

14 Mayıs 2011 Cumartesi

4/6 > 4/104



Bir gün sonra olmasaydı Kayseri'den dönüş uçağı, dün akşam gazete kağıdına sarılmış elde pastırma ile kaldırılan kupaya bu çocuk da ortak olacaktı. Trt Hd (herşey dahil) ve Bozbaykuş olan misafirlerim yerine gözlerimiz yaşlı, kalbimiz sevinç dolacaktı. Ha yine olmadı mı oldu, ama ahh orada olacaktım psikolojisi yok mu? Var!

Ersan Gülüm; oğlum ne yaptın sen? Cumhurbaşkanı o, Mahmut'un elini sıktın bitti mi sandın? Yandın oğlum sen yandın...

Evlenir misin benimle değil, benimle evlenir misin değil, ''Evlen Benle!'' O ne ki?

Tabirimi bağışlayın ama; Bu kadar kazma oyunculardan böylesine mütevazi ve göze hoş gelen bir futbol sistemi yaratan Abdullah Avcı'yı kutluyorum. 4 senede bu takımı kupada final oynattı. Bu denli yetenek fakiri takımı nasıl oynatıyor, kocaman bir soru işareti! Acaba elinde bir-iki yıldızı olsa, ya da mesela Beşiktaş'ta başarılı olur mu bu kadar yıldızla? Bence olur olur bal gibi olur, gol olur! Bu arada 'Yere Yatsana' muhabbeti de bayağı bir baydı artık! Son vermek lazım...

Guti ve Bobo maç sırasında bu takımdan gitmek ister gibi lakin maç sonu en çok sevinenler onlar. Hugo oğlum o ne biçim oynama, 5'e mi bastı Tolga abin, kendine gel. Fernandes'e bayıldım, o ne slalom, o ne lay lay lom! Tabata+2 milyona seneye bonservisi bizde!

Mehmet Aurellio'dan bırakın stoperi bu saatten sonra futbolcu olursa benden de ÖSYM Başkanı olur!

Penaltı atışlarını özlemişiz. Ama başka takımların olsa daha iyi olurdu, bir 10-15 dakika kendime gelemedim. Saç beyazladı, kilo gitti, sikinti vardı hocam, sikinti...

Stad tam dolmamış yoksa bana mı öyle geldi?

Bozbaykuşların ''Biz hiç final kaybetmedik'' pankartına istinaden, Fenerliler'in ''Biz hiç kupa görmedik'' pankartı ne hoş olurdu...

Acil sağa-sola bek lazım, ki geleceğe umutla bakalım; ''Bek To The Future!''

Ernst'i özledim, kupa töreninde gördüm, sevdiğimi televizyondan ilettim...

Dünkü kupadan sonra, o sevinci yaşadıktan sonra ve sahada o güzel adam Fernandes'i görünce; yeni sezon bir an önce başlasın diyenler parmak kaldırsın...

Bobo gitti, misyon tamamlanmış gibiydi zaten. 6 sene kaldı 4 kupa aldı ve gitti. Fenerbahçe'nin 104 yıllık tarihi kadar. Ne sofistike ama.. (O neyse?)

Artık gençlerle oynama ve Pazartesi günü sevdamıza elveda zamanı. Yine sensiz geçen günlerin diye mırıldanacağız yaz aylarında, yine özleyeceğiz ve bir an önce görmek isteyeceğiz İnönü Stadı'nda...

12 Mayıs 2011 Perşembe

Askerde YAZICI'ydım Ben!!!



En önemli amigosu iki lafı bir araya getiremeyen Li'Selim; zamanında Beşiktaşlıymış ve Alen'in yanında sete çıkamamış, gitmiş Bursaspor tribün lideri olmuş da çıktığı yere pisler bir şekilde ''Ermeni Köpekler Beşiktaş'ı destekler'' diye bağırırken de mi, her maç Beşiktaş'a ana avrat sülale boyu küfür ederken de mi, Diyarbakırspor'a ''PKK Dışarı'' diye yırtınırken de mi, Ankara'da normal bir basketbol maçında 06&16 pla'kanla kadın ve çocuklara saldırırken de mi, Adana'da tarafsız sahada oynanan maçta engelli vatandaşlara vururken de mi, 13 yaşındaki çocuğu zorla Bursa diye bağırtırıp, Beşiktaş'a küfür ettirip Youtube'a koyarken de mi, Beşiktaş Şike Kulübü diye kocaman bir pankart yaptırıp eski açık tribününün üzerine açarken de mi, Tekbir sesleriyle ilahi şeklinde müzik yayını yapıp bir spor müsabakasında kurban kesme ortamı yaratırken de mi, ilk maçta İstanbul'a gelen taraftarlarının yolda önüne gelen her Beşiktaşlı'ya saldırıp onları yaralarken de mi, 7 sene önceki küme düşme başarısızlığını örtbas etmek için nefret ortamı yaratıp, yalandan bir düşman belirleyerek salyalarını akıtarak her maç öncesi ortamı gererken de mi, ''Önce bizim taraftarımız İnönü'ye girecek sonra onların Bursa'ya girmelerine izin veririz.'' dediğin halde ''Zaten buraya gelmeleri sakıncalıydı, hiç gelmeselerdi olay olmazdı'' derken de mi, ''Herşey ilk maç öncesinde yaşanan olaylar yüzünden başladı diyerek.'' 7 koca seneyi, bu işi ilk başlatanın (uyduranın) kendi kulübü olduğunu unuttuğunda da mı, iyi niyetli olan ve bir kaç çapulcu yüzünden demokratik hakkını kullanamayan binlerce kişinin hakkını gözeten valiyi suçlarken de mi, kendi emniyetine çamur atarkende mi, gazeteci döverken de mi, nefret ettiğin takımdan 2-3 teknik direktör, 10-11 tane futbolcu aldığında da mı, hatta o futbolculardan tam dört tanesinin şike saydığın Rize-Beşiktaş maçında ilk 11'de oynadığında da mı, geçen sene oynanan Bursa'daki Diyarbakır maçında yapılan tezahüratlara ve yaralanan insanlara istinaden ''Her stadda olan şeyler bunlar'' deyip aynı takımla deplasmanda oynarken ''Ben hayatımda böyle rezillik görmedim'' derken de mi, bir şehrin senelerdir süren akıl tutulmasında da mı BURSASPOR OLARAK SUÇUNUZ YOK İBRAHİM YAZICI? Vay bee! Ne denir ki bu işe, vallahi teesüf ederim size...

Bursa'nın Ufak Tefek (Beşik)Taşları...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Arda ve Top Ağlar da, Ağlarsa Anama Ağlar Gerisi Gönül Alma...



Parmaklasana parmaklasana...
Canın gibi sevdiğin ve a-it olduğun güruhun
O an için it olduğunu düşünmek...
Nasıl bir iğrenç düşünce ürünüdür ki,
Parmaklasana derler, isim de vererek?
Ülkenin tek gözbebeği futbolcusunu kız arkadaşından (bel altı)
Didiklemeye çalışmak.
Farklı olduğunu iddia edip, edep nedir bilmeyenler...
İçimden çimdiklesene çimdiklesene
Diyordum kabus olsun, ama böyle rezillik olmaz olsun!

Geçti aradan koca bir sene, ak düştü saçlara bu sene.
Yine bir Galatasaray maçı, yine bir amacımız yok ve
Yine karşımızda ülkenin tek gözbebeği futbolcusu.
Kız arkadaşıyla aynen devam bu arada, Allah tamamına erdirsin.
Geçen seneden tek fark; medya canavarı tarafından yukarıya çıkanı
Alaşağı etme durumu tavan yapmış.
Arda Turan'ın ne yatak odası kalmış ne de küfürlü ağzı!
Gitti deniyor, neden sakat deniyor,
Kırmızı pantalonuna laf ediliyor.
Arabası, arkadaşları, kız arkadaşının dizideki kuralları,
Saçı, başı giydiği, oynadığı, oynamadığı herşey sorgulanıyor.
En son videosu da çıktı konulu, tam oldu!
Çocuk da gitmek istiyor elbette, ne işi var bu memlekette?
Gitsin mi gitmesin mi diye referandum yapsalar
Seçim otobüsü yapıp ''Git kendini çok sevdirmeden'' pankartı açardım!

