11 Ağustos 2011 Perşembe

Şükrü...


Güzel Beşiktaşlıdır Şükrü...
İş, güç, koşturma, hayat meseleleri, gönül işleri, ailesel problemleri..
Ama ayrıdır Beşiktaş 'de' - 'da' eki gibi.
Hayattır Beşiktaş, hayatta Beşiktaş...
Hayat da Beşiktaş.
Çocukluğundan beri bir şekilde sevdasının merkezinde yer alırdı.
Atkıysa atkı, formaysa forma, biletse bilet.
Elbette belli bir yaştan sonra da kombine.
Azınlık olduğu mahalle ve okulda yaşıtlarıyla, küçük olduğu evde ailesiyle tartışırdı.
Beşiktaş'ını asla savunmamazlık yapmazdı.
Ayhan Abisi gibi yenildiğinde sarılıp korumak isterdi Beşiktaş'ını...
Gazetelerin az yer verdiği köşelerde Beşiktaş,
Spor haberlerinde Beşiktaş, internette, forumlarda, her yerde Beşiktaş...
Sevgililer eskitti, sevdasını anlatamadı.
Deplasmana gitti, yari anlayamadı.
Okul, iş, evlilik...
Hayat değişirdi, Beşiktaş asla!

Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar.
Kombine aldı Şükrü, kalktı evinden gitti stada.
12 yıldır yaptığı gibi.
Tam tamına 1800 lira verdi...
Çok paraydı 1800 lira, kıydı verdi.
Yeni evlenmişti, çiçeği burnunda taksitleri bitmemişti.
Mahrum etti bir süre eğlenceden kendini, eşine bir kazak alamadı bir süre...
Tatil yerini değiştirdi belki, yapacağı bir süprizi erteledi.
Verdi, hiç gocunmadan verdi..
Ne şampiyonluk garantiydi ne de kupa.
O Beşiktaş için verdi...
Siyah beyaza adanmış bir ömür karşılığında ne bekledi ki?
İnsan yerine konulmak mı? Saygı mı? Rahat bir maç izlemek mi? Güzel bir stad mı?
Hijyenik tuvaletler mi?
Hiç bir şey...
O sadece içinden ''Sevdalı yüreklerde beyaz sürgünler...'' diye geçirdi...
Mutlu mutlu ilk maçı düşledi..

Gençlerbirliği maçı...
Hafta içi, okuldan kopmuş gelmiş, eski açıkta yerini almış.
Nasıl kar yağıyor anlatamam, söyleyemem, yazamam...
Bildiğin donuyor Şükrü, ama sahada öyle bir mücadele varki.
İçi ısınıyor sanki.
Bir İlhan atıyor bir Gençler.
Hayatında gördüğü en güzel maçlardan biri...
Kaybediyor Beşiktaş.
Olsun.
Ses gelmez ama dakikalarca eldivenleriyle alkışlıyor Şükrü, sesi kısılmış evine dönüyor Şükrü.
Kalçasında bir acı, maç öncesi karlar temizlenmediğinden buz tutmuş koltuklardan kayıp düştü.
Çanak sağlam ancak sızlıyor.
Unutuyor acısını, hatırlıyor Beşiktaş'ını...
Ne maçtı ama diyor içinden, tutarken kalçasını...

Ankaragücü maçı.
Durum kritik.
İçki bütün kötülüklerin anası..nı skymmm diyor Şükrü.
O halde yolda dahi yürüyemeyecek olan adamla birlikte gergin bir havada maçı takip ederken.
Rakı, viski, votka, bira bu.
Şişede de durmuyor, bu yandaki arkadaşta da maşallah.
Zıplarken üzerine düşünce hafif ittirmeler, yanındaki insanlara sataşmalar.
Gözler kaymış ne yapacağı belli olmaz haller.
Tırsıyor bir yandan, bir yandan da gözü sahada.
Sevdası vücut bulmuş, 11 adam da top tepmekteler.
Derken gol, gol sevinci, yandaki sarhoşun tüm sevinci alıp götürmesi.
Üzerlerine düşmesi, düştüğünden seni sorumlu tutması.
Nasıl alırlar bu tür adamları stada?
Tüm heyecanın kaybolması...

Bursa maçı...
Yağmurlu bir günde ağaçlı yoldan sevdasına koşuyor Şükrü,
Paçalar çamur, üstü başı rezil.
Ne önemi vardı, önem; birazdan göreceği çimlerin üzerindeki fiyakalı adamların üzerinde asılıydı.
Turnikeye yanaştı, ''Kartınızla daha evel girilmiş!'' ibaresiyle karşılaştı.
Diğer turnikeleri, girişleri ve görevlileri denedi.
Olmadı.
Biletix gişesine gitti, yardımcı olacak kimseyi göremedi.
Gördü, yardımcı olunmadı.
Elindeki telefondan resmi siteye girip, kombine ile ilgili başvurabileceği bir yetkiliyi aradı.
Günlerden Pazar'dı. Herkes sanırım o an maçtaydı.
Telefon açılmadı.
İçeriden gelen haykırışlara içinden ''Hadi be yavrum, Kartal yırtar'' deyip çekti gitti.
Şükrü o gün maça giremedi...
Koca bir kırk beş dakika Beşiktaşsız geçti.
İkinci yarıyı evden seyretti...
Parasını verdiği ve seyretme hakkı olan bir maçı seyredemediğinden dolayı ne tazminat davası açmayı denedi ne de Beşiktaş'ına kötü bir laf etti...
O gün öyle işte, sevimsiz geçti...

