30 Aralık 2009 Çarşamba

Efes Pilsen - Neler Yaşandı Bir Bilsen !

Koraç Kupası finali ; Efes Pilsen - Stefanel Milano . Mekan Abdi İpekçi , sene 1996 . Hiç maç kaçırmamışım kupaya uzanan süreçte ve final nasıl kaçar ulan demişim sabahleyin dokuzda sıraya girdiğimde . Maç Abdi İpekçi'de , tenha olur beklentisiyle aşınan adımlar ve büyük bir şokla kendine gelen 16 yaşında bir küçük adam ! Ben bir Beşiktaş - Galatasaray maçı hatırlarım Sergen'in attığı şampiyonluğun geldiği , ben çok kez Sığmıyoruz tezahüratlarını hatırlarım sezon açılışlarında ve ben bir de Koraç Kupası finalini hatırlarım Abdi İpekçi önünde . Aman allahım ne oluyor ? Mahşeri kalabalık sözkonusu ve maçın başlamasına daha 10 saat falan var . Okulu kırmışız gelmişiz , yanımda kızlı erkekli 20 kişi bekliyoruz . Türk milletinin bir türlü sıraya girememesi ve düzenli kuyruğu becerememesi ile 5-6 saat oradan oraya sürükleniyoruz . Son saatler karaborsacı , at hırsızı , final görmek isteyen ayak takımı da dahil olunca işkence haline dönüşüyor . 20 kişi ile başladığımız tayfa 10 kişiye düşmüş , sonra o 5 ile sabitlenmiş saatler sonra anlıyorum . İnatçıyım bu maça gireceğim .

Küçüğüm tabi o sıralar , resmen ayaklarımın yerden kesildiği zamanlar oluyor . Sıra o kadar pespaye ki koskoca insanlar ittiriyor , kaktırıyor , araya dalıyor , milleti sıkıştırıyor . Polis durur mu hiç , bilmem kaçıncı müdahalesi ile Türk koyunlarını hizaya dizmeye karar veriyor . Saatlerce kuyrukta bekleyenler cop darbeleriyle dışarıda kalıyor , ben polisin müdahale mesafesinden kaçınıyorum ve Meksika dalgasının o günkü vücut bulmuş halinde bir o yana bir bu yana itilip kakılıyorum . Bitmiyor müdahaele ve mücadele . Tek sıra olunuyor ama nafile . O sırada benimle birlikte gelen arkadaşlarım ile göz göze geliyorum , artık hiç biri sırada değil , sıranın dışındalar ve bu güruh ile sırada akraba olmak istemiyorlar , sadece bilet kuyruğundakileri seyrediyorlar , onlardan biri de benim . Acıyan gözlere sahip ise onlar !

Gişeler açılıyor en nihayetinde , hurra kelimesi duyulmasa da hissediliyor . 2 metrekarelik gişenin önü 450 insan yarıçapında diyeyim gerisini siz düşünün . Ya dışında kalacağım ya da bu çemberin içinde yer alacağım , alacağım o bileti ve gireceğim bu maça kaçarı yok . 16 yaşındasın oğlum sen gitsene evinde atari oynasana yakari makari ! Verilen 10 saate yakın emek boşa gitmemeli . Hava kararıyor iyice ve polis artık copu çocuk oyuncağı gibi kullanıyor , bacaklara çat çat iniyor o lanet demir sopa , acıyı hisseden kuyruk canavarının içine gömülerek hizaya girmiş oluyor ancak kaç kişiyiz be birader , binlerce insana mı vuracaksınız ? Kaktırma ve ittirme meselesi sonrası akrabalık derecesi ile iki bilet diyorum gişedeki adama . O kayıtsız olaya , dışarıda sülalesi boru dansı yapsa umursamaz , görmez , bilmez , duymaz ! Ne perişan olmuşum siz düşünün ki herkesi yarıp aldığım iki bileti havaya kaldırıyorum ve aldım ulaaaaan diye bağırıyorum . Yanıma 20 kişilik arkadaş grubumdan biri geliyor ve indiriyor elimi . Zira o an aç insan için ekmek ne ise maça girmek isteyen kalabalık için de bilet o ! Yaklaşık 10 saat o kalabalıkla boğuşmanın zaferi ellerimde artık ancak bir değil iki biletim var . Bakıyorum çevreme , çabuk pes edip sıradan çıkanları eliyorum , bu maça girilmez deyip karaborsa bilet kovalayıp avuçlarını yalayan ancak daha sonra nasıl olsa bu çocuk sırada , belli alacak da onu bekleyeyim diyenleri geçiyorum , hoşlanıp hoşlanmadığım da o an bir önemi yok tüm kızları pas geçiyorum ve sıra dışında beklemekten başka hiç bir şey tapmamış 15 kişilik tüm arkadaş grubuma sırt çeviriyorum . Hakedeni bulmalıyım , buluyorum da . Son polis müdahalesi ile sıradan ve yanımdan kopan , 7 saate yakın , bıkmadan usanmadan benimle o sırada duran ve elimi indirerek beni belki de ölümden kurtaran arkadaşımın eline diğer bileti koyuyorum ; ''Haydi girelim artık içeriye ...''

Hatırladığım tek şey son saniyede kaçırdıkları boş bir smaç ve o smacım onları kupadan etmesi belki de . Maçta ne oldu umrumda bile değil inanın . O gün sahada oynayanların belki bilgisi bile yoktur dışarıda yaşananların . Her yerim ağrıdı ve sızladı maç boyunca . 8 sayı ile yendik , gittik orada 7 sayı ile yenip Türk basketbol tarihine altın harfler ile Efes Pilsen yazdık , helal olsun . Ben şahsen bu başarıda az da olsa payım olduğunu düşünüyorum . Hiç bir maçlarını kaçırmadığım gibi , finalde de ezilme tehlikesi ve maç girme inadı sayesinde bu kupa içindeki çorbada bir parça tuzum olmuş oldu sanırım naçizane . Güzel günlerdi Naumoskili , McRaeli , Oyguçlu , Mirsadlı ... Değdi mi derniz onca işkenceye , hiç düşünmeden evet derim . Zira bir Avrupa Şampiyonunu gözlerimle gördüğümü eklemek isterim . Yine olsa yine gider misiniz derseniz de haydi sağlıcakla deyip o senenin oyuncu kadrosunu yazıp çeker giderim ... Ha bir de Efes , enfessin :)

1995-96
Petar Naumoski, Conrad McRae, Ufuk Sarıca, Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Mirsad Türkcan, Murat Evliyaoğlu, Mustafa Kemal Bitim, Hüseyin Beşok, Bora Sancar, Alpay Öztaş, Erdal Bibo (Antrenör Aydın Örs)

1 yorum:

efesliler dedi ki...

Bir o maçta yoktum. Zirvede Teamsystem maçında bıraktım sezonu...