Neyse gelelim asıl meseleye, dönelim kendi içimize...
Bu tribün güzel bir tribündür, eğriye eğri doğruya doğru değil.
Diktir, dimdiktir hem de.
Hata yapar mı? Âlasını yapar.
Yanlışın içinde bulunduğu oldu mu? Saymakla bitmez.
Ama özü iyidir, altyapı sağlamdır, abiler hayattadır.
'Youtube çıktı tribün bozuldu' belki ama,
Bozulmayanlar da vardır, fiyakadır.
Mertliktir, dürüstlüktür, erdemliktir...
Yapar yapacağını, alır gönlünü, farkını koyar ortaya.
Sonra kim ne alır o mesajdan ilgilenmez, bakar dalgasına...
Görev belli bu sefer, Arda Turan.
Medyanın özne olduğu güzel bir tezahürat aklıma geliyor,
Daha iyisi elbet çıkar, ama geçen senenin ayıbı da
Anca böyle bir gönül almakla çıkar...
Ben kendi adıma bekleyeceğim,
Bu tribün güzel tribün, efsaneliğini yitirmiş midir diye?
Acaba yine,yeni ve yeniden a-it olduğum tribün bu mu diye?
Ve Arda Turan gibi bundan sonra ön plana çıkacak olan değerleri
Medyaya yem etmemek adına koruyacak mı diye bekleyeceğim...
Ben kendi adıma bekleyeceğim...
Ve birilerinin artık takkeyi önüne değil
Kıçına sokmaları gerektiğini anlayana kadar bekleyeceğim...

12 Nisan 2011 Salı

Taksim'den Aşşşağaaa Kasımpaşa...



* Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; ''Bir takımda eğer Ersen Martin oynuyorsa o takımdan hayır gelmez!''

* İkinci yarı bizlere devamlı küfür dinleten sevgili Lig Tv yöneticileri; Panoramik stüdyo dolayısıyla takdir ettiğiniz Kasımpaşa başkanını uyarmışsınızdır inşallah. Şansal ve arkadaşlarına yemek ısmarlayan başkan önümüzdeki sene Bank Asya'da önlemini alır artık.

* Ricardo Quaresma bekletti 40 küsür maç bizi, son haftalarda yine umut dolduruyor önümüzdeki sezon için içimizi...

* Karşı tribün bomboşken nasıl bir marka değeri yükselir, devamlı küfür girerken evimize nasıl bir kalite olabilir?

* Bir hakem anlamalı, tanımalı, bilmeli ki; Simao Sabrosa oradan topu auta atmaz. Korner oğlum o korner!

* Necip Uysal'ın ruhu ile Manuel Fernandaz'in ruhsuzluğu arasındaki fark; Mert Nobre'nin her hangi bir takımda forvet arkası oynama ihtimali kadar uzak!

* Tayfur Havutçu ve üstündeki trençkotu nedense Müfettiş Gadget'i hatırlattı bana...

* 4-4-2 sisteminde iki ön liberonun topu yönlendirme yeteneği yüksek olmaz ise kanatlardaki Q7 ve Simao'nun topu alıp oyun kurma hamlelerine bakıyor takım. Mert Nobre yerine olsaydı Fernandez, daha erken kopardı maç. İlk yarı bu iş biterdi.

* U17 takımı şampiyon olmuş, helal gençler...

* Q7, Necip, Toraman ve Cenk'i ayrı bir yere koyuyorum dün akşam için.

* Kasımpaşa kombinem vardı geçen sene. Tahminen 11 ya da 12 maçlarına gitmişimdir. Fenerbahçe maçında herşey güllük gülistanlıktı, ne bir küfür ne de Fenerbahçe'ye karşı kötü bir tezahürat. Alkışlarla gelip alkışlarla gittiler. Karagümrük-Kasımpaşa muhabbetinden olsa gerek Beşiktaş'a geçen sene de böyle küfür&kafir vardı, bu sene de. 15 yaş ortalamalı çocuklardan oluşan bir tribün profilinden de başka şey beklenmiyor maalesef...

* Kasımpaşalı Erdi Galatasaraylı Yekta'ya amma çok benziyor ha!

* Kasımpaşa tribününe girenleri şöyle bir yazı karşılar; ''Apaçiler''...

* Yekta Kurtuluş ve Yılmaz Vural bu takımın ruhuydu, ruh gitti yapı paydos!

* Stada kazma vurulunca (Ki neden büyük makineler falan varken kazma vurulur o da apayrı bir konudur) maçlarımızı Kasımpaşa Stadı'nda oynama fikri dün gece itibariyle bana göre son buldu.

* Etrafı silip süpürecek, derleyip toparlayacak Ronaldo gibi bir defans, iki hızlı kanat beki, bir de gol vuruşu olan fiyakalı bir santrofor ile önümüzdeki sene 34'te 34 yaparız. Olmadı 17'de 17, o da olmadı kupayı alırız, bir sonraki senenin takımını yapıyoruz deriz, yetmezse stadı yıkıyoruz deriz, borçları falan hep karambole getiririz!

* Dünkü maça gitseydim eğer maç çıkışı Canım Ciğerim'e uğramadan eve dönmezdim!

* İsmail Köybaşı'nın oyunu zorlaştırma çabasına deli oluyorum. Olmayacak şekilde topu uzaklaştırmasına, çalım yapılmayacak yerde yapmasına ve hala bir türlü güçlü olamamasına sinir oluyorum. Basit, sakin ve kontrollü oynasa herşey çok güzel olacak esasında...

* Guti gidecek mi, gidecekse para kazandıracak mı, para kazandıracaksa Demirören'in çocuklarına ne kadarı kalacak? Bu soruların cevabını istiyorum!

* Gücüne güç katmaya geleceğiz, formanda ter olmaya geleceğiz. Beşiktaş seninle ölmeye geleceğiz, bu Cumaaaa...

9 Nisan 2011 Cumartesi

Kupa Üçlü, Otur Sıfır! Kozcu Beleştepe...



Skor 3-0...
Goller her gün gidecekleri yazılandan.
Asist Fernandes, o zaten gitti!
Guti çok kötü, Q7 büyüleyici.
Finale göz kırptık, Gençlerbirliği gelse bari...

Beleştepe'den yükselen ses futbolcuların kulağına dokunmuş mudur bilemem ama televizyon başında olan benim ve benim gibi güzel siyah beyaz sevdalıların yüreğine o ses kesinlikle dokundu. En sevdiğim boksör Mayk Taysın, Ertuğrul sana stad kaysın minvalinden hareketle Dolmabahçe'nin en fiyakalı dolma mekanı iki gün önce gece görevini fazlasıyla yerine getirdi, doldu taştı, stad oldu kaydı! Nostaljinin buram buram koktuğu Beleştepe eskiden sezon öncesindeki açılışların pas geçilmeyen tribünüdür. 200-300 kişinin stadda yapılan Mexico dalgalanmasına riayet ettiğini gören gözlerin parmakları yazıyor bu satırları. Daha ne olsun! Seyircisiz ve bizim için keyifsiz maçın en güzel figürü olmayı başardılar, taa ki Simao Sabrosa dümeni eline alana dek...