Her maç girişinde birileri vardı turnike civarında.
Anlayamıyordu Şükrü neden oradalar, neyi bekliyorlar?
Hele ki derbi maçlarda, mahşer yeri gibi...
''Abi beni de içeri sok, abi çift turnike yapalım mı?''
Ben neden kombine alıyorum diye düşündü o zaman, siz bedavaya girecekseniz?
Ben neden alıyorumki resmi forma?
Anlayamadı Şükrü, içeri girdi...

Trabzon maçı...
Sağanak halinde değil de hali vakti yerinde şekilde yağıyordu sevimsiz yağmur.
Maç günü yeşeren umutların sönmesine yol açar kapalı hava, Kapalı'ya girince açar umutlar insanın bağrında.
Ama yağmur işte, ıslatıyor...
Şükrü şemsiye alayım dedi, aldı da.
İçeri girerken polis aramasında şöyle bir şey işitti;
''Şemsiyeyi bırak geç!''
Nasıl yani? Islanacak mıydı Kapalı tribün denilip de yarısı açık cezaevinde?
''Neden?'' deyince sonu 'h' harfi ile biten bir kelime duydu;
''Yasah kardeşim yasah''
Ya sahaya atarsaymış, ya birinin gözüne sokarsaymış...
Bıraktı söylene söylene...
Islandı donuna kadar, dondu sonuna kadar maç boyunca...

Fenerbahçe maçı...
Yeni açıkta bir gram yer yok.
Şükrü ve 3 arkadaşı yer arıyorlar, tribünün altını üstünü getiriyorlar.
Bulamıyorlar.
Sonunda tellerin orda bir yer buluyorlar, sahanın birazını görebilecek vaziyette ayakta dikiliyorlar.
Saatler geçmek bilmiyor, oturmak mümkün olmuyor.
Eziyet, mağlubiyetle birlikte kol kola gecenin karanlığına ilerliyor...

Eskişehir maçı...
Maça giden bir taraftarın 5 dakika boyunca ortopedik bozukluğa yol açan geleneksel ''Cebindeki bozukluğu ayakkabısının içine bırakma'' eylemiyle stada girdi Şükrü.
Yeşilini gördü sahanın içine bir ferahlık doldu.
Yerini buldu, oturdu.
Ayakkabısını çıkarıp geleneği bu haftalık cebinde sonlandırdı.
Erken girmişti.
Karnı acıktı, bir sosisli söyledi 8 lira gerekti.
Bozukluk yetmedi, bozuldu.
50 lirayı uzattı, bozuk yok mu dendi!
Polis alıyordu bozukluğu, olsa stada sokamazdık.
''Polis almasa zaten sahaya atardık!'' dedi.
Sosisçi ironiyi anlamadı.
2 lira demir para daha cebine eklendi.
Bir çay 2 lira idi ve 10 lira uzatana 8 adet madeni para vereni de daha evel görmüştü...
Güldü geçti...
Bu bozuk düzenden daha ne beklenirdi ki?

İbb maçı...
Bunlar her maç zorluyorlar bizi dedi Şükrü.
Lakin şu an zorlayan başka bir şey daha vardı, midesi!
O son döneri yemeyecektik diye düşündü içinden.
Bozmuştu motoru...
Tuvalet aradı stadda, eli ayağı düzgün, temiz, hijyenik.
Çamuru olmayan, musluğu akan, sabunu olan, kaleboduru kırılmamış.
Bulamadı...
Tuttu...
Bütün maç tuttu...
Herkesin tuttuğu kendineydi, Allahtan Beşiktaş kazandı da...
Neyse...
O tuttu...

Galatasaray maçı...
Sonunda Sergen attı şampiyonluk geldi ama;
Şükrü, Mayıs'ın o yakıcı sıcağında, maçın başlamasına 6 saat kala içeri girip 6 saat boyunca su içemedi...
Bir kere bile tuvalete gidemedi, yerinden kımıldamayıp, uyuşan bacaklarını sevdi.
Tıklım tıkış, ağrı sızı, ölümüne yorgunluk ile maçı bitirdi...
Ha sonucunda değmedi mi?
Öyle bir değdi ki, ''Bin kere daha o eziyet sürse bin kere daha giderim şerefsizim dedi...''

Kayseri maçı...
Şükrü o gün o kadar çok biber gazı yedi ki...
Söyleyecek pek bir şey yoktu.
Ağlamayı tercih etti...