3-0 kazanılan bir maçın en iyi oyuncusu Rüştü ise... diye başlayan klasik spor ve skor yazarı klişelerine girişmeden, ilk yarıyı at çöpe, ne atak var ne pozisyon ne de mücadele, dalga dalga gelen Antep baklavalarına karşı ''Benim şekerim var, olmaz'' diyen Rüştü Reçber bile, Toramansal şartlar, Ernstsel hareketler ve Ziraat Bankası Portekiz Şubesi finalde... İbb maçında attı, Sivas maçında barajdan döndü, dün yine yazdı. Simao iyi oyuncu, orta yapar, çalım atar, fulelidir, asist yapar. Ama aklı sahada olursa. Vardır rahmetli babası ve karısı ile problemleri, olsun. Bu maçtaki gibi olsun, gözlerimiz kanat oyuncusu görsün. Simao Usta; büyük geçmiş olsun, Allah rahmet eylesin ve Allah senden razı olsun... Ricardo Quaresma denilen büyücü böyle istedi, böyle oldu. Kaç faul yapıldı ben saymadım, doktorlar bu sabah saymışlardır. Buna rağmen sol kanattaki El Yasa saçıyla başıyla uğraşmayacaktır bundan sonra, jübilesi yakındır. Nasıl bir adam geçmedir o ki, daha da önemlisi istemesi, yılmaması, Tolunay ve ekibinin vur emrine direnmesi ve karşılığında hiç gol ve hiç asist ile maçı tamamlayıp finali getiren adam olması. Ne güzel. Guti krediden yedi, Almeida'nın ters kafası krediyi arttırdı, Aurellio ne etlüye ne sütlüye, Necip her yerde, Hilbert çakılı, hakem Çakıcı, Tayfur yapıcı ve Beşiktaş iç açıcı...

Fazla söze gerek yok. Bu haftasonu sezonun 50. resmi maçına çıkacak takımın şampiyonluğa oynayan iki takımın toplamı kadar maç yapması, bize tribünde yıllar sonra çalım, orta ve estetiksel varyeteler göstermesi, stadın çoğu maçta dolması ve Necip'in kazanılması yeter de artar bile. Final Kayseri'de, gitmek farz oldu bir yerde...

6 Nisan 2011 Çarşamba

Seba, Çok İyi Televizyon... 1926 - ....



Elbette ben de gençlik hezeyanıyla sürüye uydum. Değişen duruma, anlayışa, futbola ve hayata ayak uyduramayan yaşlı adama oturduğum tribünden delikanlı cüretimle bağıradurdum. Hayatımın en mutlu anlarını büyük emek ve özveri vererek yaşatan başkanın ilk başarısızlığının acısını yine ondan çıkardım. Yabancı transfer yapamamasını, Avrupa'da bir türlü kazanamamamızı, teknik direktörlere bu denli bağlı kalmasını, kulübü çağ atlamamasını, camianın uğradığı her türlü haksızlığı efendilikle atlamasını hoş göremedim. Sanki her sene biz olacaktık şampiyon, sanki her sene namağlup tamamlayacaktık ligi! Olmadı tabi... Ahmet Dursun'u soktum araya, yeter artık dedim (yıllar sonra ne ilginçtir ki yine aynı tribünden yine aynı şekilde bir başkasına da yeter dedim) artık istifa dedim, belki küfür bile etmişimdir. 16 senede kazandığımız 25 tane kupa yetmezdi, çünkü artık yeterdi, bu yaşta bu değişen futbola çok bileydi. Gençlerin önünü açmalıydı. Fareli soyunma odalarından, kokan antrenman sahalarından, banka ve tefecilere borçlu camiadan pırıl pırıl bir Beşiktaş yaratan adam gitmeliydi. Ve bir gün gitti...

Demek bazı şeylerin değerini kaybedince anlıyormuş insanoğlu. 85 yıllık çınar devam etse başkanlığa bugün 27 senesi dolacaktı. Belki yine herkesin ikinci takımı Beşiktaş, Türk sporunun onursal başkanı olacaktı. Kulüpler birliğinin başındaki adamı dinleyeceğimize Süleyman Seba konuşacaktı, herkes susacaktı. Belki yine yıldızlar olmayacaktı, Avrupa'da başarı yine bu kulübe uğramayacaktı lakin Beşiktaşlılık duruşu anlamını kazanacaktı. Şimdiki başkanın ağzına yakışmayan ve sakil duran bu güzel ifade tekrar parıldayacaktı. Birilerine para yüzünden muhtaç olmayacaktık, çok zengin de olmayacaktık ama şuna eminim bundan kötü de olmayacaktık...

Kendi adıma kabul ederse özür dilemek isterim 12-13 sene öncesi için. Beşiktaşım'ın, biricik sevgilimin layık olduğu başkan profilini anlayamamışız o günler için. Bir-iki sükseli transferle gözümüz boyanmış, masaya yumruğunu vurdukça ondan sonra gelenler egomuz da tavana vurmuş bilememişiz. Şampiyonluğun önemi sahiden de yokmuş, o forma kaybederken daha bir güzelmiş. Şerefli ikincilikler, adaletsizliğe karşı hakemi de yenmek, ağlamamak, ele güne rezil olmamak, başkanımızla gurur duymak ne demekmiş, yaşarken bir insanın heykelinin neden dikildiğini yeni yeni anlıyoruz biz. Özür dileriz, özür dilerim başkanım. İyi ki doğmuşsun, iyi ki var olmuşsun, iyi ki başkanımız olmuşsun... Allah seni başımızdan eksik etmesin...

Kahramanbitlis ve Gaziantep Kupa Maçı Papaz...



Tayfur Havutçu, başkan, taraftar, yabancı futbolcular, medya, muhalefet ve hatta Beşiktaş için bu kahır sezonunun en mühim maçı Gaziantep kupa yarı final maçı. Ama ne hikmetse yine bir Beşiktaş talihsizlğiyle seyircisiz! Küfüre karşıyız, biz Beşiktaşlıyız tezahüratı mıh gibi zihnimde, en okkalı küfürü Halide Edip de, ama hakemlerin Adıvar dersen Sinekli Bakkal gibi müşterisiz kalırsın böyle! Kombinenin yandığına mı yanarsın (ikili yanma), sevdiğinin yanında olmadığına mı (ikili hasret) bilmiyorum. Senede 3-4 maç anlatan TRT spikerine ve kötü kamera tekniklerine mahkum olacağım, sadece ona üzülüyorum...

Rakip ikinci yarıdaki performansıyla Beşiktaş'ın yedi ile dokuzuncu sırada yer bulma devinimi sırasında lig üçüncülüğüne aday. Cenk Tosunpaşa, Popo'v, DanNY, KarcemarskasI Sağlam ve Kurt Adam Dolunay Kafkas ilk akla gelenler çekinme kontenjanından. İki canlı bomba (lejyon er - yabancı stop er) yok, yerine zaten sezon başından beri gizli stoper oynayan Mehmet (Mark O) Aurelio var İbrahim'in yanında. Kale Cenk'in, sağ bekin bu seferki devşirmesi ise Hilbert. Rıdvan yine pert! Simao'nun familyasal, İsmail'in bir türlü kudretlenememe, Hugo ve Bobo'nun istikrar sorunları devam etmekte. Güzel kırışan iki insan Ernst ve Guti ile güzel gelişen insan Necip'in performansları merak ediledursun, Ricardo Quaresma'nın iki maçtır büyücü rolüne soyunması tek umut ışığı. Tayfur Havutçu'nun (Havut: Deve Semeri) rakibin oyununu bozacak, ikinci maça avantaj sağlayacak skoru koruyacak, Kayseri maçının ikinci yarısındaki gibi rakibi sürklase edecek ve kendi diksiyonunu değiştirecek birşeyler bulması gerekiyor. Şans da yardım edecek, babaannemin bıyıkları olacak, direkler geçit verecek, Beşiktaş yenecek. Ha olmadı mı? Bardağın boş tarafı; seneye santra yuvarlağında dalgalanacak olan alengirli bayrağı görmeyiz. Dolu tarafı ise; dinlene dinlene rahat rahat lige konsantre olup meyve suyu kıvamında şampiyon oluruz! Ancak bir borcu var gibime geliyor sanki ismi ve kariyeri fiyakalı abilerimizin bizlere, hakettik sanki gibime geliyor seneye hafta içi seyredebileceğimiz bir-iki maç, ha gayret be... Neyse...

Doğukan, Atınç, Muhammed, Necip, İsmail, Rıdvan, Cumali... Hepsi aynı anda olmaz da, sıkıştır ara sıra bunları kadroya Tayfur Hoca. Kalmış 7 hafta, bunlar da 7 cüce genç, 14 kollu devler, onlar gider ormana hey ormana hey ormanaa....

Not: Bu fotoğrafta George Harrison 14, John Lennon 16 ve Paul McCartney 15 yaşında. Sene 1957...

6 Şubat 2011 Pazar

Kısa Kısa...


Aleksandr Amisulashvili yetmedi sanki de şimdi de Nordin Amrabat… Tövbe tövbe…

Trabzonspor şampiyon olacaksa 61. Yılında olsun!

Stad yıkılıyor bu sene diyorlar ya hangi sene yıkılmadı ki bunca sene? Hatırlayan bilir; 100. sene şampiyonluk maçında tuvalete gidememiştik 5 saat. Bir sezon açılışı vardı sanırım içeride 50 bin kişi vardı. Allahın sıcağında vıcık vıcık tıkış tıkış, kapalı üstten hatta polis atmışlardı. Bugüne kadar yıkılmadıysa kolay kolay yıkılmaz…

Forza Beşiktaş’a yazı yazdım geçen gün iki sene sonra ilk defa. O zamanki yazmama sebebim çoluk çocuk muhabbetiydi, baktım hala aynı çocuklar duruyor, büyüyememişler!

Önce Buca sonra Trabzon ardından İBB sonra Gaziantep Belediye ve Karabük. 15 günde bu 5 maça giden herkese Allah bol para nasip etsin bundan sonra inşallah…

Geçen hafta sonu o soğukta, o uzaklıkta ve o trafikte, 25 lira verip stadı dolduran 30 bin küsür kişiyi görünce ilk defa Beşiktaş taraftarına inancım oluştu. Şampiyonluğa giderken son 7 hafta kala daha güzel havada gelmeyen, gelenleri de birbiriyle kavga eden bir taraftar bütünlüğü gitti, yerine içimde umut yeşerten güzel Beşiktaşlılar geldi. Bu sebeple 40 bin kişi az bir stad için. Eyvallah kriterlere uymasın, Şampiyonlar Ligi maçı oynanmasın, ülkemizin düzenlediği bir şampiyonada mekan olarak kullanılmasın da… Yine de az 40 bin kişi… Bu arada şu fotoğrafın güzelliğine bak arkadaş….

Beşiktaş, Trabzonspor karşılaşmasının ilk 30 dakikasındaki oyununu, baskısını, presini, hücum girişimlerini her maç bana belli aralıklarla göstersin; isterse şampiyonluk gelmesin, bu çocuk kupa görmesin, derbiler zaferle bitmesin… Bak hala tüylerim diken diken o dakikaları hatırladıkça…

Gri formalardan alıyordum geçen ay, kısmet olmadı. Ardından arkadaş doğum günü hediyesi almış pek bir makbule geçti. Ancak benim yaşım ve Simao’nun forma numarası aynı olunca ve arkasında sadece numara yazıp Simao’nun adı yazmayınca bir o kadar da garip oldu!

Fenerbahçe- Trabzon maçında ‘’G.tün mü kalktı, g.tün mü kalktı, lider olunca g.tün mü kalktı’’ tezahüratlarını duyduğum anda anlarım bizim tribünün farkını. Yok Dale uluslararası çalıntıymış, yok Gücüne ilk önce onlar güç katmış, yok onlar çalmazmış kontra yaparlarmış… Aslında farkındalar da söylemesi güç geliyor. İnsanın kendini bile bile kandırmasına şahit olmak inanılmaz zevkli, yetmez daha ha gayret Fenerli… Ha buna karşılık gurur duyacakları şeyler de yok değil tribünlerine dair; Takımlarının başarısıyla paralel basketbola verdikleri önem, hala en güzel deplasman taraftarı olmaları ve az da olsa başkanlarının yaratmak istediği profile karşı çıkmaları… gibi…

‘’Gol oldu bağır, top rakibe geçti ıslıkla, arada çek üçlü, santrayla omuz omuza’’… Devlet yaptığını kafasına kakmakla kalmayıp Galatasaray’a, bir de maç arasında anonsla heyecana ortak olsa ya!

3 kulvarda devam eden tek takım, 3 kulvarı da aynı kadroyla oynamasın!

Gökbilimcilerin gözü kulağı Dolmabahçe’de. Yıldızlar da kayar durmaz yerindeeee…

Olimpiyat veya bizdeki adıyla Zulümpiyat Stadı yine göstermedi bize galibiyeti. Ben bir tek Kasımpaşa maçını hatırlıyorum Rico Paşa’nın golüyle zar zor kazanmıştık. O maçtan sonra da yan bağlarımdan ameliyat olmuştum. Tarih 18 Ağustos 2007, bugün 2 Şubat 2011. Ne uğursuz mekansın sen yaa….

Pascal Nouma geçen maç Kapalı üstte locadaydı. Simsiyah giyinmiş gelmiş. Kalktı ayağa taraftarı selamladı, tezahürata eşlik etti ve oturdu. Sonra arkadaşım girdi maça, geldi yanıma. Bak dedim yukarı Pascal. Nerede dedi? Bayağı bir aradık gözlerimizle en sonunda gördük. Haddinden siyah Pascal!

Önümüzdeki sene olmayacaksa İnönü, benim şahsi fikrim; Kasımpaşa Atatürk Arena 4 Eylül Alsancak Mardan Kompleksi, Olimpiyat 19 Mayıs Kadir Has Avni Aker Stadı’dır!

Tek ön liberolu siteme alışmışız ya, illa ki istiyoruz Mehmet’in yanına Ernst’i! Sanki günümüz futboluna birebir ayak uydurmak zorundaymışız gibi. Adamlar uzay futbolu oynuyorlar İspanya’da, günümüzü gecemizi şaşırtmışlar biz hala çift ön libero da çift ön libero! Guti biraz geride kaldığı için topu iyi kullanıyor, önde defansın arasında kaybolmuyor, ileride daha çok adam gol arıyor, çift santrfor ile hücum gücü zenginleşiyor. Peki bunlardan kim bahsediyor? Futbolu gerçekten seven, göze hoş gelen oyuna gönülden bağlı birkaç kişi dışında kimse. Önemli değil gül yüzlü Hatice, varsa yoksa netice…

Federasyonun teknik direktörler için çıkardığı akreditasyon kartını takmayan bir teknik adama sarf edilen bu cümlenin sahibi, sanki kendini anlatmış gibime geldi: Link: ‘’Schuster’de ya çok derin bir aşağılık kompleksinin dışavurumu ya da inanılmaz bir narsist egonun kölesi olma durumu söz konusu… Çok delikanlısın ya; hadi bundan sonraki ilk maça da akreditasyon kartı olmadan çıksana!

Fenerbahçe’nin şu kendi kendini gaza getirmesine bayılıyorum. Sonu geçen seneye benzemez inşallah ama bu ne ya? Kocaman umutlar varmış da yüreğini ortaya koymalıymış da… Çok komik değil mi gerçekten?

Gözümün önünde girdi o top içeri, geçti çizgiden, oldu 2-1. Ama 2 sene öönceki şampiyonluk maçının eyyamcı hakemi Kamil A..noğlu vermedi... Gecenin içine etti...

‘’Buraya stad yapanın a.q!’’ 40 kere söylersen olurmuş derler ama ben bu lafı yaklaşık 40 bin kere duydum…

Stad önü seyyar köftecilerinden içine çekilen koku ile çikolatanın etkileri benim nazarımda aynıdır… Forza Endorfin!