Sivasspor maçı...
Önemli elbette her maç olduğu gibi.
Kazan'ın civarında ortalığı kolaçan etmek ve tabiki tutkuya biraz daha erken garkolmak için erken gelmişti semte Şükrü.
Tezahürat yapanlar, içenler, bağıranlar, çağıranlar, maça gidenler, bekleyenler, esrar çekenler, meşale yakanlar, yemek yiyenler...
Her siyah beyaz oradaydı.
Ve bir de nötr emekçi...
Köfteciye takıldı gözü, seyyar.
İşinde gücünde ekmeğinde bir adam.
Millete dünyanın en güzel kokulu ancak bir o kadar kötü etinden veriyordu yarım denilen ekmeğin içinde dört tane.
50 kuruş veren bir köfte daha ekletiyordu ki her beş ısırığın en azından ikisi köfteye denk gelebilsin diye.
Derken bir kargaşa oldu.
Toplanan insanlar bağıranlar... Allahım o ne?
Köfteci çıkardı et kesen bıçağını etrafa salladı.
Binlerce kişinin ortasında bir adam, sallıyor bıçağı.
Şükrü'nün burnunu bir-iki kere teğet geçti.
Allahtan kimseye değmedi, ki değse yarım ekmek gibi bir yarım insan da karşımızda yere düşebilirdi.
Ne güzel şey bu ülkede yaşamak dedi Şükrü.
Şansın yanındaysa görürsün elliyi altmışı,
Yoksa eğer şansın derlerki; erken kaybedildi...
Köftecinin agresif bıçağına, maganda kurşununa, arkadaş şakasına, belediyenin logar kapağına dayalı bir düzen bu.
Kısmetse yaşarsın bu ülkede, olmadı mı?
İyi bilirdik biz herkesi...

Denizli maçı...
İlk defa eşini de götürdü maça Şükrü...
Protestolarla başlayan heyecanın sonu kötü bitti.
Nereden bilecekti eşinin yanında dayak da yiyeceğini?
Yeter dedi, yetmez dediler.
O gün birşeyler koptu kalbinden, utandı içten içten...
Belki biraz Beşiktaş, belki de futbol...
Çok üzüldü Şükrü, eşini korudu, kolladı,
Ama o günü asla unutmayacaktı...

Gaziantep maçı...
Kırılmadık koltuk kalmamıştı tribünde.
''Son maç zannedenler güruhu'' hatıralarını kollarının arasında taşıyıp eve gidiyorlardı...
Maksat hatıraydı, 3 ay sonra o kişiler yine aynı staddaydı...

Bucaspor maçı...
İkinci devre durum 2-0 idi.
Rahat bir maç oluyordu ilginç şekilde.
Bir Beşikaşlı'nın rahat bir maç seyretmeyeli 8 sene oluyordu herhalde diye düşündü Şükrü.
Sonra telefonu çaldı.
Baktı, arayan annesiydi...
Babasını hastaneye kaldırmışlar, fenalaşmış.
Koş yetiş diyorlardı.
Koşa koşa çıktı merdivenlerden, geldi kapıya.
Kapı kapalı elbette.
Bir-iki polis memuruna nefes nefese anlattı derdini.
Oralı bile olmadılar.
Görevliyi bul dediler, başlarından attılar.
Sahada ve tribünde haykırışlar bağırışlar, akılda baba.
Tırım tırım aranıyordu Şükrü, bir görevli.
Yerinde olması gereken ya da en azından kapıyı kapatmaması gereken bir görevli.
Bulamadı...
Stadın içinde kalmıştı, çok isteyerek geldiği bu yerden çok isteyerek gitmek istiyordu.
Gidemiyordu.
Rica etti, yalvardı, çıkmak istedi, babam dedi...
Olmadı...
Tansiyonunu düşürdüler babasının, kendine gelmiş.
Sonra sonra öğrendi, Allah korudu...
O, babasının yanına gidemedi...

Şükrü, Beşiktaş'ı hala çok seviyor...
Hala tribünde olmak istiyor, ilk maçı düşlüyor.
Sensiz geçen günlerin a.... k.... diyor.
İnsan yerine konmamaya alışmış, bu ülkenin stadına, insanına, düzenine, geleceğine dair inancı yok.
Tekrar aynı şeyleri yaşayacağından adı gibi emin.
Meşale yaksa içeride, gaza gelip küfür etse cezalı,
Terörist olur kendisi artık taraftar sıfatıyla sabıkalı!
''Bir artçıya bakar yaşamlardan'' birisi de onunki, şehit de olur gerekirse Beşiktaş'ı için mabedde.
Olsun diyor, özne ise Beşiktaş gerisi teferruat.
Yine bir sezon başı, yine yeni umutlar...
Şükrü haftaya kombine almaya gidiyor...

3 yorum:

GOKHAN dedi ki...

" HEPİMİZ ŞÜKRÜ'YÜZ!"

Kurgu biraz eksik de olsa eyvallah, Beşiktaş Romantizmine döndürdüğün için.

The Eagle Abroad dedi ki...

Her yerinden öpüyorum Sükrü...

t2 dedi ki...

Kurgu ve kurgu elbette ancak hikayenin maç kısımlarındaki bölümleri %90-95 gerçektir. Yaşanmış olayların ta kendisidir...

Sağolasınız...