Artık daha sık yazmalıyım...

21 Ocak 2011 Cuma

Sensiz Geçen Günlerin...


Nasıl aşık olduğumu bir çözemedim
Gözlerimden gitmiyor o tatlı gözlerin
Bir yıl olsun üç yıl olsun yine beklerim
Sensiz geçen günlerin ben a.ına koyim...

Seni özlemle bekliyor yaralı kalbim
Sesini duyunca olur dünyalar benim
Ne yaptıysam ne ettiysem vazgeçemedim
Sensiz geçen günlerin ben a.ına koyim...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Beşiktaş Kadrosu Üzerine Konuşalım mı Biraz?



KALE
Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, balığım ben baştan kokayım; Elimizdeki eldivenin üç adet alternatifi var ise benim nazarımda tek sahibi Gönenler’in Cenk’i! Leyla’yı geçme faslındaki Rüştü’ye saygım büyük fakat ilk hatalı çıkışını 1982 yılında yapan arkadaşa 6 Kasım 2007’den beri bozuğum. Çel’ebi Mehmet gibi çeldikçe yedik golleri leblebi gibi. Çelebi Mehmet Osmanlı tarihinde ölümü gizlenen ilk padişahtır, birisi söylesin Arıkanlar’dan Hakan’a sanırım o gün öldü ve hala haberi yok. Rüştü arama aktarma yapsın telefondan tecrübelerini önümüzdeki yaz bir de Sinan Bolat transferi ile 10 sene kale emin ellerde! (Emin Eller: Türkiye’nin gizli zenginlerindendir. Spor sayfalarında her transfer zamanı ismi geçer. Henüz kendisi ile kimse tanışmış olmamakla birlikte her kaleci bir kez öznesi Emin Eller olan bir cümle sarfetmiştir)…

Cenk Gönen

SAVUNMA
Sol bekin treni, Emek sinemasının yer göstericisi, orta yapsa Real’de oynar mıydı joysticki ve söyle ne içtin sorusunun karşılığı sevgili deli. İsmail Köybaşı He-Man pazularına ulaşıp güçlenene kadar bırakmaz sol beki Üzülmezler’in İbrahim’i! Jübile yapmaz hatta jü bile yapmaz daha, dar gelir ona saha, mevkisinde bu yaşında dedirtecek yine bizlere tribünde ohaaa! Sağ bek ise sürüncemede, Hilbert’in yüreğine sağlık 3 evet ile finalde! Lakin ikinci yarı takılır el’in kontenjan meselesine. Dağ gibi Ekrem tepe üstü düştüğünden beri yok, o mevkinin bana göre en değerli ismi, geldiğinde dost belleyip ''Arkadaşım şek arkadaşım şek Rıdvan Şimşek'' dediğimiz yavrucak Antalya kampa bile götürülmedi. Toraman sadece kale önünde düşünülüyor ve Erhan’a Güvenmek mi haşa deyince, ne kaldı geriye? Dön baba dönelim Ekrem, MFÖ’den gelsin Mecburen! Ama Portekiz kafilesinden birileri sakatlanır ki Allah korusun Hilbert kapar formayı, göze girer Şeytan olmayan Rıdvan alır bırakmaz, ikisi dışında diğerleri kulübede Sam Amca ile birlikte takılırlar.

Bekleri hallettik böylece, bekleri’m stoperleri haliyle. Gülüm benim ilk stop erim sonra Toraman çocuk gelir. Tomas Sivok kendi kafasına göre değil de yabancı sınırına takılır maalesef, yedek kalır. Artık bu takımda IQ seviyesi çok adam var ve bunlardan biri de Çek Cumhuriyeti vatandaşı. Özledik kendisini dönsün sahalara göstersin seviyesini. Matteo Ferrari’yi getiren Ogan Tarhan’ın menejerlik şirketi, Ogan Tarhan’ın çok yakın bir arkadaşı bu çocuğun çok sevdiği bir abisi. Duyduklarım arabada beş evde onbeş misali. Geceleri kapı görmekten forma göremez, sağlam oturttururmuş sakat kaldırırmış hiç fark etmez! Akaretler’de görsem bir kez güzel hakaretler edeceğim ama, değmez. Dayımdan çok severdim ilk geldiğinde hatta bu gözlerin gördüğü en iyi yabancı savunma bakanı demiştim de düşündüğümde. Bir geçen seneye bak, bir bu seneye. Artık Garanti Bankası parası verilmesin sözleşmelerde, alsa da oynuyor oynamasa da alıyor. İnadına yanındayız Yespica hatta arkandayız destek amacıyla! Ferrari gider, gitsin ve gitmeli. Hali hazırda giden var ona da hayırlı olsun demeli; Zapo gitti! Sevindim mi bilmiyorum ama neden geldi onu biliyorum. Sinan Engin ile Udinese’nin açık seçik özne olduğu cümleler bir türlü açıklanamayan bonservisler. 10 kağıt veriyorsun almak için, 1 lira bile etmeden çıkarıyorsun elden ne için? Uzun bir süre Türk savunma oyuncuları göreceğimizden eyvallah diyorum sarı saçlı bu arkadaşa. Ama o gole o kadar sevinmeyecektin be usta…

İbrahim Üzülmez – Ekrem Dağ – Ersan Gülüm – İbrahim Torman

ORTA SAHA
En fazla alternatifin olduğu bölüm bu bölge, gümrükteki freezone gibi herkes burada. Ama kanatlar belli, We are from Portugal! Sağda ya da solda Simao Sabrosa ve aynı şekilde sağda veya solda Ricardo Quaresma. Sakatlık, ceza, kaza ve bela olmazsa ilk defa kanatlar full dripling, çalım, orta, trivela ve entrika. Kartal kanatsız olmaz ama maşallah bu kadarı da olmaz! Forvet arkası Guti; artık top almasın defanstan bari. Oyun kuruyor, yaratıyor, alıyor veriyor, arayı görüyor, uzun pas atıyor ancak topu geriden alınca bu iş olmuyor. Forvet arkası Guti, very Guti! Belki bir Hagi, Alex, Maradona değil ama Real Madridli Guti işte. Biraz daha öne biraz daha ileriye. Çünkü artık Manuel Fernandes var bırak o kursun oyunu, Fabian Ernst var hemen gerinde senle buluştursun topu. Toraman’dan alınca pası gözlerimin pası silinmiyor anla bunu. Rodrigo Tabata kiralanır veya satılır, Fink Fenerbahçe’ye attığı o muhteşem füze ile hatırlanır, Necip Uysal ile Mehmet Aurelio yedek kalır. Bok değil Kaka denilen Onur Bayramoğlu’yu seviyorum yaşıtları gibi yaşlı olmadıklarından ötürü. Atlatsın sakatlığını girsin ikinci devrelerde oynasın futbolunu. Yetenektir, gençtir, düzgün fiziklidir atlanmaması gereken pırıl pırıl bir filizdir. Ancak üçüncü köprü gibi geriye yaslanan üçüncü stoper Mehmet Aurelio’yu oynatıp genç Necip neden oynatmaz veya bir Portekizli’yi daha o bölgeye neden alır bilmiyorum. Ben olsam Necip yerinde alınırdım, gücenirdim. Schuster geleceğe set çekmesin bu çocuğa forma versin. Kanatlara alternatif olarak Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci ve karşısındakinin içinden geçmeye çalışan Holosko bir süre bekleyecek, Ali Kuçik 40 fırın paritesine göre bayağı bir pişecek. Forma giymeleri için forma girmeleri gerek…

Simao Sabrosa – Ricardo Quaresma – Manuel Fernandes – Fabian Ernst – Guti Hernandez

FORVET
Esami listesinde ilk yazılacak isim Hugo Almeida, ikincisi Bobo. Fatih Tekke gider, Mert Nobre kulübede bekler ve diğerleri de sakatlık veya cezalarda forma giyer. Uzaktan şutlarını ve uzun boyunun avantajını uzun uzun kullanabilirse Hugo bu oyunu kazanırız Tolga Abi! Ama Bobo’ya da çok ihtiyacımız olduğu kesin. Küsmesin, mızmızlık etmesin ve bu taraftarın onu çok sevdiğini kalbinin bir köşesine el yazısı ile yazıldığını bilsin. Yetenek fakiri Mert Nobre ve fuck you Fatih Tekke için ise söylenecek pek fazla bir şey yok. Futbol işte bu, fena halde hayata benzer ve hayat bazen acımasızdır…

Hugo Almeida

Sistem 4-5-1. Kanatların abartmasıyla 4-3-3 ve 4-2-4 de olabilir. Hatta dahi anlamındaki Guti ‘ön’ plana çıkarsa ne hoş, bu kadar yıldızla hala pozisyon yaratamazsak Schuster’in işi yaş! Bana göre Sivok ve Bobo ezberi bozamazlar ancak zorlandığımız anlarda maç içinde fark yaratırlar. Nihat Kahveci’den ümitli olmak İspanya La Liga’da bir Türk oyuncunun gol kralı olması gibi zor ihtimal. El bombası kadrosudur bu kadro medya için, şu an pusudalar. Önce Ahmet Çakar dalar sonra diğerleri zıplar. Arkasında durmak lazım takımın 17 maç. 51 puan hayaldir ama hayali bile güzeldir. Üç derbi ile Kayseri İnönü’de, zorlarsa Bursa zorlar gerisi yalan zorlar! Trabzon’un büyük maçları hep deplasman, bir umuttur insanı yaşatan. Neden olmasın cümlesini kurarken bile inanmıyorum Selçuk İnan kadar. Bu sebeple bu yıl olmasa bile önümüzdeki senelere bakalım derim, araya sıkıştırırsak Avrupa’yı ne güzel olur ama olmasa da canımız sağ olur. Nasıl olsa dileklerimiz kabul olacak bu sene, zira ne kadar çok insan görecek ve dilek tutacak yıldızlar kayarken Dolmabahçe’de…

4 Ocak 2011 Salı

İki Kazım da Galatasaray'da!!!



Önce Gökhan Zan'netmişlerdi, olmadı. Sonra Serdar Özka(y)na(k) döndüler, zaten olmazdı. Barış Özbek, Ayhan Akman, Cana ve Sabri Sarıoğlu'ndan beklenen yaratıcı özellikler sebebiyle yaradan çarpar adamı, çarpıldılar! Eski Beşiktaş oldu şimdi Galatasaray. Ne kadar elden ayaktan düşmüş yetenek (!) varsa Galatasaray'da. Selçuk Şahin'i de ikna ederlerse bu iş tamam! Nerede Florya'nın o meşhur suyu, nerede o Haldun Üstünel ile kız isteme durumu? Allah sarı kırmızıya gönül vermiş arkadaşlarıma sabır versin demekten başka birşey demek gelmiyor içimden. Forza Adnans diyorum ve çekilyorum. Son lafı söyleme manyağı: ''Bir Kazım'dan daha kötüsü iki Kazım'dır.'' Ve Kazım Kazım Galatasaray'a hayırlara vesile olsun!!!

Muhammed Demirci...



Zamanında Halim, Cemre, Küçük Metinler idi beklemek yükleminin hasretle çekimi, hiç ümidim bitmedi because of the özkaynak düzeni! Serpil Hamdi Tüzün babama söylemişti yanımda; ''Bak şu çocuk geleceğin bir numaralı yıldızı olacak''. Sergen diyorlardı ona, süper yetenek diye, gördük değdi demiştik beklediğimize. Yasin Sülün bile bir sıfır önde başladı bu yürekte. Nihat'a henüz doyamadan gitti. Televizyonda gördük kendisini. Fevzi'nin pişmesi, İbrahim Akın'ın Burak Yılmaz'ın ağlarla buluşması hep bir beklenti, Batuhan olamadı ne yazıkki! Orhan Gülle, Necip, Umut, Ali Küçik ve diğerleri...

Şimdi 2006'daki o görüntülerden beri kalbimin köşesinde küçücük bir çocuk duruyor; Muhammed Demirci... . Geçen sene bir Fantezi Futbol sitesinde dayanamayıp yazmıştım, yine yazıyorum. Ama bu sefer sadece bir tarih;

''Bugün 4 Ocak 2011. Yukarıdaki fotoğraf Muhammed'in doğumgünü olan 3 Ocak 2011'de çekildi. Belki yıllar sonra hoş bir gülümseme ile anacağım fotoğrafa ve yazıya bakıyorsunuz. Ben bekleyeceğim. Diğerlerini nasıl beklediysem, nasıl ki A takımda oynamalarını istediysem yine bekleyeceğim, yine isteyeceğim... Ve zamanında yazmıştım diyeceğim... Utandırma beni küçük adam, şansın yaver gitsin inşallah...''

3 Ocak 2011 Pazartesi

5'e Bassam Zıplar Mısın Hugo, Almeida?



Geçen akşam beyaz camla bakışıyoruz öylesine. Erk sembölüm, evimin kumandanı elimde basıyorum tuşlarına. Rastlaşıyoruz başkanla. Sırça bıyık değil vuracağım kırbacı beline beline olanı. Konuşuyor, konuşuyor ve konuşuyor... Soluksuz izlemeye start veriyorum toparlanıp, suratımda anlamsız bir sırıtış, hayra alamet değil bu bakış. Bayağı bayağı içimi bir umut kaplıyor. Gol gol üstüne yağıyor, İnönü'ye İnönü'ye giden yüreğim ilk maçı düşünüyor. Umut sen ne güzel şeysin ve Beşiktaş sen ne biçim birşeysin! Günahım kadar sevmeyecek adamların ağzının içine baktırıyorsun. Hala güvenemediğim ve bir türlü önüne güzel sıfatlarımı bezeyemediğim adamın bir sonraki kelimesini bekliyorum sabırsızlıkla. İnanmak istiyorum baharın geleceğine, çiçeklerimin siyah beyaz açacağına, televizyondan izlemek zorunda kalacağım vizesi bol ülkelerde final göreceğime. Bir şey dürtüyor, aklımı kurcalıyor. Zira Beşiktaş'ın olduğu her yerde bir acaba vardır ve bu gözler şahit olmuştur tam oldu derken bir türlü olamama hallerine. Umut bu işte adı üstünde, Beşiktaş ile aynı cümlede geçince daha bir anlamlanıyor. Gel Trabzon maçı geeeeelll...

Hugo Almeida ismini ilk duyduğumda yukarıdaki başlık çıktı ağzımdan. Karşınızda Hugo Almeida ve göt olsun hala sorgulayan medya! Henüz 26 yaşında olup da Bundesliga'nın en iyi santroforlarından birini getirmek yürek ister. Belki çok sağlam değil ama olsun. Hatta ister fan fini fon fondan olsun ister Jane Fonda olsun. İyi transfer eyvallah. Sabrosalar'dan Simao ise kanatlarımıza Haydar tadı getirecek gibime geliyor. Kartal kanatsız olur mu cümlesi yitirsin artık anlamını, unutulsun gitsin diyaloglardan. Fernandes'i tanımıyorum bizim mahalleden değil. Potansiyeli olup, elletip göstermeyenlerden. Göstersin! Bu sene olmasa önümüzdeki sene olsun. Yetmez mi bir sonraki sene olsun. İhtiyacım var gole, güzel oyuna, ara pasına, çalıma, trivelaya ve bilimum varyeteli estetik kaygılara. İhtiyacım var (zamanında Milli Takımlar teknik direktörü Sepp Pipntek'in seyrettiği bir Beşiktaş maçı sonrası yaptığı açıklamada olduğu gibi ''Beşiktaş sanki sihirli bir takım. İstediği şeyleri yapabiliyor ve bu rakip kim olursa olsun farketmiyor'') gururumun okşanmasına. Bu da mı gol değillere inat bol ağlamak istiyorumlar olsun. Çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama çok pis gaza geldim, hayırlara vesile olsun...

Not: Yıkanırken dedim ki geçen gün içimden; dökülsün Niyaziler, dökülsün Yasinler, Ali Tandoğanlar, Ali Erenler, Çağdaşlar, Ademler üzerimden... N'oluyor lan! 

29 Kasım 2010 Pazartesi

Tiger Woods Beşiktaş'ta...


Yıldırım Demirören, kariyerinin sonuna gelmiş dünya çapındaki yıldızları Beşiktaş Kulübü çatısı altında toplamaya karar verdiğinden bu yana, Ricardo Quaresma, Guti Hernandez ve Allen Iverson’u siyah beyaz renklere bağladı. Golf sporuna gönülden bağlı olduğu herkes tarafından bilinen ve boş zamanlarını Kemer’de golf oynayarak geçiren Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, futbol ve basketbol şubelerinde yaptığı bu spektaküler hareketlerini bu kez de golf sporunda uygulamaya karar verdi. Taraftarının kendisine bakışını ve tepkisini bir anda değiştiren fiyakalı başkan David Beckham hamlesinden sonra şimdi de yine dünyaca ünlü bir başka spor yıldızına sıra geldi dedi. Galatasaray maçının zafer sarhoşluğuyla evinin bir bölümüne yaptırdığı mini golf sahasında golf oynarken kurmaylarını arayıp emrini verdi: ''Tiger Woods’u bir araştırın!''

Dünya medyasının da bir anda ilgi odağı haline gelen siyah beyazlı kulüpte şimdi herkes ünlü golfçünün ne cevap vereceğini merak ediyor. Volkswagen firması sponsorluğunda bu transferi gerçekleştirmesi beklenen Demirören’in, Tiger Woods’un altına son model bir Golf araba çekeceği kulağımıza gelen bilgiler arasında…

Tiger Woods Kimdir:
- Kimse kim ulan!

28 Kasım 2010 Pazar

Guti Guti Pençe...


Guti 1 gol 1 asist, Q7 4 hafta yok, Cenk 4 kurtarış, Iverson 14 sayı, Alen 3 kurşun, maç 1-2, Beşiktaş'ın liderle puan farkı 9. Nasıl bir camiadır ki bu nereden tutsan elinde kalıyor ve nasıl oluyor da bir şekilde galibiyet geliyor? Herşey güzel derken gelen son dakika golü; 20 sene sonra onkolog doktorun Beşiktaşlı mısın sorusuna verilecek mahçup bir evet cevabıdır! Kahır bu takımı tutuyor belli ki. Mehmet Batdal'ı alıp Pino'yu kendi mevkisine çeken Hagi'ye çiçek yolladım. Orta sahayı hatta Lois Saha'yı bize teslim etti, bayrağı çekti. Deplasmanda penaltı verebilen hakemleri seviyorum, Cüneyt Çakır eyyamı düdük yapmıştı, öttürüyordu. Şimdi normale döndü, dönünce devran dönüyor Beşiktaş 8 sene sonra Ali Sami Yen'i yıkıyor. Holosko yine bildiğiniz gibi, sanıyor ki rakibinin içinden geçecek. Rakibinin içinden geçiyor; ''Holosko yine saçmalayacak, bir çeşit kahvaltılık ürün gibi: Top ezme! Nobre'ye gelince top kaleden uzakta, karakola götüresim geliyor ikisini de. ''Komiser bey bu Nobre bu da top, ilişkileri çok ters.'' Barış Özbek'ten başlayıp Sabri'ye kadar 5-6 adam sayarım size İstanbul'un aylık odun ihtiyacını karşılayacak. Galatasaraylı arkadaşlara üzülüyorum Ali Erenler'i Niyaziler'i Adem Dursunlar'ı o güzel forma üstünde canlı izleyen biri olarak. Ali Turan'dan sağ bek olursa Erhan Güven'den sol açık olur! Pozisyonsuz Beşiktaş'ın kendi sahasına kapanması ile Schuter'in oyun sistemi arasında 7 farkı bulun, zaman makinesi ile 1960'a yollayalım sizi. Geçen hafta dediğini yapmayacaksın, yapacaksan demeyeceksin. Deneyeceksin Montaigne gibi, antipatikliği seçmeyeceksin. Haftaya bakalım Bursaspor'un olası bir puan kazanması halinde Şampiyonlar Ligi'nde yediği jeneriklik gollerinden bahsedecek mi? Biz galibiyete sevinelim tedbiri elden bırakmayalım, Beşiktaş kötü, çok kötü. Mücadele very Guti! O kadar, gerisi Batı Yakası Hikayesi! Cenk'i seviyorum kaleci olanını, Neill'i takdir ediyorum Armstrong olmayananı, Ersan'ı uyarıyorum Dadaşlar'a bile küfür ettim ulan! Adnan Polat''Tek rakibimiz artık Kasımpaşa'' desin, taraftarı Bank Asya'dan hesap açsın, biz ise Fernandez'in Beşiktaş Rehabilitasyon Merkezi'nde iyi oynmasını umut edelim. Kaldı 3 maç, 9 puan bu takımı ikinci yarıya özgüvenli taşır. Olası puan kayıpları kan ağlatır, seneye kalır ümitler. Üzerimde forma koyacağım başımı yastığa, uzun zaman sonra güzel bitti bu haftasonu be yaa...

9 Eylül 2010 Perşembe

BAYRAM'ınız Mübarek Olsun...


BEŞİKTAŞ'ın şampiyonluğu kadar güzel günleriniz, Galatasaray'ın borcu kadar paranız, Fenerbahçe'nin Türkiye kupası kadar az derdiniz olsun... Bayramınız 1903 kere kutlu olsun...

7 Eylül 2010 Salı

Oğlan Şüpheler


Fatih Tekke ve Zaviyeler kapatılalı çok oldu, arkadan vurmazdı Türkler. Değişmeyen tek şey değişimse açılmıyor g.te giren şemsiye! Tüp takıtırılan Ferrari misali tekliyor anılarımız, geceden girdiğimiz kuyruklar yıldız olmuş Halley yiyoruz bayram harçlıklarımızla. İpod çıktı futbolcu aşkı bozuldu, tek aşk renktaş! Tribün bağırır yönetim alır, yönetim aksırır tribün kusar. Hani hiç bir şeye şaşırmayacaksın derler ya alacağız Emre Belözoğlu'nu biraz daha yaşlanınca elden ayaktan düşünce, çağırılır Kapalıya basılır bağıra, bağrılır ona, arkamı dönüp gidemem üstündeki tekstil ürününe anlam yüklemişim bile...

Benim Beşiktaş'ım bu, biraz İbrahim Üzülmez çokça İlhan Mansız. Popüler kültürden imtinadan hallice Pascal çok ön plana çıktı be! Geçiyorsa klübün önüne sokacaksın elini önüne, tombalayı bilmem ama şampiyonluk değil benimkisi, para pul, yıldız, tanrı değil. Biraz Recep Çetin çokça Metin Tekin işte. Döndü nevrimiz Rıza'nın son muz ortası öncesi, o son kafaya çıkmayacaktı Ali, ver Feyyaz'a, gitsin karşıya, yüreğimiz de elinde içelim Beşiktaşlılığa...

Eskiye özlem mi olur lan? Sevinmiyor musun Guti Hazretlerinin asisti ile Q7 marka otobanın solo peçetesini? Ulan çıplak oynasalar neyse, üstündekine anlam yüklemişim bile, Mehmet bile Aurellio olsa da o köy bizim köyümüzdür formadan içerü. Ateş ettiler bize Fatih kanalıyla, boşa bağırılan soğuk günlerde br Trabzon maçı öncesinde. Beşiktaş'a kurşun sıksa da ölüm unutmaki Beşiktaş'a kurşun işlemez gülüm diyen Nazım ve modern şaklaban Kazım Kazım'ın ülkesi burası. Herşey olur. Herkes ölür, biz ölmedik kalbimizde yaşıyoruz! Romantikliğin g.tüne koyayım, banane lan okumayın...

Borç açıklasın Yıldırım gibi kalbimize Demirörenler, batak oynayalım ihaleli 2.ligde. Bakmayın iyidir oralar gözden uzak gönlün tam ortasında, şampiyon olup Şampiyonlar Ligi'ne de gitmeyelim. 2012 kriterleri Kopenhag'tan bile kötü, ya peki sesmi duyan var mı kaybediyoruz g.tü! Hemşerim memleket nireli;Plan, program, bütçe, ileriye dönük adımlar Keçeli - Umut, güven, mutluluk bu sıralar Adalı! Yaşasın Dürenler herşey yolunda afiyetteyiz, sonunu düşünen Kahramanmaraşlı hayırlar olur inşallah bizler beklemedeyiz...Ve inadına hepimiz Necip'iz...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Uzak Kalmışım Kendime...

-Neyleyim U2'yu sevmişim t2'yi!

-Ev mi düzüyorum ev mi beni düzüyor anlamıyorum. Evlenmesin lan kimse!

-Bilgisayarı açıp da blogları gezmeyeli ve birşeyler yazmayalı amma çok olmuş...

-Bu sene ilk defa formamın arkasına T2 yazdırdım. T üstte 2 altta. Bir maç çıkışı salağın biri gelip''Abi sen tiki misin?''dedi. Te iki hesabı! ''Yok canım kardeşim başka anlamı vardır, ne tikisi mikisi'' dedim. Anlamadı herhaldeki 3-4 dakika sonra arkamdan''Tut tikiiii''diye bağırdı. Tövbe tövbe deyip yoluma devam ettim...

-Kombine 13 bine yaklaşmış ve bitmiş. Herhalde herkes Messi'yi bekliyordu 20 bine yaklaşması için. Forma satışından hiç bahsetmiyorum; Eski Açık'ın önündeki seyyarlar sağolsun...

-Ikea'da Beşiktaş forması giyen birilerini görmek çok hoş...

-Uzaklaşmak bloglardan şöyle bir hissi tarif ediyor bu bünyede;herşey yolunda daima birşeyler eksik, ne işim var benim bu sofrada zaman olsa da gitsem yazsam sendromu ve evlenince her gün yazacağım aq...

-Fenerbahçe ile Galatasaray da güzel kadrolar kurdular bence...

-Basketbolu sevdirecek herşey var bu aralar ama zaman yok.

-Yüreği olan Çırağan'ın karşısındaki Yahya Efendi Camisi'ne gitsin sahur, gece veya sabaha karşı saatlerinde. Hatta caminin tuvaletine gitsin de izlenimlerini yazsın bana. Şaka gibi maneviyat ama manzara olağanüstü!

-Evet mi Hayır mı bilmiyorum ama neden olmasın!

-Bozcaada-Habbeli-Mitos Plajı. Gidin...

-Leman, Penguen ve Uykusuz'larımı satıyorum. 16 senelik arşiv isteyeeeen?

-Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu'nu kapatsan bir odaya, polemik yaratamamaktan dolayı buharlaşıp biterler...

-Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu gördüm, Cemil İpekçi'yi gördüğüm gün!

-Cihangir'den taşınmak mı zor, Cihangir'i özlemek mi?

-Fantezi Futbol oynamak isteyen parmak kaldırsın, fütursuzca www.fantezifutbolturkiye.com'u tıklasın...

-Şemsiyelerinizi hazırlayın, Pazar günü hava refeRANDOM olacakmış...

-Deliye hergün bayramsa 2 gün sonra İslam aleminden korkun!

-Rıdvan Dilmen ne zaman arkasına yaslanacak acaba?

-İphone4 çıksın artık...

-Adnan Polat''tek rakibimiz THY''yi unuttu anlaşılan...

-Hrant Dink yaşasaydı Gus Hid Dink ile gurur duyardı!

-Ramazan ayında sokakta sigara içen insanları dövenler ile Ponpon kızları yasaklayan zihniyetin farkı yok...

-Söylemesi ayıp;bir tablo aldım hayatımda ilk defa yatak odama...

-Ben İstanbulluyum,hanım Çanakkaleli.Yarısıdır 17, 34'nin. Aynı benim kalbim gibi...

-''Engin Altan Düzyatan''derken buldum kendimi geçen sabah!

-Hava soğudu, hasret sıcak. Gel Cumartesi gel herşey çok güzel olacak...

20 Ağustos 2010 Cuma

Beşiktaş'ı Seviyorum Yine Gelecek Ben ...

Keyifin adresi İnönü Stadı , moda Beşiktaş şişli kadıköy !
Hani bize az manşet ayırıyorsun basın bunu da yazın
Diyorduk ya !
Bu yazın bizi yazıyorlar yaza yaza bitmiyor kalem ...
Malzeme bol , Yıldırım Demirören bile suskun .
Sadece bozuk zemin üzerindeki çocuklar oynuyor .
Biz seyrediyoruz .
Keyifli keyifli .
Daleli malelli , rakibi alkışlamaktan fair play'im kalktı !
Eve dönerken finüküler bile uzun geliyor .
Bir sonraki maçı iple çekiyorum .
Adam bir çalım atıyor , peki Sergen neydi diyorum ?
Herif bir ara pası çakıyor Şifo Şifo gülümsüyorum .
Ernst bile o sınırlı yeteneğiyle slalomla süzülüyor içeri .
Benim zevk oluyor 4x4=16 !
Sanki sihirli değnek vardı da bu seneyi mi beklediler ?
Hani ; 30 yaşındasın evladım , 60 yaşında öleceksin .
Hayatının ilk yarısı kahır ikinci yarısı bayıl demişler gibi .
Beşiktaş varsa işin içinde ;
0-0'dır küme düşen takıma ,
Avrupa'da son dakika golüdür gördüğün ağlarında .
Beşiktaş bu ; acaba'nın başkenti , yaşlandırmanın modern hali .
Nasıl oldu da oldu , iki pas , üç çalım ,
Dört orta , beş gol görüyoruz ?
Q7 midir ilacı bu işin , Guti mi kollamak lazım yani ?
Ne oluyoruz ulan , total motal futbol oynuyoruz basbayağı !
Çok gol yeriz ama çok da atarız diyen ben ,
Kendi stadımda daha santra bilmedim !
Pozisyon dahi (de anlamında) görmedim !
Yönetim işini mi yapıyor , Schuster tarihe poster mi olmak istiyor ?
Adebayor , Robinho deniyor ....
Lan biri birşeyler anlatsın neler oluyor ?

Ben hayatımda bu kadar çok stada gitmek istemedim .
Hiç bir zaman haftasonu olsun da Beşiktaş'ı seyredelim demedim .
Bu denli heyecanlı bir bekleyişe geçmedim .
Hala erketedeyim , hemen gaza gelmiyim diyorum da .
Biri bu benim içimdeki çocuksu sevinci vursun .
Gözlerim doluyor lan !

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Kaynanası Ferrari'yi Seviyormuş ...

Beşiktaş'a yeni sezon öncesi Tomas Sivok'tan kötü haber geldi.

Dünkü idmanda sağ dizinden sakatlanan Çek futbolcunun 6 ay sahalardan uzak kalacağı açıklandı.

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Prof. Dr. Mete Düren, sağ diz ön çapraz bağlarında kısmi kopma meydana gelen Sivok'un 6 ay kadar sahalardan uzak kalacağını söyledi.
Siyah-beyazlı yönetimin bugün Çek futbolcuyla görüşerek, ameliyat tarihi kararlaştıracağı öğrenildi.